• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-11-04
  • Macaristan Sovyet Cumhuriyeti, Ekim Devrimi'nin Avrupa'daki yankısıydı

    Kavel Alpaslan

     

    Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılı yaklaşırken, konuşmaların, tartışmaların odağında haliyle Petrograd’daki Kışlık Saray’ın basılmasından sonra Bolşevikler’in iktidarı ve dünya tarihindeki durumları öne çıkıyor. İktidara geldikten sonra Bolşevikler’in, Avrupa’dan yeni ‘devrim’ haberlerini bekledikleri ancak ‘yanıldıkları’ da çokça anlatılır. Ancak bu bilgi, gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Her ne kadar sonu Bolşevikler için hayal kırıklığıyla bitse de 133 gün yaşayan bir ‘Macaristan Sovyet Cumhuriyeti’ deneyimi var çünkü… Üstelik Sovyetler Birliği ile büyük benzerlikler taşıyan bir deneyim bu!

     

    MACARİSTAN’IN KERENSKİ’Sİ 

     

    Birinci Dünya Savaşı, sadece Rusya açısından bir ‘felaket’ değildi. Savaş, mağluplarına en az Rusya kadar açlık, zulüm ve talan getirmişti. Savaşa Almanya’yla birlikte giren ve yenilgiyle çıkan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda kriz kapıdaydı. Ekim 1918’de Budapeşte’deki işçiler kansız bir devrim gerçekleştirmiş, liberal ve sosyal demokrat güçlerin işbirliğiyle muhafazakar aristokrasiye dayalı eski rejim devrilmişti.

     

    Macaristan, Rusya kadar Marksist bir geleneğe sahip değildi. Ancak tarihsel ve idari anlamda her iki ülke de benzerlikler taşıyordu. Macaristan’da aristokrasinin yıkılıp yerine gelen sosyal demokrat-liberal yönetiminin yaptıklarına bakıldığında Şubat 1917 Devrimi’nin akıllara gelmemesi olanaksız. Şubat ayında Rusya’da işçilerin eylemi beklenmedik bir şekilde Çarlığın otoritesini sonlandırmış, yerine kimi sol partilerin de içinde bulunduğu liberal bir Geçici Hükümet kurulmuştu. Rusya’da ilk önce Prens Lvov, daha sonra Devrimci Sosyalist Parti’nin (S.R.) lideri Aleksandr Kerenski Geçici Hükümet’in başına geçmişti. Macaristan’a baktığımızda, Aster Devrimi’nden sonra Geçici Hükümetin başına oturan liberallerden Kont Karolyi için de ‘Prens Lvov’ ya da ‘Kerenski’ benzetmesi yapmak çok da yanlış olmaz.

     

    DEVRİMİ TAŞIYAN SAVAŞ ESİRLERİ

     

    Karolyi hükümetine şimdilik bu kadar değinelim ve kısaca Macar Komünist Partisi’nin kurucularından Bela Kun’dan bahsedelim. Hukuk eğitimi sırasında Macaristan Sosyal Demokrat Partisi ile tanışan Kun, bir yandan da da gazetecilik yapmaktaydı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Avusturya-Macaristan ordusuna katıldı, 1916 yılında Rus ordusu tarafından esir alındı. Ancak bu esirliği, Kun için yeni bir sürecin başlangıcı anlamını taşıyordu. O dönem Rus ordusu içinde örgütlenmeleri güçlü olan Bolşevikler, fikirlerini esirler aracılığıyla dünyaya yaymaya çalışıyordu. Kun, hem Rusya hem de düşman ülke işçi sınıflarının aynı anda ayağa kalkmasını düşleyen Bolşeviklerle bağlantı kurdu ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) üye oldu.

     

    Kun burada uzun bir süre savaş esirleri arasında örgütleme çalışması yaptı. Savaş esirleri denilince sayılarını hiç de az düşünmemek gerekiyor. Rusya, Şubat Devrimi sırasında çoğunluğu Bolşeviklere sempatiyle bakan yaklaşık yarım milyon Macar esire ev sahipliği yapıyordu. Hitabet ve ikna etme gücü yüksek biri olan Kun, Moskova ve Omsk’ta açılan okullarda eski Macar esirlere siyasi eğitim verdi. Bu esirlerin tekrar Macaristan’a dönecek olması, Macaristan Sovyet Cumhuriyeti’nin (MSC) kurulmasında etkili olacaktı.

     

     

    TOPRAKLAR PAYLAŞILIYOR, ŞATOLAR YANIYOR

     

    Pek çok asker gibi ülkesine gelen Kun, vakit kaybetmeden Macaristan Komünist Partisi’nin (MKP) kuruluş çalışmalarına başladı. Partiye askerlerin yanı sıra sosyal demokratların ‘sol’ kanadı ve Bolşeviklere yakınlık duyan gruplar da katıldı. Bu sırada Karolyi hükümetiyse sıkışmış bir durumdaydı. Dış politikada barış sorunuyla karşı karşıyaydı. İçerideyse ekonomisi tarıma dayalı Macaristan’ın her yerinde köylüler topraklara el koymakta ve bölüşmekte, şatolar yanmaktaydı. Komünistler ise hızla büyümekteydi. Partinin yayın organı Vöröş Ujsag (Kızıl Gazete), bir ayda 20 bin tiraja ulaşmıştı. Kun, bu gazeteyi kullanarak hükümete karşı cephe aldı ve sonunda tutuklandı.

     

    Sokakta Karolyi karşıtı eylemler tüm kızgınlığıyla sürerken bardağı taşıran damla dış politikadan geldi. Rumen birliklerin daha önce işgal edilmemiş topraklara girmesi ve bunun sonucunda yaklaşık iki milyon Macarın sınır dışında kalacak olması hükümetin meşruluğunu da tartışılır hale getirmişti. Hem İtilaf Devletleri’ne ‘yem olmak’ istenmemesi hem de ülkedeki genel bunalım, sosyal demokratlarla MKP’yi birleştirdi ve böylece Macaristan Sovyet Cumhuriyeti (MSC) doğdu.

     

     

    LENİN: MACAR PROLETARYASI BİZİ GEÇTİ

     

    MSC’nin bu doğumuyla ilgili kimileri sadece ‘milliyetçi motivasyonların’ sebep olduğu yorumu yapmakta. Bunda haklılık payı var elbette ancak ülkede o ana kadar gelişen işçi ve köylü hareketlerinin de bu cumhuriyetin kurulmasında etkili olduğu apaçık bir gerçek. Üstelik hareket Lenin tarafından da şiddetle desteklenen bir hareketti ve bu gayretler tabanda da karşılık bulmuştu.

     

    Sosyal demokratlar ve MKP arasındaki ittifaktan Lenin memnundu. “Macar proletaryası şimdiden bizi geçmiş görünüyor. Macar işçi yoldaşlar, proletaryanın gerçek diktatörlüğü platformunda bütün sosyalistleri birleştirerek dünyaya Sovyet Rusya’dan daha iyi bir örnek gösterdiniz” diyordu, çünkü henüz Lenin için her şey olması gerektiği gibi gidiyordu. Avrupa’da, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın karşı tarafındaki bir ülkenin işçi sınıfı, yönetimi tam da kendileri gibi ele geçiriyordu. Devrim pek çok açıdan Rusya’ya kıyasla çok daha hızlı ve radikal işliyordu. Kısa bir süre içinde fabrikalar kamulaştırıldı, işçilerin kiraları düşürüldü, ücretleri artırıldı, İşçi Konseyi’nin çağrısıyla Budapeşte’deki işçi nüfusunun neredeyse yarısı gönüllüler ordusuna katıldı. ‘Lenin Gençliği’ olarak bilinen grupsa eski rejimin sabıkalı liderleri ve zenginlerinin peşine düştü.

     

    LENİN-KUN ANLAŞMAZLIĞI

     

    Buraya kadar halk desteğini arkasına alan devrim, tarım alanında tökezledi. Toprakların kamulaştırılıp kolektif ekilmesi talimatı verildi. Karara göre 57 hektardan geniş tüm topraklar kamulaştırıldı. Ancak bu, tarım nüfusunun yaklaşık yüzde 48’ini oluşturan küçük toprak sahipleri ve orta köylülerin kamulaştırmanın dışında kalmasına sebep oldu. Arazilerin topraksız köylere değil tarım kooperatiflerine devri tarım alanındaki tek ‘sorun’ değildi. Nitelikli eleman kıtlığı devrim hükümetini zorlamaktaydı. Bu soruna eski arazi sahiplerine ‘yöneticilik’ görevi verilerek çözüm arandı. En nihayetinde devrim, köylerde desteğini kaybetmeye başladı.

     

    Sovyet Rusya’sında da benzer bir süreç yaşanmış ancak Lenin daha rasyonel politikalarla süreci zamana yaymıştı. Macar Devrimi’nin bu hamlesi Lenin tarafından ‘zamanlaması yanlış’ ve ‘iddialı’ olarak yorumlandı. Kun, pek çok anlamda Lenin’den çok daha az ‘pragmatik’ biriydi. Müdahale edilmesini istemediği kırmızı çizgileri vardı ve öz güveni yüksek birisiydi. Lenin’in uyarılarına “Bırakın devrimimizi tarımsal alanda da yapalım. Bunu Ruslardan daha iyi yapabilecek durumdayız”sözleriyle yanıt verdi.

     

    Bela Kun işçilere seslenirken…

     

    KUN’UN İTİLAF’A BOYUN EĞMESİ

     

    Ancak MSC’nin tek sorunu köylü sorunu ya da Sovyet Rusya’sına göre daha az pragmatik olması değildi. Dış politikada, Karolyi’den devralınan enkaz, farklı bir şekilde devam ediyordu. Komşu bölgelerde de yoğun propaganda çalışmalarına giren MSC’nin etrafı düşmanlarla sarılıydı. Çekoslovak ve Rumen destekli Sırbistan’daki Macar sürgünleri, sosyalist yönetimi devirmek için fırsat kollarken İtilaf Devletleri de bölgenin Sovyet Rusya’ya yaklaşmasını istemiyordu. Bu nedenle İtilaf Devletleri MSC’ye diğer mağlup ülkelere olmadığı kadar esnek davrandı. Macaristan sınırının belirlenmesi ve Romanya arasında tarafsız bölge kurulması önerilirken MSC’den dışarıda yürütülen propagandaya son verilmesi ve Macar ordusunun kaybettiği bölgeleri alma harekatının sonlandırılması talep ediliyordu.

     

    MSC’nin bu öneriyi reddetmesiyle birlikte Rumen ve Çek saldırısı da başlamış oldu. Buna karşın devrim hükümeti, işçi konseylerine yaptığı çağrılarla beraber Macar Kızıl Ordusu’nu kurdu. Slovakya cephesinde başarılı olup iç bölgelere kadar ilerledi ve burada Slovak Sovyet Cumhuriyeti kuruldu. Ancak Rumen ordusunun ilerlemesi de olduğu gibi duruyordu. Paris Konferansı Başkanı Fransız lider Clemenceau MSC’den, Slovakya’dan çekilmesi karşılığında, Rumen ordusunun işgal ettiği bölgelerden çekileceğini öneriyordu. Tartışma yaratan bu öneri sonunda kabul edildi. Macar Kızıl Ordusu Slovakya’dan çekildi ancak Rumenler anlaşmaya uymadı ve savaşa devam etti. Bu, ordu içinde inanılmaz bir moral bozukluğu yarattı. Büyük kayıplar sonucu kurulan Slovak Sovyet Cumhuriyeti’ni Çekler darmadağın etmişti.

     

    Bu süre içinde Kun, Lenin’den askeri yardım istemiş ancak Lenin ‘yardıma gelemeyecek durumda olduklarını’ belirtmişti. MSC’nin düşmanları da bu moral bozukluğundan cesaretlenmişti. Ülkenin uluslararası alanda meşruluğunu ve desteğini yitirmesiyse devrimin tamamen boğulmasına neden oldu. 1 Ağustos’ta Devrimci Yönetim Konseyi, iktidarı sendikaların kuracağı bir yönetime devretme kararı verdi. Böylece sosyal demokrat-komünist koalisyon yerini Gyula Peidl yönetimindeki sağ koalisyona bıraktı. Kun ve yakın çevresi, Avusturya’ya kaçtı. Rumen orduları ise kolayca Budapeşte’ye girdi. Macaristan eski rejimden komün bir yönetime hızla geçse de karşı devrim, dehşetiyle gelmişti. Devrim günlerinde ölü sayısı 734 iken, karşı devrim cephede hayatını kaybedenler hariç 5 bin can almıştı.

     

    EKİM’İN AVRUPA YANKISI

     

    Sonuç olarak Macaristan’da devrim, dış müdahalelerin baskıları ve aldatmacalarıyla boğulmuş oldu. Lenin bu başarısızlıktan Kun’u sorumlu tutuyordu. Kun’un dış politikada boyun eğmesi başarısızlıktaki kilit etken olarak gözükse de iç politikada da durum parlak değildi. Savaş koşulları pek çok iç sorunu açıklayabilecek olmasına rağmen MSC’yi Sovyet Rusya’sından ayrı kılan pek çok neden vardı. Kun, Marksizmin modernist yorumuna karşı çıkmıştı. Marksizmin daha geleneksel yanının hele ki dış destekten uzak bir noktada uygulanmaya çalışılması da Macar sosyalistleri rasyonel politikalardan uzaklaştırmıştı.

     

    Ancak Macar deneyimini, sosyalist tarihte tam anlamıyla bir başarısızlık olarak okumak asla doğru olmaz. Ekim Devrimi’nden sonra Lenin’in Avrupalı proleterlerin yönetimi devralması beklentisi cılız da olsa bir karşılık bulmuştu. Üstelik bu devrim, Ekim Devrimi’nin adeta bir ‘Macar versiyonu’ olarak yaşanmıştı. Ve Ekim Devrimi’ni ‘istisna’ olmaktan kurtarmıştı…

     

    Duvar