• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-11-02
  • Sosyalizmin zorunluluğu ve aciliyetini 'korkulara' hitap ederek anlatamayız

    YIKIL İHTİYAR KÖSTEBEK!..

     

    A. Can

     

    Kapitalizme hala üretici güçleri geliştirme -bu arada krizler dahil her duruma kolayca intibak edip kendine bir biçimde bir yol açma- yeteneği yönünden bakan teknoloji fetişistleri, sağlanan her gelişmenin ne pahasına gerçekleştiği sorusunu sormaktan kaçındıkları gibi “bilim ve teknoloji paranın hizmetinde olmasaydı gelişmenin hızı ve büyüklüğü acaba nasıl olurdu” sorusunu sormaktan da ısrarla kaçarlar. Bu sorunun yanıtını aramaya kalkacak olsalar, her şeyin önüne geçirdikleri bilim ve teknolojideki gelişmelerin bile sermayenin kar amacına tabi kılındığı için bu düzende gerçekte nasıl engellenip frenlendiği gerçeğiyle karşılaşırlar. Yani burada da kapitalizmin 'yıkıcı' yönü, insanlığın tarihsel gelişimini sınırlandırıp yavaşlatan gerici rolü çıkar karşılarına.

     

    Gerçeğin bu yüzünü görmekten ısrarla kaçanlar, toplumsal üretici güçler bu sınırlama ve engellerden kurtulacak olursa gelişmenin o zaman nasıl bir hız ve kapsama ulaşacağını da elbette düşünmezler. O gelişmenin önü bir açılacak olsa, toplam toplumsal üretimin nasıl sıçramalı bir gelişme kaydedeceğini, hem miktar hem de kalite olarak nasıl muazzam boyutlara ulaşabileceğini ve bunun, sosyalizmin her alanda daha hızlı, daha kolay ve daha gelişkin bir biçimde inşası açısından nasıl büyük bir avantaj oluşturacağını tasavvur edemezler. Bu 'avantaj' sadece toplumun tüm bireylerinin temel ihtiyaçlarının daha kolay ve daha kaliteli olarak fazlasıyla karşılanması olanağıyla sınırlı değildir. Zorunlu toplumsal ihtiyaçların üretilebilmesi için gereken zorunlu emek miktarı ve süresinin büyük bir hızla günde 1-2 saate inecek şekilde aşağı çekilebilmesinden emekçilerin karar süreçlerine ve yönetime katılabilme imkanlarının genişletilmesine kadar yaşamın bütün alanlarında sosyalizmin olağanüstü bir hız ve tempoda inşa edilmesine elverişli zemin hazırlamaya kadar vd. çok geniş bir kapsama alanı vardır.

     

    rekabet, ve genel olarak sınai üretimin bireyler tarafından sürdürülmesi, büyük sanayi için (makinalaşmış büyük üretim kastedilmektedir -nba) kırması gereken ve kıracağı bir ayakbağı haline gelmiştir; büyük sanayi, mevcut temeller üzerinde yürütüldüğü sürece, her keresinde tüm uygarlığı tehdit eden, yalnızca proleterleri sefalete sürüklemekle kalmayıp çok sayıda burjuvayı da yıkan ve her yedi yılda bir tekrarlanan genel bir kargaşalık sayesinde ayakta kalabilir; dolayısıyla ya büyük sanayinin kendisi terkedilmelidir, ki bu kesinlikle olanaksızdır, ya da bu durum, sınai üretimin artık birbirleriyle rekabet eden tek tek fabrika sahipleri tarafından yönetilmeyip, belli bir plan uyarınca ve herkesin gereksinmeleri uyarınca toplumun tümü tarafından yönetildiği tamamıyla yeni bir toplum örgütlenmesini mutlaka zorunlu kılar.

     

    İkincisi, büyük sanayi ve onun olanaklı kıldığı üretimin sınırsız genişlemesi, toplumun her üyesinin bütün yeti ve yeteneklerini tam bir özgürlük içerisinde geliştirip kullanabilmesine yetecek miktarda zorunlu yaşam nesnelerinin üretildiği bir toplumsal düzen yaratabilir. Böylece, büyük sanayinin mevcut toplum içerisinde bütün sefaleti ve bütün ticaret bunalımlarını yaratan bu niteliğidir ki, farklı bir toplumsal örgütlenme içerisinde bu aynı sefaleti ve bu feci dalgalanmaları yok edecektir  ( Engels, Komünizmin İlkeleri, abç).

     

    Sosyalizmi bilimsel temellere oturtan Marksist teorinin kurucularından Engels'ten yaptığımız yukardaki alıntı, bize sadece, kapitalizmin tarihsel bakımdan ömrünü neden tamamladığını bir kez daha göstermekle kalmaz, onun yerini nasıl bir toplumsal düzenin alması gerektiğine dair kimi ipuçlarını da sunar.

     

    Alıntının sınırları içinde kalarak devam edecek olursak, bu nasıl bir toplumsal düzen olacaktır, daha doğrusu olmak zorundadır:

     

    1- Bizzat kapitalizm tarafından -üstelik dünya çapında- olağanüstü boyutlarda toplumsallaştırılmış olan üretimin artık 'herkesin gereksinmelerini gözetip karşılamayı esas alacak şekilde belli bir (merkezi) plan temelinde' örgütlendiği bir düzen olmalıdır,

     

    2- Yine kapitalizmin insanlığın üretici güçlerinde sağladığı gelişmenin sonucu toplam toplumsal üretimin sınırsız genişlemesi sayesinde herkesin zorunlu ihtiyaçlarının rahatça karşılanabildiği, dolayısıyla toplumun her üyesinin bütün beceri ve yeteneklerini tam bir özgürlük içinde geliştirip kullanabilmesine olanak sağlayan bir düzen olmalıdır.

     

    Bütün özellikleri bu ikisinden ibaret olmamakla birlikte üretimin ve toplumsal ilişkilerin bu temelde örgütlenebileceği tek düzen sosyalizmdir.

     

    Bu gerçeği başka türlü ifade etmeye çalışacak olursak: Toplumun her bireyinin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanmasını ve toplumsal refahın sürekli olarak yükseltilmesini esas alan, üretimi ve bütün üstyapısal ilişkileri bu temelde örgütleyen ve “toplumun her üyesinin bütün yeti ve yeteneklerini tam bir özgürlük içinde geliştirip kullanabilmesini” olanaklı hale getirmeye amaçlayan bir toplumsal düzen, komünizmin başlangıç aşaması olarak sosyalizmdir.

     

    Sosyalizmin güncelliği ve aciliyeti, ezberlenmiş kalıplara dayalı mekanik 'sosyalist propaganda' tarafından genellikle kapitalizmdeki çürümenin neden olduğu yıkıcı sonuçlar, doğal ve insani felaketler, savaş dahil büyüyen tehlikeler yönünden hareketle işlenir. Bu içerikte bir propaganda, sonuçta 'korkulara' hitap eder. Kapitalist emperyalizmin neden olduğu yıkıcı sonuçların teşhir edilmesi , bu sistem bir an önce yıkılmayacak olursa insanlığın daha ne gibi tehlike ve felaketlerle yüzyüze kalacağının vurgulanması elbetteki yanlış değildir. Marksist hareketin ünlü sloganlarından “ya barbarlık içinde çöküş ya sosyalizm” sloganı da bu anlamda tehlikelere dikkat çekme üzerine kuruludur.

     

    Fakat günümüzde sosyalizmin zorunluluğunu ve aciliyetini, dikkatleri meselenin sadece bu yönüne çekerek anlatamayız. Özellikle de 20. yüzyıldaki sosyalizmi inşa pratiklerinin utanç verici bir iflasla noktalanmasının zihinlerdeki olumsuz etkileri hala canlıyken, kapitalizmin kötülüklerinden hareketle asıl olarak 'korkulara hitap' eden, merkezine bunu koyan bir sosyalizm propagandası geniş kitleleri etkileyip kendine çekemez. O nedenle günümüzde sosyalizmin propagandası, emekçi insanlığa nasıl bir yaşam ve gelecek vaadettiğini, bunu hangi ilkeler temelinde nasıl gerçekleştireceğini anlatmayı esas almalı, bu gelecek vaadinin zihinlerde canlanmasını sağlayacak somut hedef ve öneriler temelinde kendini ifade etmelidir.

     

    Burada sözkonusu olan sadece bir 'propaganda tekniği' ya da 'ikna sorunu' değildir. Yapılacak sosyalizm propagandasının 'ikna edici' olması gibi bir boyut elbette vardır. Fakat ondan önce ve ondan daha önemlisi, sosyalizmin tarihsel anlam ve misyonunu nasıl kavradığımız sorunudur. Bunun yansıması olarak propaganda ve ajitasyonumuzu neyin üzerine kurduğumuz, hareket noktası ve içeriği itibarıyla bunun tarihsel amacımıza ne kadar uygun düştüğü sorunudur.

     

    Sosyalizm 'korkular üzerine kurulan' bir düzen değildir (Ayrıca hangi nedenle olursa olsun kendini buna kaptırmamalı ve asla bu zemine düşmemelidir). Onun emekçi insanlığa vaadi, bütün korkulardan, baskıdan, sömürüden, ayrımcılıktan, sınırlardan, engellerden kurtulmuş özgür bireylerin birbirleriyle eşitlik ve kardeşlik temelinde ilişki kurdukları bir özgürlik dünyasını yaratmaktır. Amacı bu olan bir toplumsal düzen vaadinin propagandası da bu amaca uygun bir eksen ve içerikte olmak zorundadır.

     

    Bunun için oturup senaryo yazmak, “desteksiz atış” misali fanteziler geliştirmek gerekmez. Buna ihtiyaç yoktur; ayrıca Marksizmin devrimci yöntemine, sosyalizmin bilimsel karakterine aykırı bir tutum olur bu. Günümüz kapitalizmi tarafından insanlıktan çıkacak ölçüde ezilip sömürülen emekçi yığınlara çekici gelecek, sosyalizmin onlara vaad ettiği dünyanın hangi etken ve dinamiklere dayanılarak nasıl inşa edilebileceğini zihinlerinde canlandırmalarını olanaklı kılacak somut ipuçları, veri ve göstergeler bugünkü sistemin bağrında yatmaktadır zaten. Bütün mesele onlara hangi gözle, nasıl bakıldığında düğümlenmektedir.

     

    Kapitalizmin gönüllü ya da budala hayranları, sistemin bugünkü haline bakarken, burjuvazinin engel sınır tanımayan dinamizmi ve yaratıcılığını, üretici güçlerdeki gelişmeyi, bilim ve teknolojideki muazzam atılımları, yeni üretim teknikleri ve örgütlenmesinin işçi sınıfı ve sosyalizme karşı savaşımında burjuvaziye kazandırdığı üstünlük ve avantajları vb. görürler. Kapitalizmin mevcut gerçekliğini bilimsel sosyalizm öğretisinin ışığında ele alan Marksist devrimciler ise, gözlerini gerçeğin bu yönlerini de kapatmazlar elbette ama kapitalizmin gücü ve yetenekleri konusunda başları dönmüş akıllı ya da aptal sistem savunucularından farklı olarak o kapitalizm gerçekliğinin içinde herşeyi metalaştıran bir sistemdeki çürümenin büyüklüğüyle birleşik olarak gelişkin bir sosyalizmin bizzat onun bağrında olgunlaşmış dinamiklerini görürler.

     

    Teknoloji hayranı budalalar, örneğin gelişkin yazılım ve kumanda sistemlerine dayalı otomasyon teknolojisindeki olağanüstü gelişmelere bakarak “yeni sanayi devrimi”, “endüstri 4.0 çağı” vb. teorileri yapmaya soyunurlarken, komünistler aynı gelişmede, temel toplumsal ihtiyaçların karşılanması için gereken zorunlu çalışma (zorunlu emek) süresini kısa sürede günde 1-2 saate kadar düşürebilme olanağını yakalarlar. Birinciler, iletişim teknolojisindeki gelişmelerden hareketle sadece üretimin değil toplumların yönetiminin de ulus devletlerin gereksizleşip aşıldığı “ulus ötesileşme” süreçlerini hızlandırdığı fantezileriyle oyalanırlarken; komünistler aynı gelişmeye, oturduğu bölgede yapılacak belediye hizmetlerinden uluslararası ilişkilerde izlenecek politikalara kadar toplumun günlük yaşamını ve geleceğini ilgilendiren istisnasız her konuda politika belirleme ve karar alma süreçlerine her bireyin evinden bile aktif olarak katılabileceği gelişkin bir sosyalist demokrasi inşasını mümkün kılan bir imkan gözüyle bakarlar.

     

    Örnekleri daha çoğaltabiliriz. Fakat şu kadarından da görülüp anlaşılacağı üzere, günümüz kapitalizmi, daha doğrusu kapitalizmin sistem olarak bugün geldiği nokta, bir yönüyle insanlığı ve doğayı tamiri giderek imkansız bir hal alacak şekilde yıkıma uğratıp çürütürken diğer yanıyla da geçmiş denemelerimizden çok daha gelişkin bir sosyalizmin inşası için çok elverişli bir nesnel temel hazırlamış durumdadır. Günümüzde bütün mesele, en başta biz komünistlerin ve kapitalizmden umudunu kesmiş diğer bütün güçlerin, gerçeğin bu her iki yüzünü de görerek sosyalizmin hem aciliyetini hem de kendilerine ne vaad ettiğini dünyanın bütün işçileri, emekçileri ve ezilenlerinin gözünde canlandırabilmelerini sağlayabilmelerinde düğümlenmektedir.

     

    Zaten ancak bunu başardığımız zaman ya da başarabildiğimiz ölçüde, dünyanın bütün işçileri ve emekçi halkları da bizlerle birlikte “Yıkıl ihtiyar köstebek!” diye haykırarak o nihai kavgaya atılacaklardır!

     

    http://alinteri.org/ekim-in-100-yilinda-sosyalizmin-guncelligi.html

    http://alinteri.org/sosyalizmin-guncelligi-ii.html

    http://alinteri.org/sosyalizmin-guncelligi-iii.html