• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2018-01-11
  • Antalyalı köylü kadının yıkım politikalarına isyanı nasıl bir toplumsal tepkinin biriktiğinin resmi gibi

    AKP’nin başını çektiği burjuva iktidar blokunun uluslararası diplomatik ilişkilerinde domates ya da vida pazarlığı yapacak bir tüccar düzeyine düştüğü bu günlerde, Antalyalı bir köylü kadının isyanı düştü sosyal medyaya.

     

    Videodaki domates üreticisi kadın, "Oyy Cemaati Müslimin. Bakın bu rezilliğimize bakın. 'Çok para diyorsunuz 1 liraya zor satıyoruz. Gelin de görün rezilliğimizi. Sel bastı çadırın içini sel. Sayın Cumhurbaşkanım, başbakanım. Sana oy attıysak bizi böyle et demedik. Zenginini zengin ettin, fakiri diri diri toprağa gömdün. Gör de bak bu halimize bizim" diyor.



    3 yaşındaki çocuğunun çamur içindeki görüntüsüne isyan eden kadın, "Bakın da görün. Yerken aklınıza gelsin bu çocuğun rezillikleri. Bizim hakkımızı yemeyin, yedirmeyin" diyerek de kendisi gibi emekçilere sesleniyor.

     

    Tayyip Erdoğan’a seslenen bu sahici isyanın ifade edildiği her bir kelime yaşanan hayal kırıklığının olduğu kadar, köylülüğün sürüklendiği yıkımın düzeyinin özeti niteliğinde… Hem tarım politikaları ve uluslararası siyasetteki kötü sicille doğrudan ilişkili olan yıkımın düzeyinin hem de AKP’nin dayandığı toplumsal kesimlerin bu süreç içinde yaşadıkları hayal kırıklıklarının…  

     

    Onun bu isyanı, AKP’li hükümetin (devletin de diyebiliriz!) neden domatesi uluslararası siyaset masalarının temel pazarlık argümanlarından biri haline getirdiğinin de cevabı gibi. Cevabı olduğu kadar, zayıf karnının ve esas korkularının da çarpıcı ifadesi...

     

    AKP’nin geniş toplumsal kesimler içindeki desteğini sürdürebilirliğinin bam telini, onların yaşadığı ekonomik sıkışmışlıklara bir şekilde “çare” bulmak oluşturuyor. Daha doğrusu “çare” buluyormuş gibi yapması. Yarattığı sayısız çıkar zincirinin bir ucuna da yoksulları, emekçileri bağlaması. Esasında sosyal hak olması gereken pekçok kazanımı gasbederken, bunların yerine, halkı dilenci konumuna sürükleyen çeşitli yardımlar ve destekleri ikame etmesi. Bu yardım ve destekleri, kendi lütfuymuş gibi pazarlaması.

     

    Dayandığı toplumsal kesimler içinde önemli bir yer tutan köylülüğüyse asıl olarak tarihsel gericilik birikimi ve din gibi güçlü ideolojik argümanları kışkırtarak yedekledi. Ekonomi politikalarındaysa yıkım üstüne yıkım anlamına gelen bir uluslararasılaşma ve tekelleşme sürecinin dinamosu oldu.

     

    İç pazara değil dış pazara üretim yapan ve uluslararası tekellere göbekten bağımlı kılınan köylülük, artık politikayla ekonominin, içle-dışın içiçe geçtiği bu çağda onun kirli politikalarının en büyük kurbanı oldu. Diğer şeyler bir yana ardı ardına konulan fiili ambargolar ya da boykotlar bile en çok dönüp köylülüğü vurdu. Bu sürecin öne çıkan ürünüyse domates oldu. Gümrüklerden dönen kamyon kamyon domates…

     

    Antalyalı kadının sel başmış seradan AKP’ye, Tayyip Erdoğan’a yolladığı sitemler ve altını çizdiği gerçeklerse bu sürecin ulaştığı sonuçların görülmesi açısından oldukça çarpıcı. Sadece bu açıdan da değil, saltanatını işçi ve emekçilerin daha fazla yıkımı üzerinden kurduğu halde “mış gibi yaparak” süreçleri yönetmeye çalışan AKP ve onun özgülünde iktidar blokunun çok hassas bir noktada duvara dayandığının ifadesi olarak da öyle. Çünkü küstahlık ve saldırganlıkta esas dayandıkları güç yani toplumsal taban bizzat kendi deneyimleriyle çatlıyor.

     

    Ekonomik-sosyal yıkım, bu kriz ve darboğaz günlerinde domates üreticisi kadında olduğu gibi hemen tüm emekçi kesimlerde o çok korktuğu sorgulamaların tetikleyicisi olarak işlemeye başlamış durumda. Bu gidişi durdurulabileceği bir esneme şansı da giderek zayıflayan AKP, tam da bu korkularla süreçleri baskı ve zorbalığın dibine vurarak yönetmek dışında bir seçenek göremiyor.

     

    Onun açısından bu böyleyken, direniş dinamikleri ve öncü kesimler açısından ise zayıf halkanın kavranması ve ona yüklenmenin yol ve yöntemlerinin bulunmasında bu video bir adres ve yol çiziyor.

     

    Neoliberal yıkım politikalarında ustalaşmış olan AKP artık köylü kadının nazarında bile, “Zenginini zengin ed(en), fakiri diri diri toprağa göm(en)” bir sembol. Bu henüz geniş bir toplumsal bilince ulaşmamış olsa da doğanın, suyun, havanın yağmalandığı bu barbarlık düzeninde en geride duranı bile içine çekebilecek güçlü bir nesnel gerçeklik olarak işlemeye devam ediyor. Meseleyse o nesnel gerçeğin çıkış bulabileceği, akabileceği bir gelecek tünelinin açılabilmesinde…