• Paylaş

    KATEGORİ : İŞÇİ SINIFI

    Eklenme tarihi : 2014-06-15
  • 15-16 Haziran direnişi, Türk-İş cenderesine hapsedilmek istenen işçi sınıfının, sermayeye ve faşizme ani ve sert yanıtıdır

    Her işçi eylemi, proletaryanın kolektif belleğinde ve tarihinde yerini alır. En görkemli, militan ve yığınsalından yerel, cılız ve sınırlı kalanına, güncel ve geleceğe dönük başarı ve kazanımlar sağlayanından yenilgiyle tükenenine dek her eylem, proletaryanın ekonomik-sendikal ve politik deney birikimine katkıda bulunur.

     

    Sınıfın kimi yerel kimi genel ölçekte bilincine yerleşir. Fakat bunların içinde öyleleri vardır ki, yalnız yaşayanlar değil tarih de onları ayrı ve "sıra dışı" bir yere koyar. Sınıf çatışmasının keskinlik ve yoğunluğu, proletaryanın teorik ve pratik-siyasal hazinesine katkıları, sınıfın eyleme katılışındaki kapsamlılık, gösterdiği gözüpeklik vb. ile bu eylemleri, dalgalanan işçi hareketinin tepe noktaları olarak kaydeder. Dahası, sermaye cephesi de, böylesi işçi eylemlerini kendisine devrim korkusunu yaşatan "provalar" olarak unutulmazlar arasına yerleştirir.

     

    Onlardan dersler çıkararak emek ordusuna karşı yeni taktikler geliştirir. 15-16 Haziran 1970 direnişi de Türkiye işçi hareketinin tarihinde ve mücadele birikiminde bu türden bir yer tutmaktadır. 15-16 Haziran direnişi, sarı-gangster Türk-İş cenderesine hapsedilmek istenen işçi sınıfının, sermayeye ve faşizme ani ve sert yanıtıdır. O günün koşullarında proletaryanın yasalar, polis zoru ve sendikal oyunlarla Türk-İş'e doğru güdülmesi, fiilen bir sendikasızlaştırma harekâtı özelliği taşıyordu. '60'ların başından itibaren koyulaşan bir ekonomik-sosyal kriz, kapitalist ilişkilerin kıra doğru yayılması sonucu kente doğru hızlı bir göç, kitlesel işsizlik, düşük ücretler ve pahalılık zemini üzerinde yükselen işçi hareketi, patlamalar halinde seyrediyor, gelişiyordu. "Vatanperver", "milli" sendikacılık demagojisine, koyu bir komünizm ve demokratik düşünce karşıtlığına dayanan Türk-İş’in açık sınıf işbirlikçisi tutumuna karşı bu koşullarda tabandan gelme ilerici bir muhalefet doğmuştu. Muhalefet, sınıfa karşı sınıf mücadelesi fikrine dayanıyor; bunu Kavel’lerden başlayarak faşist yasallığı çiğneyen militan kitle eylemleri ile ortaya koyuyordu. Bir anda sınıfın en fazla uyanmış kesimlerinden geniş kitlelere doğru yayılan bu eylemler DİSK'i yarattı.

     

    Ağır yaşam ve çalışma koşullarının etkisi ve militan eylemin öğreticiliği ile belli başlı sanayi merkezlerinde DİSK'e akın başladı. Önderliğinin henüz sınıf tarafından fark edilmeyen reformist karakterine rağmen DİSK'e geçişin kendisi dahi polisle, Türk-İş ağalarıyla dişe diş mücadeleler, çatışmalı işgaller sonucu gerçekleşiyordu. Burjuvazi, proletaryanın kazandığı mevzileri genişletmesini ama daha çok da bu çetin savaş okulundan geçip eğitilmesini göze alamazdı. İşçi sınıfı hareketinin devrimci gelişiminin önüne set çekmek amacıyla Türk-İş'in şahsında faşist bir sendika tekeli yaratmayı hedefleyen bir yasa tasarısı hazırladı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı! Eylem sıcağını yaşayan işçi sınıfı sendikal örgütlenme özgürlüğüne yönelik bu saldırıya boyun eğmedi; sınıf çıkarlarının gösterdiği yolu izledi. Söke söke kazandığı sendikal haklarını sermayenin iki dudağının arasından çıkan söze bırakmayacağını sokaklarda akarak gösterdi. İki gün boyunca süren militan eylemleriyle İstanbul'u teslim aldı. Silahların, tankların üzerine yürüdü, üç sınıf kardeşini kurban verdi. Sonuçta proleter yumruk yerini buldu, yasa iptal edildi.

     

    15-16 Haziran'ın dönemin koşullarındaki önemi bununla sınırlı kalmadı. Direniş, proletaryanın devrimimizdeki öncü rolünün inkar eden ve bu misyonu "asker-sivil aydın zümre"ye, ordu ve bürokrasinin bir kanadına veren revizyonist anlayışa güçlü bir darbe indirdi. Devrimci potansiyelini ortaya koyan proletarya, Kemalizm ve elli yıllık revizyonizmin etkisinden kopamamış genç devrimci harekete pratik bir uyarıda bulunmuş oldu. İşçi sınıfı aynı zamanda askeri, polisi, parlamentosu, yasaları, mahkemeleri ile karşısında kenetlenmiş karşıdevrimin birleşik gücü, baskı aygıtı devleti pratikte tanıdı ve onun burjuva, sınıf düşmanı yüzünü gördü. Böylelikle o, bir yandan da Kemalizm’in ve 27 Mayıs müdahalesinin etkisiyle devrimci hareketin dahi orduya ilişkin yanılsamalarının ve beslediği hayallerin zayıflamasını sağlayacak bir işlevde bulundu. 15-16 Haziran'ın bu yöndeki dersleri artık büyük oranda aşılmıştır. Gerek tarihin "katkısı" -12 Mart ve 12 Eylül gibi iki askeri faşist darbenin yaşanması- gerek proletaryanın toplumsal ve siyasal yaşamda kazandığı ağırlık, gerekse de revizyonizme karşı daha güçlü bir Marksist donanımın varlığıyla söz konusu tartışma ve yanılsamalar, en azından o eski kaba biçimleriyle gündemden çıkmıştır. O halde 15-16 Haziran’dan günümüze kalan nedir? İşçi sınıfı bugün onunla nasıl bir bağ kuracaktır? İşçi hareketi bir süredir bir durgunluk yaşıyor. Elbette ki bu, sınıf çapında bir eylem yoksunluğu, tam bir suskunluk anlamına gelmemektedir. Burjuvazinin saldırısına karşı proletaryanın kâh şu kâh bölüğü ses vermekte, tepki göstermektedir! Ne var ki bu durum, durgunluk tanımlamasını ortadan kaldırmamaktadır. Sermaye, günlük olay haline gelen işten atmalarla, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma operasyonlarıyla, grev yasakları, sıfır toplu sözleşmeler ve özelleştirme harekatıyla orta sınıfları da yedeklemeyi hedefleyerek proletaryaya karşı topyekûn saldırı halindedir. Bu çapta bir saldırı karşısında gerek iç dayanışmasını sağlamak gerekse de sermayeye karşı atılım yapabilmek için proletaryanın bugün yeni 15-16 Haziran’lara ihtiyacı vardır. Bugün pek çok işçi eylemi ortak bir noktada birleşmektedir. Hepsi de "Mengen barikatı" diye anabileceğimiz bir yere gelip tıkanmaktadır.

     

    Bu kimi kez tam da Mengen'deki gibi asker polis barikatıyla karşı karşıya kalındığında yüz geri etme ya da zayıf bir direniş sergileme biçiminde yaşanmaktadır. Binler, on binler dahi devletin güç gösterisi ya da zoru karşısında kendini militanca ortaya koymaktan, bedel ödemekten sakınmaksızın dövüşmekten kaçınmaktadır. Bunda kuskusuz eylemde sınıfı denetleme ve dizginleme görevini üstlenen sendika ağalığının önemli rolü vardır. Fakat her şey bu etmene bağlanamaz. Proletarya, 12 Eylül vahşetinin tahribatı, bugünkü devlet terörü ve reformist hayallerle de beslenen, birleşen bir "Mengen barikatı”nı kafasında taşımaktadır. İleri öncü kesimlerde dahi militan bir çıkış yapmak, faşist yasallığı parçalamak, “çizmeyi aşmak” tıkanan eylemi devrimci bir tarzda çözmek yegane çıkış yolu olarak bilinçlere kazınmış değildir. Bu tür militan tutum önerileri, kimi kez eylem taleplerinin karşılanmasını engelleyici bir etmen bile sayılabilmektedir. İşçi sınıfı hareketinin, 15-16 Haziran’da güçlü bir tarzda ortaya koyulan militanlığa, özgürlük alanlarını ancak devrimci eylemle açılacağı inancına ihtiyacı vardır. 15-16 Haziran Direnişi, işçi sınıfının yalnızca sendikal örgütlülüğü tehdit altındaki kesimlerinin, DİSK üyelerinin değil, Türk-İş tabanının da katılımıyla gerçekleşti.

     

    O sınıfın birleşik eylemiydi. Öyle ki, eyleme katılmaya gönülsüz işçileri dahi bu sel alıp götürdü.Bölünmüşlüğü, yalnızlaşma, dayanışma ve duyarlılık eksikliğini her bir parçasında yaşayan günümüz işçi hareketi, 15-16 Haziran’ı bu yanıyla da güçlü bir esin kaynağı saymalıdır. Bırakalım başka bir sendikanın üyesi işçilerin eylemini desteklemeyi, kendi işkolundaki hatta yanı başındaki bir direnişe omuz vermeyen işçi sınıfının bu zaafı, sermayenin hanesine güçlü bir avantaj olarak yazılmaktadır. Burjuvazi, işçi hareketinin yalnız militan eyleme uzak duruşunu değil dayanışma konusundaki zaafını da görmekte, baskısını artırarak bunu körüklemektedir.

     

    Böylelikle eylemlerin ufkunu ve sınırını tahmin etmek ve tavizsiz davranmak onun için kolaylaşmaktadır. Proletarya hareketinin her çıkışı, direnişi bugün yenilgiyle, gerilemelerle, sürüncemede kalarak sönmeyle sonuçlanıyor. Elbette ki yenilgiler de sınıf için birer okuldur. Ama hiç kimse salt yenilgilerle eğitilemez. Sınıf adına, sınıfın geleceği adına onun somut, elle tutulur kazanım ve başarılara ihtiyacı vardır. Proletarya en başta kendisine olan güvenini kazanmak, geleceğinin kendi bilek gücüne bağlı olduğunu görmek zorundadır. Bu yakıcı ihtiyaç ise ancak sermayeye ödünsüz ve cesur bir yumruğun patlatılmasıyla giderilebilir. İşçi sınıfının bir 15-16 Haziran daha yaşaması gerekiyorsa, o gün bugündür. 

     

    [Devrimci Proletarya’nın 17 Haziran 1993 tarihli 29. Sayısı’ndan alınmıştır]