• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2015-06-01
  • Burjuvazinin ajanları sendikaların kendilerine bırakılmasını sevinçle karşılar

    Patron uşağı zorba Türk Metal çetesinin belini kıran metal işçileri, şimdi yeni bir yol arayışındalar.

     

    Şu an için öne çıkan eğilim, bağımsız yeni bir sendika kurma eğilimi. Bu eğilim asıl olarak Türk Metal deneyiminden ağzı yanmış olan işçilerin, sektördeki diğer iki büyük sendika BMİS ve Çelik-İş'e de güvenmemelerinden kaynaklanıyor. İşçilere yol gösterme çabası içinde olan akademisyenler ve kimi sol çevreler de bu görüşteler.

     

    Ancak görkemli bir direnişin yarattığı sarhoşluk nedeniyle konu fazlasıyla tek yanlı ve kuyrukçu bir yaklaşımla ele alınıyor. Kimi yönlerden avantajlı olan bağımsız bir sendika kurma yöneliminin beraberinde getireceği sorun ve sıkıntılar yeterince hesaba katılmıyor.

    Gözden kaçırılan hayati noktalardan biri metal sektöründeki işçilerin daha geniş bir birliğini sağlamanın önemi. Sadece metal işçilerinin değil, Türkiye işçi sınıfının geleceği açısından da mevcut sendikal zayıflıklar ve bölünmüşlüğü derinleştirici olmaktan çok bunun da giderilmesine hizmet edecek tarihsel bir sorumlulukla hareket etmenin önemi hiç düşünülmüyor.

    Metalde yeni bir sendika, sektördeki bölünmüşlüğü biraz daha büyütmekle kalmayacak, bu sendikanın kuruluş süreçlerini tamamlayıp kişiliğini bulana kadar geçecek süreçte diğer parçalarda BMİS ve Çelik-İş, hatta geriye kalan enkaz üzerinde Türk Metal ağalarının saltanatlarını koruyup sürdürmelerini de kolaylaştıracaktır. Hiç hesaba katılmayan yönlerden biri de bu.

    Metal işçilerinin Türk Metal gibi BMİS ve Çelik-İş’e duydukları güvensizlik de haklı temellere dayanıyor. Bu her iki sendika da mevcut halleriyle işçiler için bir alternatif olamazlar. Ancak bunun çözümü de sadece bağımsız bir yeni sendika kurmakta aranmamalı. Bu alternatif elbette bütünüyle reddedilemez. İzlenecek yol belirlenirken kuşkusuz bu da akılda tutulmalı ve irdelenmeli. Ne var ki, bunu baştan mutlaklaştıran kolaycı yaklaşımlardan da uzak durulmalı.  

    Bu tartışmalara yol gösterici olması umuduyla işçi sınıfının büyük öğretmenlerinden Lenin’in bu konuda söylediklerini hatırlatmanın faydalı olacağını düşündük. Aşağıda aktaracağımız metin, onun işçi sınıfının karşısına önü arkası yeterince düşünülmemiş kolaycı keskin formüllerle çıkan “sol çocukluk hastalığını” eleştiri kapsamında söylediklerinden bugün konumuzla ilgili bölümlerini içeriyor.

     

    DEVRİMCİLER GERİCİ SENDİKALARA GİRİP MÜCADELE ETMELİ MİDİRLER?

     

    Lenin

     

    Alman "solları" bu soruya, tereddütsüz olumsuz cevap verilmesi gerektiği kanısındadırlar. Onlara göre "gerici" ve "karşı-devrimci" sendikalara karşı öfkeyle savrulan küfürler ve bu cinsten parlak beyanlar, devrimcilerin sarı sendikalarda, karşı-devrimci sendikalarda, sosyal-şovenlerin, uzlaşıcıların, Legien'lerin sendikalarında mücadele etmelerinin gereksizliğini "tanıtlamaya" yeter (...).

     
    Ama Alman "solları", bu taktiğin devrimci niteliğine ne kadar inanmış olurlarsa olsunlar, bu taktik, gerçekte temelden yanlıştır ve bir iki boş laftan gayrı hiç bir öz taşımamaktadır.


    (…)

    Devrimcilerin gerici sendikalar içinde mücadele etmemeleri gerektiğini, bu çalışmadan vazgeçilebileceğini, sendikalardan çıkıp, yepyeni, tertemiz, pek sevimli (ve çoğunlukla herhalde gencecik) vb. bir "işçi birliğini" ihmal etmeden örgütlendirilmesinin gerektiğini iddia eden Alman "sol"larının pek bilgili ve korkunç derecede devrimci ciddi beyanları da, bize daha az çocukça ve gülünç gelmeyecektir.


    Kapitalizm, sosyalizme, zorunlu olarak, bir yandan işçiler arasında yüzyıllar içinde yerleşmiş olan eski mesleki ve lonca ayrımlarını miras bırakırken, öte yandan (sadece tek zanaat ve meslek kuruluşları değil, bütün sanayii kucaklayan) daha geniş sanayi sendikaları haline gelebilmeleri için, yılların ve yılların geçmesi gereken sendikaları da miras bırakmıştır. Bu sanayi sendikalarının aracılığıyla, ilerde, insanlar arasındaki işbölümü ortadan kaldırılacaktır; her yönden gelişmiş evrensel bir hazırlıktan geçmiş ve her şeyi yapabilen insanların eğitimine, öğretimine ve şekillenmesine geçilecektir. Ve o zaman komünizme varılmış olunacaktır, ama ancak uzun yıllardan sonra. Bugün pratik olarak tam gelişmiş olan, kök salmış, şekillenmiş, açılıp serpilmiş ve olgunlaşmış bir komünizmin gelecekteki sonuçlarını gerçekleşmiş sayarak hareket etmek, dört yaşındaki bir çocuğa yüksek matematik öğretmeğe benzer.


    Biz, sosyalizmi kurma işine, hayali ya da bu maksatla özel olarak teşkil ettiğimiz insan malzemesiyle değil, kapitalizmin bize miras bıraktığıyla girişebiliriz ve girişmeliyiz. Hiç şüphe yok ki, bu, çok zor bir iştir; ama soruna  bunun dışında bir yaklaşış, o kadar ciddiyetten uzaktır ki, bunun sözünü bile etmek gereksizdir.


    Sendikalar, kapitalizmin gelişmesinin başlangıcında işçi sınıfına pek büyük bir ilerleme sağladılar; bu örgütler, işçilerin dağınık ve güçsüz durumuna son verip onların ilk sınıf gruplaşmalarını gerçekleştirdiler. Proleterlerin en yüksek sınıf bileşmesi biçimi, proletaryanın devrimci partisi gelişmeye başladığı zaman (ki bu parti önderleri, sınıfı ve yığınları homojen ve bölünmez bir bütün içinde birbirine bağlamayı başarmadan böyle bir ada layık olamaz), sendikalar kaçınılmaz olarak bazı gerici özellikler: bir çeşit meslek örgütü dar görüşlülüğü, siyaset dışı kalma eğilimi, rutinlere saplanma vb. eğilimi göstermeye başladılar. Ama dünyanın hiç bir yerinde proletaryanın gelişmesi, sendikalar olmadan, sendikaların ve işçi sınıfının partisinin karşılıklı aksiyonu olmadan gerçekleşmemiştir ve gerçekleşemez. Siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi bu sınıf için ileriye doğru atılmış muazzam bir adımdır. Onun için parti, eskisinden daha çok ve eski tarzla yetinmeyerek yeni bir biçimde sendikaları eğitmeli ve yönetmelidir; ama bunu yaparken sendikaların uzun süre "proleter komünizm okulu" olarak ve proleterlerin kendi iktidarlarını uygulamaya yarayan hazırlık okulları olarak, ülkenin bütün ekonomisinin yönetimin derece derece, ilkönce işçi sınıfının eline (şu ya da bu mesleğin değil, tüm işçi sınıfının eline) ve sonra da emekçilerin tümünün eline geçmesi için gerekli işçi gruplaşmaları olarak varlıklarını sürdüreceklerini unutmamalıdır.

    (...)

    Rusya'dan daha ileri olan ülkelerdeki sendikalarda, belirli bir gerici zihniyet bizdekinden daha güçlü olarak belirdi ve belirmesi de kaçınılmazdı. Rusya'da, menşevikler, bu lonca dargörüşlülüğü, mesleki ve oportünist bencillik yüzünden sendikalarda bir destek sağlamışlardı (ve şimdi bile az sayıda bazı sendikalarda böyle bir desteğe kısmen sahiptirler). Batının menşevikleri sendikalarda daha derinden "kök salmışlardır", ve bu ülkelerde bizdekinden daha güçlü, dargörüşlü, bencil, yüreksiz, çıkarcı küçük-burjuva ve emperyalist zihniyetli, emperyalizmin satın aldığı, ahlaksız bir "işçi aristokrasisi" ortaya çıkmıştır. (Bunlara) karşı mücadele, siyasi ve toplumsal bakımdan tam olarak benzerleri bir tip olan bizim menşeviklerimize karşı mücadeleden çok daha zordur.

     

    Bu mücadele amansız bir mücadele olacaktır ve mücadeleyi bizim yaptığımız gibi oportünizmin ve sosyal-şovenizmin islah olmaz liderlerinin ipliğini tam olarak pazara çıkarana ve böylelerini sendikalardan kovana dek sürdürülmelidir. Bu mücadele belirli bir noktaya vardırılmadan siyasi iktidarı elde etmek olanaksızdır (ve bu yapılmadan iktidarı alma yolunda bir çaba gösterilmemelidir de); ve bu, her yerde bir değildir, mücadelenin hangi dereceye kadar vardırılacağını, ancak her ülkenin proletaryasının aklı başında, tecrübeli ve yetkili siyasi yöneticileri tayin edeceklerdir. (…)

     

    Ama biz mücadeleyi, "işçi aristokrasisi"ne karşı mücadeleyi, işçi yığınları adına, bu yığınları kendi tarafımıza kazanmak için yaparız: işçi sınıfını kendi yanımıza çekmek için oportünist ve sosyal-şoven liderlerle savaşırız. Bu kadar açık ve belli bir ilkel gerçeği görmemek saçmalık olur. Sendika yönetici çevrelerinin gerici ve karşı-devrimci zihniyetinden, komünistlerin sendikalardan çıkmaları gerektiği!! ve sendikalarda çalışılmaması!! sonucuna varan ve kendi k e ş i f l e r i!! olan yeni işçi örgüt biçimleri yaratmak isteyen "sol" Alman komünistleri işte bu hatayı işliyorlar. Bu, burjuvaziye hizmet etmeye eşit affedilmez bir saçmalıktır.

     

    Çünkü, bizim menşeviklerimiz olsun, sendikalardaki bütün oportünist sosyal-şoven ve kautskici liderler olsun, (bizim, menşevikler için her zaman dediğimiz gibi) "işçi sınıfının içinde burjuvazinin ajanları"ndan, ya da Daniel de Léone'un Amerikalı taraftarlarının güzel ve son derece doğru deyişiyle "kapitalist sınıfın işçi kahyaları"ndan (labour lieutenants of the capitalist class) başka bir şey değillerdir. Gerici sendikalarda çalışmamak demek, gerektiği kadar gelişmemiş olan ya da henüz geri olan işçi yığınlarını, gerici liderlerin etkisine, burjuvazi ajanlarının, aristokrat işçilerin ya da "burjuvalaşmış işçilerin" etkisine terketmek demektir (...).


    Komünistlerin gerici sendikalara katılmamasını savunan gülünç "teori", "sol" komünistlerin "yığınlar" üzerinde etki sorununu nasıl hafiflikle ele aldıklarını ve bu yüzden "yığınlar" kelimesini nasıl kötüye kullandıklarını gösterir. "Yığınlara" yardımcı olabilmek için, onların sevgisini kazanabilmek için, davaya katılmalarını ve desteklerini sağlayabilmek için, oportünist ve sosyal-şoven olarak, çoğunlukla –doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak– burjuvaziyle ve polisle bağlantıları olan "liderlerin" önümüze çıkaracakları güçlüklerden, başvuracakları hilelerden, kuracakları tuzaklardan, hakaretlerden, baskılardan yılmamak gerekir. Ve mutlaka yığınların olduğu yerde çalışmak gerekir. Asıl, kurumlarda, derneklerde, örgütlerde, proleter ya da yarı-proleter yığınların bulunduğu her yerde (bunlar en gerici eğilimde olsalar bile) yöntemli, azimli, inatçı,ve sabırlı bir bilinçlendirme çalışmasıyla bütün fedakarlıkları göze almak, en büyük engelleri göğüslemeyi bilmek gerekir. (…)


     Bu gerçekler başka binlerce belirtinin de doğruladığı bir şeyi açıkça göstermektedir: proletarya yığınlarının geri "alt katlarında" beliren bilinçlenme ve örgütlenmeye doğru artan bir eğilim, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da milyonlarca işçi ilk defa olarak tam bir örgütsüzlük durumundan, ilkel, aşağı, en basit ve burjuva demokratik önyargılardan henüz kurtulmamış olanlar için en kolayca ulaşılabilir örgüt biçimine, sendikalara geçmektedirler. Ve devrimci, ama akılsız olan "sol" komünistler, "yığınlar! yığınlar!" diye bağırırlarken, öte yandan, "gerici zihniyet"lerini!! bahane ederek s e n d i k a l a r   içinde mücadeleyi reddediyorlar!! Ve yepyeni, tertemiz, burjuva demokratik önyargılardan, mesleki dargörüşlülük günahlarından arınmış bir "işçi birliği"ni ileri sürüyorlar, – iddialarına göre bu birlik geniş bir örgüt olacaktır ("olacaktır" diyorum) ve buna katılmak için sadece (sadece!) "Sovyet sistemini ve diktatörlüğü kabul etmek" gerekiyor, (yukarda aktarılan pasaja bakınız)!!


    "Sol" devrimcilerin bundan daha büyük akılsızlık etmeleri, devrime bundan daha çok zarar getirmeleri düşünülemez! Ama biz, Rusya'da, Rusya'nın ve Antantın burjuvazisine karşı ikibuçuk yıl süresince sağladığımız emsalsiz zaferlerden sonra bile, bütün sendikalara girmek için "diktatörlüğün tanınması" şartını koşsaydık, büyük akılsızlık ederdik, yığınlar üzerindeki etkimizi zayıflatırdık, menşeviklerin oyununa gelmiş olurduk. Çünkü komünistlerin bütün görevi, bilinçlenmede geç kalanları inandırmayı bilmek, onların arasında çalışmayı bilmektir, yoksa çocukça uydurmalardan başka bir şey  olmayan "sol" sloganlar ileri sürerek onlardan ayrılmak değildir.


    Hiç şüphe yok ki, Bay Gompers gibileri, Henderson, Jouhaux, Legien ve şürekası Alman "ilke" muhalefetindekiler gibi (tanrı bizi böyle "ilkeler"den korusun!), ya da IWW (Dünya Sanayi İşçileri) örgütündeki bazı Amerikalı devrimciler gibi, gerici sendikaların terkedilmesini savunan ve bunlarda çalışmayı reddeden o "sol" devrimcilere pek minnettardırlar. Hiç şüphemiz olmasın ki, oportünizmin "liderleri" olan baylar, sendikaların kapısını devrimcilere kapamak için, onları her çareye başvurarak sendikalarda safdışı edebilmek için, komünistlerin sendikalarda çalışmalarını mümkün olduğu kadar tatsız hale getirebilmek için, onları hakaretlere uğratmak, rahatsız etmek ve baskı altında tutmak için, burjuva diplomasisinin bütün manevralarına başvuracaklar, burjuva hükümetlerin, papazların, polisin, mahkemelerin yardımını bu yolda sağlamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

     

    Sendikalara girebilmek, sendikalar içinde kalabilmek ve her ne pahasına olursa olsun devrimci eylemi bu örgütler içinde yürütebilmek için bütün bunlara göğüs vermek gerekir, her türlü fedakarlığa razı olmak, (eğer gerekirse) savaş hilelerine başvurmak, gizli eylem yöntemlerini uygulamak gerekir. 1905'e kadar çarlık düzeninde "hiç bir legal olanağımız" yoktu; ama Zubatov adındaki polis, devrimcileri tuzağa düşürmek ve yenilgiye uğratmak için aşırı gerici işçi toplantılarını yaptığı ve işçi derneklerini örgütlendirdiği zaman, bu toplantılara ve bu derneklere partimizin üyelerini biz yolluyorduk (bunlar arasında yaman bir militan olan ve 1906'da çarın generalleri tarafından kurşuna dizilen Petersburglu işçi Babuşkin'i hatırlarım), bunlar, yığınlarla bağlantı kuruyorlardı, propaganda eylemlerini ustaca yürütüyorlardı ve işçileri Zubatov'un adamlarının etkisinden  kurtarıyorlardı. Hiç şüphe yok ki, kök salmış, legalci, anayasacı, burjuva demokratik önyargıları iyice benimsemiş olan Batı Avrupa ülkelerinde aynı şeyi yapmak daha zordur. Ama gene de bu yapılabilir ve bunu sistematik olarak yapmak gerekir.

     
     Bence III. Enternasyonalin Yürütme Komitesi, gerici sendikalara katılmama politikasını açıkça suçlamalı ve Enternasyonalin önümüzdeki kongresinde bu politikanın genel bir tarzda suçlanmasını sağlamak için harekete geçmelidir (böyle bir katılmama politikasının akılsızca ve proletarya devrimine niçin son derece zararlı olduğu bütün ayrıntılarıyla açıklanarak gösterilmelidir), ve Yürütme Komitesi bu yanlış politikayı –doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak, açıkça ya da üstü örtülü bir biçimde tam olarak ya da kısmen, bu önemli değildir– desteklemiş olanların davranışını da suçlamalıdır.

     

    III. Enternasyonal, II. Enternasyonalin taktiğini kırmalıdır, çözümü zor sorunlardan kaçmamalıdır, bunları örtbas etmemelidir, tam tersine, bunlara cepheden açıkça karşı koyabilmelidir. (...)

     

    "Sol" komünizm bir çocukluk hastalığı