• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-12-29
  • A. Gül, B. Arınç gibiler sizi gaflet uykunuzdan uyandırmak için daha ne yapmalılar?!

    Bugünün Türkiye’sinde yabana atılmaması gereken bir muhalefet potansiyeli var aslında. Hem sayısal olarak hem de direnme kararlılığı bakımından Saray faşizminin uykularını kaçıracak kadar güçlü bir potansiyel bu. Fakat parçalı ve örgütsüz. “Tayyip Erdoğan karşıtlığı” dışında ortak bir hedefi yok. Bu yüzden sonuç alıcı olamıyor.

     

    Bu potansiyelin etkili bir ‘vurucu güce’ dönüştürülebilmesi için bu dağınıklık ve ufuk darlığının ortadan kaldırılması şart. Konuşmaya ya da yazmaya geldiği zaman neredeyse herkes bu tayin edici zorunluluğun farkında görünüyor. Gel gör ki, iş pratiğe gelince, herkes bildiğini okumayı sürdürüyor.

     

    “Hepimiz aynı gemideyiz, bu yüzden kuş olalım, çiçek olalım, elele tutuşarak kardeş olalım...” çağrıları yaparak sağlanamaz kuşkusuz bu birlik. Fakat yıllardan beri ‘umut bağlandığı’ halde her seferinde hayal kırıklığı ile sonuçlanmış yanlış beklentilerden kopuş, sağlıklı bir başlangıcın ilk adımı olabilir.

     

    Öncelikle, “kendi gücüne güvensizlik” illetinden kaynaklanıyor kastettiğimiz beklentiler. Tabii onun da gerisinde, “Tayyip Erdoğan iktidarından kurtulma” dışında bir hedef ve amaca sahip ol(a)mayan ufuk darlığı var.

     

    Sadece Türkiye’deki mevcut hali ve işleyişiyle değil dünyanın her yerinde her yönüyle çürümüş olan bu düzenle köklü bir hesaplaşma yerine orasını burasını yamayıp düzeltmenin ötesine geçemeyen ufuksuzluk, sürekli olarak kendi dışında yaslanacak birilerini arıyor. Onlarla bir araya gelinecek olursa güç kazanacağını zannediyor. Sınıf mücadelesinin aritmetikten çok cebire benzediğini, sayıların değil o sayılara yön veren niteliğin tayin edici olduğunu, dolayısıyla gücün öncelikle burada yattığını unutuyor.

     

    Zihniyet bu olunca, kimlerle ve hangi temelde sorularını sormaktan ısrarla kaçarak gerçekte kimin kimi örgütlediği su götürür ittifaklar kurmanın peşinde koşuyor. Bunu da “düşman saflarındaki çatlaklardan yararlanma” ya da “muhalefet cephesini büyütme arayışı” olarak yutturmaya çalışıyor.

     

    İnsana sık sık, “bu nasıl bir belkemiksizlik” ya da “bellekler ne ara sıfırlanıp yeniden formatlandı” sorusunu sorduran bu yaklaşımın vazgeçemediği saplantılardan biri de AKP’de çatlak aramak. Umut bağlanan isimler de Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik. Hatta Ahmet Davutoğlu!!! Bunlardan birinin kaşı hafifçe kalkacak olsa, “Ha şimdi bayrak açacaklar”, “AKP çatladı çatlayacak” beklentisi –ve heyecanı- kaplıyor ortalığı?!! Akıl alır gibi değil!..

     

    “Yahu bu adamlar kimler, dünya görüşü bakımından Tayyip Erdoğan’dan özsel ne farkları var, aynı yolları yıllarca beraber yürümediler mi, parti içi güç ve koltuk mücadelesi dışında hangi konuda birbirlerine ters düşüp Tayyip Erdoğan’a tavır aldılar...” soruları zihninize üşüştükçe öfkeniz kabarıyor, mideniz bulanıyor.

     

    Bu nasıl bir bellek -daha doğrusu omurga- kaybı, nasıl marazi bir aşksa, yıllardan beri kimbilir kaç kez hüsrana uğradığı halde hala canlı ve inatçı. Son iç savaş KHK’sı konusunda Abdullah Gül, her zamanki sinizmiyle ağzında birşeyler geveledi ya, yine hemen başını kaldırdı. Muhatabında saygı uyandıran çelebi bir insan olmakla siyasette ilkeli bir duruş sahibi olmanın aynı anlama gelmediğinin yaşayan örneklerinden HDP milletvekili Garo Paylan hemen, “Abdullah Gül’e de ihtiyaç var” diyerek kollarını açtı. Bir taraftan devletin diğer taraftan kemikleşmiş okur kitlesinin baskısı altında ‘deve’ mi yoksa ‘kuş’ mu olacağına bir türlü karar veremeyen Cumhuriyet hemen manşeti çekti: “Makas gitgide açılıyor”. Haber-yorumun spotu da beklentilerin dışa vurumuydu: “Gül’ün açıklamaları AKP içinde ‘artık partili gibi davranmadığı, partiden uzaklaştığı, 2019’a yönelik aday arayışındaki kesimlere prim verdiği’” şeklinde yorumlanıyordu!!!

     

    A. Gül’ün bizzat kendisi, gerçeğin tokadını bir kez daha indirdi bu ham hayal sahiplerinin suratlarına. Hapishanelerde 12 Eylül’ün tek tip dayatmasını hortlatıp linç güruhlarına yasal dokunulmazlık zırhı sağlayan KHK’yı adam resmen sahiplendi. “Doğru amaçla ve iyi niyetle yapılmış bir kararname” olarak gördüğünün altını kalınca çizdi. Sadece küçük bir “tereddütü” vardı. “İleride durumdan vazife çıkartacak bazıları hepimizi çok üzecek olaylara vesile verebilirler. Onun için ufak bir düzeltmeyle bunun önüne geçilebilir diye düşünüyordu”.

     

    “AKP’nin çatlamasına” bel bağlamayı “derinlikli yüksek politika” zannetmekte ısrarlı liberal omurgasızlığı, inatla sürdürdüğü gaflet uykusundan uyandırmak için A. Gül, B. Arınç, H. Çelik ve Davutoğlu gibiler daha ne yapsın?..