• Paylaş

    KATEGORİ : KÜLTÜR-SANAT

    Eklenme tarihi : 2017-06-12
  • Bu evrensel devrim romanı, hemen her ülkeye uyarlayabileceğiniz kadar geniş ve derin bir sınıfsal eksene sahiptir

    Hejar Baran

     

    Yurttaş Brych, Çekoslovakya’da iktidarın işçi sınıfının eline geçtiği ilk aylara odaklansa da (Şubat 1948’den sonbahara kadarki bir dönem) aslında “vatansız” bir romandır. Olayların hangi ülkede yaşandığından ya da hangi ülkenin devrim sürecinden bir kesitin anlatıldığından da bağımsız olarak o evrensel bir devrim romanıdır. İsimleri, yerleri değiştirerek hemen her ülkeye uyarlayabileceğiniz kadar geniş ve derin bir sınıfsal eksene sahiptir.

     

    Romanda ele alınan sorunlar, çıkmazlar, geleceğe dair umut olarak imlenebilecek tüm detaylar, Türkiye ya da Rusya’da yaşanan bir devrimde de karşınıza çıkabilecek sınıfsal bir muhteva taşır. Olayların gelişim çizgisi, devrimin oluş biçimi, tarihsel koşulların farklılığı dışında hemen her şey, iktidarın işçi sınıfının eline geçtiği ya da geçeceği tüm devrimlerin özellikle ilk dönemlerinde yaşanabilecek sınıfsal-siyasal-toplumsal bir ortaklık gösterir.

     

    Yeni üretim ilişkilerinin ve bunlar üzerinden yükselen toplumsal yaşamın nasıl bir heyecan ve tutkuyla, ama aynı zamanda iç sınırlar ve zorluklarla mücadele içinden şekillendiğinin samimi bir fotoğrafıdır. Bu fotoğraf da evrenseldir. Onun bu güçlü evrenselliği, sağlam sınıf perspektifinden beslenir.

     

    İsminin bir bireyi, “yurttaşı” işaret etmesine bakmayın. Roman, hemen her sınıftan pekçok kahramanıyla, güçlü kurgusu ve samimi anlatımıyla oldukça çarpıcı-eğitici bir dönem panoraması sunar. O “bir birey” ya da “yurttaş” bu bütünlük içinde bir yere oturur ve aynı şekilde bu bütünlük onun etrafındaki ilişkiler ağı üzerinden ustaca tasarlanarak içeriklendirilir.

     

    Kimi romanlarda bu çeşitlilik bir yüzeysellik duygusu yaratır. Fakat Yurttaş Brych’teki bu çeşitlilik böyle bir yüzeysellik duygusu yaratmıyor. Hemen tüm karakterler sınıfsal-tarihsel gerçeklikleri içinde belli bir iç derinlikleriyle işlenmiştir. Sahicidirler.

     

    Bitirdiğinizde romandaki işçi karakterlerin de burjuva ve aydınların da zihninizde iz bırakacak kadar canlı-kanlı olduklarını duyumsarsınız. Özellikle öne çıkarılan iki işçi karakter, ‘kendisi için sınıf’ olmanın nasıl bir zeminde mayalandığını çarpıcı bir ustalıkla gösterir.

     

    Bu aynı zamanda komünist partinin gücünün de bir ifadesidir. Gerek partili işçiler gerekse genel olarak işçilerin partiyle kurdukları güçlü aidiyet duygusu, Çekoslovakya devrimini “bir darbe” olarak damgalamaya kalkışanların tezlerini de geçersizleştirecek bir canlılıkla sergileniyor romanda. Romanı sahici kılan da bu gerçek zemindir zaten. İşçi sınıfı içinde kök salmış bir parti gerçekliğinin yarattığı zenginlik ve özgüven…

     

    Romanın işçileri


    Romanda öne çıkarılan Petera ve Vaslav, ”atadan” proleter olup emek-sermaye çelişkisini iliklerine kadar yaşayan ve gerçekle-bilincin buluştuğu noktada da çelik sağlamlığına ulaşan iki genç işçidir. Partilidirler, partiyle oldukça güçlü bir ruhsal-kültürel ilişki içindedirler.

     

    Birbirleriyle bağlantısı olmayan bu işçiler, farklı fabrikalarda üretimden gelen güçlerinin özgüveniyle yeni bir dünya, yeni toplumsal ilişkiler ve üretim düzeni kurmanın öznesi olmanın ilk adımlarını atarlar. Tutkulu ve kabına sığmaz bir kurucu iradedir onlarda somutlaşan.

     

    Yazar bu kuruculuk sürecinin düz bir çizgide ilerlemediğini bu iki kahramanının yaşadıklarıyla hissettirir. Romanın sonlarına doğru Vaslav, eski patronunun tüm konumunu kaybetmiş, sınıf kiniyle çılgına dönmüş asalak oğlu tarafından bıçaklanarak, yaralanır.

     

    Petera’ysa parti içine sızmış karşı devrimci güçlerle oldukça ilginç bir karşılaşma yaşar. Sosyalist üretimin organizasyon sürecini çeşitli sinsice yöntemlerle sabote edecek bir konum kazanmıştır bu güçler. Kilit konuma gelmişlerdir. Onlardan biri Petera’nın karşısında sorumlu olarak çıkar. Güçlü ahlaki-moral değerlere sahip Petera’yı çok hassas bir noktasından yakalayarak denetim altına almaya çalışır. Ona, Nazi işgali günlerinde yeraltından örgütlenen antifaşist direnişte birlikte çalıştığı adamın Gestapo ajanı olduğunu söyler. Hem de hiçbir delil sunmaksızın ve bu bilgiyi hiç kimseye aktarmamasını dayatarak yapar bunu. Petera’yı bu şaibenin sırtına yükleyeceği ahlaki kamburla başbaşa bırakmak ister. Onunla hesaplaşabilmesinin tüm yollarını kapatarak…

     

    Namuslu ve partisine sonuna kadar bağlı işçiyi bu şekilde kontrol edebileceklerini sanır. Petera “parti böyle istiyorsa” uyarım ile bu işte bir gariplik olduğu sezgisinin yarattığı sorgulamalar arasında gidip gelir ve görevi kabul etmez. Proleter sezgileri ve partisini tanıyor olmanın yarattığı bu sorgulamalarla aylarca görevi kabul etmemekte direttiği gibi şaibe ve bunun gizli kalmasındaki ısrar karşısında duyduğu şüphenin de peşini bırakmaz.

     

    Sonuçta ciddi bir iç kavga ve bunalımdan sonra işçilere mahsus bir açıklık ve komünist kültürle, sorunu iş arkadaşlarına, çalıştığı fabrikadaki komiteye açar. Karşı karşıya kaldığı tezgahı anlamış olmanın rahatlığıyla hareket eder. Roman bu olay üzerinden partinin iç zayıflıklarını serimlerken, bu zayıflıkların aşılmasındaki esas güvencenin de işçi sınıfının ideolojik-kültürel dönüşümü olduğunu hissettirir. Bunu kaba biçimlerle yapmaz. Okurun gözüne sokmaz. Kurgu da, olayın akışı ve yaşanan iç hesaplaşmalar da bir o kadar derin ve okurun bulup çıkarmasını hedefleyecek bir inceliktedir. Romanın belki de en güçlü yönlerinden biri budur. Didaktik bir göze sokma biçiminde değil, gelişmeleri okurun görmesini ve bilince çıkarmasını sağlayacak bir derinlik sözkonusudur.


    Baş kahraman Brych


    Hemen tüm olaylar ve kahramanların yolu romana ismini veren François Brych’te toplanır. Brych, işçi sınıfından gelip soyut kavramlar hücresine hapsolan bir aydındır. Hukuk doktorudur, aynı zamanda bir devlet dairesinde çalışır. Babası 1. Dünya Savaşı'nda makinist olarak çalışmış, aldığı yara nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Brych’i temizlik işleri yapan annesi yoksulluk ve sefalet koşullarında büyütmüştür. Okuldayken yolu bir tüccarın oğlu olan Andre Raz’la çakışır. İkisi arasındaki ilişki çıkarlar temelinde gelişir. Zengin Raz yiyecek ve çeşitli maddi şeyler karşılığında Brych’ten kopya alır, okulu onun sayesinde bitirir. Bu ilişki içinde bile sonrasının nüveleri vardır.

     

    Roman onların çocukluk yıllarındaki bu ilişkileriyle başlar. Sonra 1948’e gelerek sürekli geri dönüşlerle devam eder. Onlarca yıl devam eder bu ilişki. Brych sınıfına yabancılaşmayla geldiği sınıfa duyduğu yakınlık arasında salınıp duran, bu ikilik içinde ruhsal altüst oluşlar yaşayan bir aydına dönüşür. Sağlam bir karakteri vardır, burjuva anlamda dürüsttür. Hayatın gerçek renkleriyle burjuva liberal kavramlar dünyası arasında asılıp kalmış gibidir. İşçilere samimi bir sevgi duyan, onların kurmaya çalıştıkları sistemde özneleşmelerini yer yer muhabbetle izleyen bu adam “özgürlük”, “demokrasi” gibi soyut kavramlar dünyasına hapsettiği bilinciyle yüreğindeki bu sıcaklık arasında uyum kuramaz. Sonuçta ihanete çıkan yola koyulur ve o yolun sonunda kafasındaki “özgürlüğün” “demokrasinin" aslında burjuvazinin her türlü çürümüşlüğünü özgürce yaşaması anlamına geldiğini anlar.

     

    Raz ve yanındaki diğer burjuvalarla ülkeyi terketmek üzere izledikleri kaçak yolda sınırı geçmek üzere bekledikleri kulübe onun için bir arınma durağı olur. O kulübede burjuvalara, tüccarlara, onların kokuşmuş dünyalarına, korkularına, işçi düşmanlıklarına, ruhlarındaki tüm kötülüklere tanık olur. Zihnini prangalayan o soyut kavramlar zinciri o kulübedeki 2 günlük bekleyişle çözülür.


    Komünist Bartos


    Romanın diğer önemli karakterlerinden biri de komünist Bartos’tur. İktidarın ele geçirilmesinden sonraki aylar Bartos için de köklü bir iç muhasebe sürecidir. Aydınlara mahsus soyutluğu, toplumsallıktan uzak-durağan-sıkıcı iç dünyasıyla komünizmle kurduğu ateşli ilişki arasındaki büyük uçurumu gördükçe kendisini de yeniden kurmak zorunluluğuyla karşı karşıya kalır Bartos. Bunu keşfettikten sonra o artık sadece yeni bir toplumu değil, onun bir parçası olarak kendisini de yeniden kurmak göreviyle karşı karşıya olan bir insana-komüniste dönüşür. Aşk da, insan-insana ilişki de bu ilişkilerdeki sorunlara tüm sahiciliğiyle dokunmak zorunluluğuyla birleşik bir keşif sürecidir artık onun için.

     

    Yurttaş Brych daha pekçok karakteri, parmak bastığı pekçok toplumsal sorun ve yansımalarıyla kelimenin her iki anlamıyla oldukça hacimli bir romandır.

     

    17 Ekim devriminin 100. yılına girerken mutlaka okunması gereken devrim romanlarından biridir.