• Paylaş

    KATEGORİ : DÜNYA

    Eklenme tarihi : 2017-01-08
  • Emperyalist güçler arasında doğrudan çatışma riski büyüyor

    Nergis Torul

     

    Kapitalist emperyalizmin yapısal krizi derinleştikçe yeni sorun ve tehlikeleri de beraberinde getiriyor.

     

    Bunlar bir yönüyle krizdeki derinleşmenin sonuçları olarak karşımıza çıkıyor fakat 'doğdukları an'dan itibaren herbiri krizi derinleştiren birer 'neden' özelliği kazanıyor. İlk anda 'sonuç' gibi görünenlerin birçoğu zaten krizin bir parçası, onun bileşenlerinden...

     

    Emperyalist güçler arasındaki çelişkilerin ve rekabet savaşın keskinleşip şiddetlenmesi bu son türden 'neden-sonuç' diyalektiğinin bir örneği.

     

    Kapitalist sistemi krize sürükleyen temel nedenlerden biri olan 'rekabet' dinamiği, kriz evrelerinde yeni boyutlar kazanmış, kapsama alanı genişlemiş ve keskinleşmiş olarak karşımıza çıkar. Emperyalist sermayenin yeniden üretim süreçlerinde tıkanma olarak kendini gösteren “kar oranlarında düşme” yasası, “gelişmenin eşitsizliği” yasasının işleyişiyle de birleşmiş olarak yangını büyüten bir rol oynamaya başlar.

     

    Bu 'yangın', dünyanın kaderi üzerinde etkili emperyalist güç ve kampların hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde eski dengelerin ve ilişkilerin bozulmasına yol açar. Ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik güçlerdeki farklılaşmalara bağlı olarak etki ve nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı talepleri boy gösterir. Başlangıçta bir süre diplomatik-siyasi ve ekonomik savaş yöntemleriyle yürütülen bu çekişme, paylaşım amacıyla girişilen emperyalist savaşların da kaynağıdır.

     

    Bu tehlike, günümüzde ritmik olmaktan da çıkan bir hızla büyüyüp belirginleşiyor. Emperyalist rekabetteki keskinleşme, Afganistan, Irak, Libya, değişik Afrika ülkeleri, Ukrayna, Kırım ve Suriye örneklerinde bugüne dek “vekalet savaşları” biçiminde karşımıza çıktı. Şimdi bu rekabetin doğrudan askeri çatışmalara dönüşme riski büyüyor. Son aylarda bu yönlü belirtiler çoğaldı. Bu belirtiler gündemde öne çıkan sıcak çatışmaların tozu dumanı arasında gözlerden kaçabiliyor çoğu kez. Fakat dünyanın nasıl bir gidiş içinde olduğunu görmek, bu arada tekil ve yerel olgu ve gelişmeleri de bu bütünlüğün içine oturtarak doğru okuyabilmek için bu körlükten sıyrılmak gerekli.

     

     

    Amerikan ve Çin donanmaları arasında Güney Çin Denizi'nde sürtüşmelerin artışıyla ABD'nin Doğu Avrupa'ya yeni askeri birlikler sevkiyatını hızlandırması bu belirtilerin iki güncel örneğini oluşturuyor.

     

    Amerika, “Atlantik Çözüm Operasyonu” adını verdiği bir plan dahilinde Avrupa'ya asker yığmaya başladı. Bu, 'Soğuk Savaş' sonrası yapılan en büyük sevkiyat. İki hafta süreceği açıklanan sevkiyatla Avrupa'ya zırhlı muharip birlik yığınağı yapılıyor.

     

    Bu yığınağın Rusya'ya gözdağı amacıyla yapıldığı açık. Amerikan saldırganlığı bu hamleyle, Ukrayna krizi sonrası Baltık ülkeleri başta olmak üzere müttefiklerinde oluşan güvensizlik ve korkuyu gidermeyi amaçlamanın yanı sıra, henüz bütünüyle havlu atmadığı Suriye sahasında son günlerde aldığı darbelere yanıtını Avrupa cephesinden verme amacında.

     

    Fakat gerek Güney Çin Denizi'nde gerekse Avrupa'da şimdilik 'kontrollü' seyreden bu kabadayılık gösterileri hayra alamet belirtiler değil. Bunların üst üste gelip yığışması dışında yarın bir gün devreye 'kontrol dışı' başka bir etkenin de girmesiyle işin nerelere varabileceğini kimse kestiremez.

     

    Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesinde de oluşan patlamaya hazır barut fıçısını tutuşturan fitilin Avusturya Veliahtı'na yapılan bir suikast olduğu, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'na gidişin önünü ise “Münih Anlaşması”nın ve Çekoslovakya'nın işgalinin açtığı hatırlanacak olursa işin ciddiyeti herhalde daha net görülür.