• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2015-07-27
  • Proletaryanın devrimci sınıf bakış açısı, terörizmden olduğu gibi, küçük burjuva maceracılığından da ayrılır

    Son ayların belki de en çok kullanılan kavramı "terör". Faşistinden revizyonistine kadar tüm burjuva sözcülerin ağzından düşmüyor bu kavram. Hepsi elbirliğiyle "teröre karşı cihad" açmış durumda. Kürt devrimci ulusal kurtuluş hareketi, onların gözünde ve dilinde "ayrılıkçı terör hareketi".Devrimcilerin başvurduğu silahlı her eylem, onlara göre "terör eylemi".Terör "toplumun başbelası... Demokrasinin düşmanı... Bütün kötülüklerin nedeni..." O halde "Kahrolsun Terör!".Yapılan propaganda ve estirilen hava bu.

     

    Peki ama nedir "terör"! Bir "terör edebiyatı"dır gidiyor; bu arada "teröre karşı mücadele" adı altında Kür-distan'da ve Türkiye'de şiddet ve zorbalığın en hayasız biçimlerine başvuruluyor. Devrimciler, yurtseverler hatta silahsız kitleler kurşuna diziliyor, toplu işkencelerden geçiriliyor, gözaltında "kaybediliyor", cenazelerine bile olmadık hakaret ve aşağılık saldırılarda bulunuluyor, vb., vb. "Terörist eylem" olarak lanetlenmeye çalışılan eylemlerle, "teröre karşı mücadele" adı altında "haklı ve meşru" gösterilmeye çalışılan alçaklıklar yan yana konulduğunda bile işin aslını sezmemek mümkün değil.

     

    Terör sözcüğünün kaynağı, Latince TERROR (korku) kelimesi. Sözlükler onu kısaca, "siyasal düşmanlarını fiziksel olarak yoketmeye kadar varan korkutma politi­kası" olarak tanımlıyor.

     

    Bu tanım bize, 'terör'ün en temel unsurlarını verir. O en başta bir siyasal mücadele yöntemidir. Bu anlamda, siyasal bir nitelik ve amaç taşımayan, örneğin feodal kan davasından kaynaklanan çatışmalar ya da bir kabadayının semtinde zorbalık estirmesi gibi eylem ve tutumlar "terör" olarak nitelenemez. İkinci olarak, terör, bir şiddet politikası ve eylemidir. Şiddete dayalı olması, onu, siyasal mücadelenin diğer –özellikle 'barışçıl'– biçim ve yöntemlerinden ayıran temel özelliğidir. Ancak, tam bu noktada çok sık düşülen bir hatadan sakınmak gerekir: Her siyasal şiddet eylemi ya da şid­deti içeren her politika "terör" olarak nitelenemez. Terör, siyasal şiddetin özel ve yoğunlaşmış bir biçimidir. Açıkça ya da üstü örtük olarak "zor"a dayalı her siyasal baskı, örneğin bir grevin yasaklanması, bir mitingin copla dağıtılması hatta kan dökülmesi gibi baskı ve şiddet uygulamaları "terör" değildir. Terör'ün içerdiği şiddet aşırı ve ölçüsüzdür. Bu nedenle "terör" sözcüğü çoğu kez "vahşet" anlamında kullanılır, kan ve katliamı çağrıştırır, kestirmeden gidildiğinde "siyasal kıyıcılık" şeklinde tanımlanır. Şiddette sınır tanımazlık, "terör"ün amacı ile de bağlantılıdır. Terörün amacı, si­yasal hasımlarını fiziksel olarak ortadan kaldırmak ya da korkuyla sindirmektir. Böyle bir amaç, şiddetin "herhangi bir biçimi" ile yetinemez, daha doğrusu kendini baştan belli bir sınırla sınırlamaz. Bu "sınırı" sadece çatışan taraflar arasındaki güç dengesi, aradaki çelişkilerin şiddeti ve keskinliği belirler.

     

    Öte yandan, terörün içerdiği şiddet öğesini sadece şiddetin somut uygulanışından ibaret görmemek gerekir. Terör politikalarında şiddet, şiddet tehdidi biçimin­de de kendini gösterir. "Koyduğum sınırı aşan, sınırsız şiddetimin de hedefi olur" şeklinde özetleyebiliriz bu tehdidi. Zaten terör politikalarının yıldırıcı etkisi de, bu tehditte ve böyle bir tehlikenin gerçekten var olmasında yatar.

     

    "Terör" kavramının tanımından ve temel öğelerinden hareketle üç çıkarsama yapabiliriz; birincisi, terörün kaynağı, bazı kişi ya da grupların "sapkınlıkları" vb. değil, toplumun yöneten-yönetilenler şeklinde düşman sınıflara bölünmüş olmasıdır. İkincisi, terör, farklı tarih­sel misyonlara sahip olan sınıfların her birinin elinde farklı anlamlar kazanır. Bir avuç sömürücünün toplumun ezici bir çoğunluğu üzerindeki egemenliğini koruma ve sürdürme çabası içinde olan burjuvazinin elinde terör, aynı zamanda insanlığın tarihsel gelişmesini geciktirmeye çalışmanın bir aracıdır. Proletaryanın elinde ise o, "yitirdikleri cenneti" yeniden ele geçirmek için en çılgınca maceralara ve en hayasız saldırılara kalkışabilecek olan devrilmiş sömürücü sınıfların karşıdevrime girişimlerini engellemek gibi devrimci bir işleve sahiptir. Üçüncüsü, bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı ve egemenlik aracı olan devlet, aynı zamanda en organize terör aracıdır.

     

    Terör kavramını siyasal literatüre kazandıran burjuvazidir. Terör, bir burjuva devrimi olan Fransız Devrimi'nin 1793-94 yıllarını kapsayan kesitine adını verdi; Fransız Devrimi'nin tarihinde bu dönem "Terör Dönemi" olarak adlandırılır. Bu kesitte iktidar, burjuvazinin devrimci kanadını oluşturan Jakobenler'in elindeydi. Jakobenler, devrik feodal sınıflar ve onların iktidarının temel dayanaklarından biri olan Kilise'nin devrime karşı direnişini hiç bir yasayla sınırlanmamış bir şiddete başvurarak, ezmekten ve burjuva devrimini sonuna kadar götürmekten yanaydılar.

     

     

    1793-94 Terör Yılları, burjuvazinin devrimci yıllarıydı. Ama daha sonradan kendi tarihinde en sert saldırılar yönelttiği yıllar da bu yıllar oldu. Bu yılları kendisine yakıştıramadı! Onun bu konuda duyduğu pişmanlık, terö­rü sonuçta kendisi gibi sömürücü bir sınıfa ve gericiliğe karşı uygulamış olmaktan ileri gelen bir pişmanlıktı. Yoksa terörün kendisinden duyulan bir pişmanlık değildi. Aksine o, işçi sınıfı tarih sahnesine kendi talepleri ve bayrakları ile çıktığı ölçüde gericileşti ve proletaryaya karşı en azgın teröre başvurmakta hiç tereddüt göster­medi. Proletaryanın kendi talepleriyle her ayağa kalkışının ardından, zalimlikte sınırsız bir beyaz terör dalgası estirmeyi gelenek haline getirdi. Yumuşakbaşlılık ve iyi huyluluklarının bir nişanesi olarak giyotini yakan Paris Komünarlarını "terörcü" olarak ilan eden burjuvazi, Komün'ün yenilgisinin ardından giriştiği terör seansında, birkaç hafta içerisinde 25-30 bin insanı hem de çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden katletti. Öyle ki, dökülen kanın çokluğundan Sen nehri bir süre kızıl aktı. İşçi sınıfına 8 saatlik işgünü, sendikalaşma, vb. hakları verme­mek, sınıfı bu taleplerden vazgeçirmek için bile burjuvazinin ne kadar proleter kanı içtiğini görmek isteyen tarihe şöyle üstünkörü bir bakabilir.

     

    Emperyalizm çağında ise beyaz terör, burjuvazinin zaman zaman uyguladığı bir yöntem olmanın da ötesine geçti. "17 Ekim Devrimi"nin ardından sosyalizmin pratik bir alternatif halini aldığını gören finans kapital ve bağımlı ülkelerdeki işbirlikçileri faşizme yöneldiler. Faşist diktatörlüğün kurulduğu ülkelerde açık terörü gün­lük yaşamın bir parçası haline getirdiler.

     

    Ülkemizde de, TC'nin ilk yıllarından bu yana Kürt ulusu, işçi sınıfı ve tüm emekçiler üzerindeki devlet te­rörünün hiç eksilmediği bilinmeyen şeyler değildir. Her şey bir yana, jandarma ve polis denince halkımızın ilk aklına gelenin dayak, işkence olması bile tek başına yeterince açıkla­yıcıdır. Bugünkü devlet terörünü görmemek içinse, faşist "terör demagoji"si ile gözlerin kararması, beyinlerin ve yüreklerin burjuvazinin hizmetine sunulmuş olması gerekir. Bu ülkede bir terörist vardır: O da, komünistleri, devrimcileri, yurtseverleri "terörist" diye sahtekarca suçlayıp duran devletin kendisidir. Dahası o, –ayakta kalabilmek açısından– buna mahkumdur da.

     

    Terör silahını ilk çeken ve onu giderek yoğunlaşan bir şekilde proletaryaya, emekçilere ve mazlum uluslara karşı kullanan burjuvazidir. O halde, karşıdevrimci terörün hedefi durumunda olanların da buna karşıdevrimci şiddete başvurmaları tama­men haklı ve meşrudur. Ulusal ve sosyal kurtuluş için mücadele eden devrimci güçlerin, kendilerini ezen ve sömüren sömürücü sınıflar ve emperyalizme karşı silaha sarılmaları ve silahlı şiddet biçimlerine başvurma­ları onları "terörist" yapmaz. Dişinden tırnağına kadar silahlanmış ve iktidardan ve ayrıcalıklarından asla gönül rızasıyla vazgeçmeyecek olan sömürücü sınıflarla emperyalistlerin boyunduruğunu kırmak için şiddete daya­nan devrimden başka bir yol yoktur. Devrim (veya içsavaş) şiddetin en yoğun yaşandığı bir kesittir. Bu "olağanüstü" dönemlerin şiddeti terör öğelerini de bağrında taşır. Ama devrim asla bir terör eylemi değildir.

     

    Devrimci güçler, sadece "devrim dönemleri"nde değil, devrimin hazırlanması sürecinde de "zor"u kullanır, şiddete dayalı biçimlere başvururlar. Kitlesel veya küçük gruplar eliyle uygulanan bu şiddet eylemleri, devrimin güçlerini korumak, karşıdevrimin güçlerini yıpratmak ve geriletmek, devrimci faaliyetin önüne çıkarılan engelleri bertaraf etmek ve devrimci kitle hareketinin gelişimine katkıda bulunmak amacına ve işlevine sahip olduğu sürece "terörizm" olarak nitelenemez. "Kimler tarafından, kimlere karşı, hangi amaçla" sorularını sor­maya gerek duymaksızın her siyasal şiddet eylemini "terör" ve "terörizm" olarak niteleyen burjuvazi ve oportünistler, bununla hem burjuva devletinin terörizmini gizlemeye çalışırlar, hem de haklı ve meşru devrimci şiddet eylemleri ile çoğu kez burjuvazinin ekmeğine yağ süren küçük burjuva terörizmi arasındaki sınırları bulanıklaştırmaya çalışırlar. Kör bir şiddet tutkunu olan küçük burjuva anarşistlerinin terörist çizgi ve eylemleri ile, proleter veya küçük burjuva devrimci şiddet eylemleri aynı kefeye konulamaz. Birinciler için terör her şeydir, aracın da ötesinde artık adeta bir amaç halini almıştır, devrimci kitle çizgisini esas almak, kitleleri ve asıl onların şiddetini örgütlemeye çalışmak perspektifi yoktur, bunun yerine her durum ve koşulda şiddeti esas alan, şiddete dayanan mücadele biçimleri tek biçim olarak mutlaklaştıran bir yaklaşım vardır. Bu yakla­şımın pratikte, bir avuç "öncü"nün kitle mücadelesinin dışında ve kitlelerin uzağında devletle adeta düelloya girişmesi şeklinde yozlaşması kaçınılmazdır. Bir zamanlar İtalya'da Kızıl Tugaylar, Almanya'da Baader-Meinhoff grupları gibi gruplar küçük burjuva terörizminin temsilcileridir.

     

    Proletaryanın devrimci sınıf bakış açısı, terörizmden olduğu gibi, küçük burjuva maceracılığından da ayrılır.

     

    Bu ayrım, en başta devrimci kitle çizgisi anlayışında gösterir kendini. Devrimi kitlelerin eseri olarak gören proleter yaklaşım, şiddete dayalı mücadele biçimlerini her durum ve koşulda geçerli tek veya esas biçim olarak mutlaklaştırmak yerine onların yerini her somut durumda, kitle mücadelesinin gelişim düzeyi ve seyrine göre belirler ve mücadelenin diğer biçimleri ile birlikte ele alıp kullanır. Öte yandan aynı küçük burjuva sınıf temeline dayansalar da, şiddete dayalı mücadele biçimlerini her durum ve koşulda geçerli tek veya esas biçim olarak mutlaklaştırma noktasında birbirlerine oldukça yaklaşsalar da, maceracılığın pratikte sık sık "devletle düello" mantığı ile hareket etse de bir bütün olarak küçük burjuva maceracılığı ile terörizm yine de bir ve aynı şeyler değildir.

     

    [Devrimci Proletarya, 14 Mayıs 1992, Sayı 10]