• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-12-04
  • Mersin’de, üniversite öğrencisi Zelal Topçul, bindiği minibüsten kaçırıldı

    Nilgün Kumru

     

    Mersin Üniversitesi hemşirelik bölümünde okuyan 20 yaşındaki Zelal Topçul, seyahat etmekte olduğu minibüsten zorla çıkarılarak kaçırıldı. Kaçırılma görüntüleri yolculuk etmekte olduğu minibüsün kamerasına kaydoldu. Görüntülerde, iki adamın minibüse binerek genç kadını kolundan zorla çekip minibüsün dışına çıkardığı görülüyor.

     

    Kaçıranların Topçul’un uzak akrabaları olduğu biliniyor. Yakınları, Topçul’u kaçıranlardan birinin genç kadınla evlenmek istediğini ancak Zelal’in kabul etmediğini belirtiyor.

     

    Nasıl bir toplum haline geldik?

     

    Kameranın kaydetmiş olduğu görüntülerde, minibüste Zelal’in dışında en az dört yolcu daha olduğu görülüyor. Zelal, kolu çekiştirilirken çığlıklar atıyor, ‘Bırak beni’ diye bağırıyor. Ancak Zelal dışında olaya tepki gösteren kimse yok. Öyle ki, arka sıradan kalkıp yaklaşan erkek yolcu değil müdahale etmek, tek bir söz bile söylemiyor. Öte yandan, ne diğer yolcular, ne de minibüsün şoförü olaya müdahil olmuyor. Görüntülere yansımamış olsa da, Zelal kayıp olduğuna göre, sokaktaki manzara da pek farklı olmamalı.

     

    Özetle; Mersin’de, güpegündüz, içinde başka yolcuların da olduğu bir minibüsten yirmi yaşında bir kadın, minibüse dalan iki erkek tarafından kolundan sürüklenerek kaçırılıyor. Kadın ne kadar çırpınırsa çırpınsın ne kadar bağırırsa bağırsın kimse olaya müdahale etmiyor.

     

    Zelal ise hala kayıp, ailesi ve polis onu arıyor.

     

    Bahaneleriniz sizin olsun

     

    Kadına şiddet sürekli türlü bahanelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Kısa etek giymek, gece vakti sokakta olmak, yalnız dolaşmak gibi her insanın yapmakta özgür olduğu davranışlar; kadın tarafından yapıldığında karşılığı “ölüm”, “taciz” ve “tecavüz” olabiliyor. Bu, bizzat devletin tepesine çöreklenen örümcek kafalı çete ve onun efradı tarafından körükleniyor.

     

    Kendi hayatıyla ilgili karar verme iradesi göstererek aslında sistemin önemli bir sacayağını, erkek egemen zihniyeti darbeleyen, çözen kadını “düşman” olarak kodlayanlar, bu yaklaşımı toplumdaki gerici geleneklere de seslenerek pamuklara sarıp yaygınlaşmasına-derinleşmesine öncülük ediyor.

     

    Zelal örneğinde de yaşanan budur. Yakınları, saldırganlardan birinin Zelal’le evlenmek istediğini ancak Zelal’in buna yanaşmadığını söyledi. Durum buysa, Zelal’in suçu(!) da belli: Kendisine biçilen “kader” kefenini yırtmak, ruhuna-benliğine sahip çıkmak. Yani sözün kısası Zelal, fikren-ruhen özgürlüğe adım atmış bir kadın olduğu için şu an fiilen özgür değil, alıkonuluyor.

     

    Olayın detayı ve içeriğini bir kenara bırakıp yalnızca basına da yansıyan yarım dakikalık süreye baksak bile, genç bir kadının güpegündüz ve insan içinde bu kadar kolay kaçırılabilmesini aklayacak, mazur gösterecek bir bahane olamaz.

     

    Çevredekilerin bu olup bitene seyirci kalmasıysa kadın sorunu karşısındaki toplumsal duruşun da tipik bir özeti gibi…

     

    Elbette kimseyi yargılamıyorum. Asıl yargılanması gerekenlerin kimler olduğunu ya da savaşılması gereken anlayışın ne olduğunu bilerek konuşuyorum.

     

    Yaşanan olay faili belli bir “özgürlük” düşmanlığı ve özgürlük yönelimin katline dönük kolektif bir suikasttır. Sorumluları da, adresler de bellidir! Asıl olarak da siyaseti, dinle-gelenek ve göreneklerle-tarihsel gericilik birikimiyle gündelik hayata taşıyanlardır.