• Paylaş

    KATEGORİ : KÜLTÜR-SANAT

    Eklenme tarihi : 2017-10-12
  • Taybet Ana'yı anlatan 'Yedi Gün Yedi Gece' filmi 3. Marmaris Kısa Film Festivali’nde ikincilik ödülü aldı

    Kürt kentlerinin insanlarla birlikte yakıldığı, gömülemeyen ölü çocukların cenazelerinin derin dondurucularda bekletildiği o katliam ve kıyım günlerinden belleğimize kazınan “görüntülerden” biri oldu Taybet Ana’nın 7 gün 7 gece sokak ortasında kalan cenazesi… Bükülmüş bacakları, kana ve toprağa bulanmış yüzü, kaskatı kesilmiş ellerinde acıdan sıktığı belli olan eşarbı, kapanmamış gözleriyle “insanım” diyen herkesin ömrü boyunca ağır bir yük gibi taşıyacağı o görüntü…

     

    Sonra annesinin cenazesini köpekler parçalamasın, kuşlar konmasın diye 150 metre uzaktaki evinden bekleyen oğlunun, “7 GÜN TAM YEDİ GÜN ANNENİZİN CENAZESİ SOKAK ORTASINDA KALSIN… İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor…” diye haykırdığı mektubu düştü yüreğimizin kıvrımlarına.

     

    Silopi’de evinin bulunduğu sokakta polis kurşunuyla katledilen Taybet İnan, yönetmenliğini Ali Bozan’ın yaptığı ‘Yedi Gün Yedi Gece’ isimli kısa filme taşınarak bir kez daha düştü yüreğimize, bilincimize. Tüm ağırlığıyla…

     

    ‘Yedi Gün Yedi Gece’ isimli bu kısa filmin, 3. Marmaris Kısa Film Festivali’nde kurmaca film kategorisinde ikincilik ödülüne layık görülmesiyle sevindik. Sanki o zamanlar bu kanlı kırımı durduracak bir güç oluşturamamış olmanın “günahını” bir şekilde biraz hafifletmişiz gibi…

     

    Taybet Ana’nın insanlık tarihinden kolay kolay silinmeyecek o görüntülerinin sanatın diliyle perdede taşınmasına aynı zamanda oğlunun satırlarında ifade edilen isyanla da birleştirilmiş.

     

     

     

     

    O mektupta şunları belirtmişti oğlu:

     

    Annem ilk vurulduğunda, haber verdiler koştuk, biz daha varmadan amcam gitmek istemiş onu da vurmuşlar. Gittiğimde amcamı taşıyordu komşular, annem dedim sokakta kaldı dediler, ben gitmek istedim tuttular, ağladım ağladım ağladım…

     

    Annem sokağın ortasında kaldı öylece önce belli belirsiz kıpırdıyordu, sonra saatler geçtikçe hareketleri azaldı… Kimi aramadık ki vekilleri, kaymakamı, valiyi, dedik çeksinler şu kargaları öldü ölmesine de cenazemizi alalım… Annem ne hissetti acaba, canı çok yandı, yanmıştır…

     

    Biz sevgi nedir hiç dile getirmezdik, ama bir sarılması vardı dünyaya değerdi, binlerce söz gelse anlatamazdı o sevgiyi… Annem tamı tamına 7 gün sokakta kaldı… Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, o orada yattı biz 150 metre ilerisinde öldük…

     

    Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize 7 günde bunu yaptı.

     

    7 GÜN TAM YEDİ GÜN ANNENİZİN CENAZESİ SOKAK ORTASINDA KALSIN… İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor…

     

    Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını belli ki canı hayli acımış, öptüm ellerinde helal et hakkını diye ama… Kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış sonra kurumuş, sonra taş olmuş annemin…

     

    Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem, saçları sertleşmiş, kirlenmiş, annemin canından can almışlar Allah’a inananlar! Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış bir takat gelsin diye belli ki çabalamış. Benim annem, siz benim annemi öldürdünüz, çocuklarınız var mı bilmiyorum sizin yoksa bile sahiplerinizin var, nasıl bir acı demeyeceğim, zira ağır… 7 gün benim annem 7 gün kara kış soğuğunda kaldı, en acısı kaç saat yaralı kaldı bilememek, keşke diyorum hemen ölmüş olsa. Siz benim annemi öldürdünüz.