• Paylaş

    KATEGORİ : İŞÇİ SINIFI

    Eklenme tarihi : 2017-10-06
  • Burada önemli olan Handan Toprak’ın ifade ettiği paranın ‘kim için’ olmadığını ortaya koyabilmektir

    Tanur Oğuz Gündüzalp

     

    Avcılar Belediyesi'ne bağlı taşeron firmada çalışan 400'den fazla Fen İşleri ve Park Bahçeler işçisi, üç aydır alamadıkları ücretleri için eylemdeler.

     

    Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl ücretlerin düzenli ödenmemesi, ağır ve insani olmayan çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle sendikalaşan işçilerden 40’ı önce işten atılmış, 7 ayı aşkın bir süre içinde belediye önünde açtıkları çadır ile direnişe geçerek temizlik işlerinden fen işleri ve park bahçeler bölümüne geçiş yapmışlardı.

     

    2016’nın Kasım ayından itibaren fen işleri ve park bahçelere geçen üç yüzü aşkın temizlik işçisi o süreçten bu yana da düzenli ücret alamamakta. Dünkü eylemde sohbet ettiğimiz işçilerin aktarımlarından çıkardığımız, meselenin sadece üç aylık ücretlerin yatırılmaması sorunu olmadığını anlıyoruz. Esas olarak belediye yönetimiyle Başkan Handan Toprak’a hiçbir güvenlerinin kalmaması sözkonusu... Toprak’ın sendika ve işçilerle yaptığı görüşmelerde takındığı samimiyetten uzak, bencil, kibirli ve emek düşmanı tavırlardaki istikrarlı tutumu da işçilerde önemli bir öfke birikimi yaratıyor ve mücadele isteklerini güçlendiriyor.

     

    Kaldı ki bugün direnişin kendisi, üç aylık ücretlerin ödenmediği yönünde bir taleple boy gösterse de esasında işçiler Mayıs ve Haziran ayına ait ücretleri de ikişer taksitle almış durumdalar.

     

    'Bir önceki direniş öğretici oldu'

     

    Bir önceki direniş istenilen düzeyde olmasa da işçilere az çok mücadeleyi kolektifleştirmeyi öğretti. Çünkü karşılarında nasıl bir belediye başkanı ve yönetimi olduğunu iyi biliyorlar. Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’i ilk olarak fırsata çevirmeye çalışan da yine bu belediye başkanı ve yönetimiydi.

     

    Bir aydır şantiye içinde devam eden direnişle ücretlerin yatırılmasını talep eden işçilere Handan Toprak’ın yanıtı “para yok”oluyor. Nedeni de son günlerde büyükşehir belediyesi içinde yaşanan “para ve yönetim krizi”… Hatta temsilcileri üzerinden saldığı haberlerde ‘İller Bankası’ndan yeterli para gelmiyor ve siyasi iktidar tarafından bilinçli olarak cezalandırılıyoruz’ demagojilerine bile yattığı oluyormuş.

     

    Handan Toprak gibi bir şahsiyetin arkasına sığınacağı bu ucuz mazerete ya da açıktan “yalan” diyebileceğimiz bu komediye işçilerin pek itibar ettiği söylenemez. Öyle anlaşılıyor ki Handan Toprak “taşsız sapanla kuş vurmaya” çalışıyor.

     

    'Para yok' 

     

    Yerel Yönetimler ve Belediyecilik ile ilgili temel düzenlemelerde yer alan esaslara göre yerel belediyelerin mali kaynak ihtiyaçlarını sadece İller Bankası ile Büyükşehir Belediyeleri’nden gönderilen ödenekler karşılamıyor. Vergi gelirleri altında toplayabileceğimiz “Gelir vergileri, dolaylı vergiler, bina ve arazi vergileri, emlak vergileri, meslek vergisi olarak sıralanan vergi gelirleri ile eğlence vergileri” gibi bir dizi vergiler, yerel yönetimlerin en önemli finansal kaynaklarıdır. Herbiri adeta birer şirket gibi çalışırlar.

     

    Bu kadar mı, tabii ki bununla da sınırlı değil. Değer artışı ve harçlar da var. Bayındırlık ve alt yapı hizmetleri ile imar faaliyetlerinden dolayı mal varlıklarında değer artışı meydana gelmiş olan kişi ve kurumlardan alınan vergilerin yanı sıra “İşgal harcı, tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı, kaynak suları harcı, işyeri açma izini harcı, muayene, ruhsat ve rapor harcı” gibi mali kaynaklar da yerel yönetimlere akan güçlü finans ödenekleridir ve bu mali uzatılabilir.

     

    Burada önemli olan Handan Toprak’ın ifade ettiği bu paranın ‘kim için’ olmadığını ortaya koyabilmektir. Ya da farklı bir ifadeyle mevcut para kim için önceliklidir ve kimin ihtiyaçları temelinde kullanılmaktadır.

     

    Orta ve üst sınıfın ihtiyaç duyduğu belediyecilik anlayışını gayet nitelikli ve profesyonel bir anlayışla yerine getiren Handan Toprak için kaynak yaratmak hiç de zor değil. Avcılar’ın orta ve üst sınıf kesimlerini Deniz Köşkler’de yer alan en lüks restoranlarında ağırlamak veya ‘kültür gezileri’ kapsamında Fransa’ya seyahatler düzenlemek, ‘önce insan’ sloganını referans alan Handan Toprak için hiç mi hiç sorun değildir.

     

    'İşçiler öyle demiyor'

     

    Dünkü eylem esnasında şoförlük yapan bir işçiyle yaptığım sohbette açığa çıkan şu açıklamalar dikkate alınmalıdır.

     

    “Handan Toprak para yok diyor ama her gün belediye araçları ile Sivas Konfederasyonu’na (SİVKOV) pasta-börek taşıyoruz. Avcılar, belediyeden ziyade buradan yönetiliyor, tüm yandaşları burada oluyor ve her gün yiyip içiyorlar.”

     

    Ve ardından başka bir işçi cümleyi şöyle tamamladı:“Bizim maaşlar işte o derneğe gidiyor.”

     

    Avcılar CHP Gençlik Kolları’nda faaliyet yürüten ve aynı zamanda fen işlerinde çalışan bir işçi de sohbetimize katılarak şunları ifade etti:

     

    “Avcılar’da gerçekten belediyeye ait çok lüks kreşler var. Ama o kreşlere gidin bir bakın ne burada çalışan bir işçinin çocuğunu görebilirsiniz ne de Avcılar’da yaşayan yoksulların. Kreşler bile zenginler için yapılmıştır.”

     

    Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar şikâyet ettiklerini de dile getiren genç işçi, CHP ilçe yönetimi tarafından da Handan Toprak’ın benimsenmediğini belirterek şu sözleri ekliyor:

     

    “Kadının nasıl bir dokunulmazlığı varsa kimse bir şey diyemiyor”

     

    Sizin de bildiğiniz gibi Handan Toprak’ın ‘dokunulmazlığı’ CHP’nin temsil ettiği sınıftan ve onların yerel ilişkilerinden geliyor. Burada haksızlık etmemek adına bu ‘dokunulmazlık’ın sadece Handan hanıma has olmadığını vurgulamak gerekiyor. CHP’li hangi belediye başkanına bakarsanız bakın hepsinin kendi çapında bir ‘dokunulmazlığı’ vardır.

     

    Bugün direnişin 5’inci günü. İşçilerin dört gündür belediye önünde yaptıkları kitlesel direniş sonrası Handan Toprak sendika yönetimiyle bir görüşme talebinde bulundu. Yaklaşık iki saat süren görüşmeden yine somut bir gelişme ve sonuç çıkmadı. Mayıs ve Haziran ayına ait ücretleri taksitle ödeyen Handan hanım, üç aydır maaş alamayan işçilere “bir buçuk aylık maaşlarınızı yatırabiliriz” diyerek taksitlendirmeye gitmek istedi. İşçiler tarafından tepkiyle karşılanan bu teklifin çözüm üreten bir teklif olmanın ötesinde hiçbir somut bağlayıcılığı da yok. Handan hanımın her zaman başvurduğu oyalama yöntemlerinden birisi olduğu için işçiler de itibar etmedi.

     

    'Handan Toprak bu işleri iyi bilir'

     

    Şunu da unutmadan belirtmek gerekiyor. Handan Toprak bu oyalama sürecini elinden geldiği kadar uzatacaktır. Geçen yıl süren direnişte işçilerin yaptırım gücü daha fazlaydı. Temizlik işlerinde çalışan işçiler bölgenin çöplerini toplamayarak hem mahalle halkı üzerinde oluşan tepkiyi belediyeye yönlendirebiliyorlardı hem de yaptıkları işin doğası gereği grevin sonuçları belediye açısından olumsuz etkiler yaratabiliyordu. Grev ve direniş deneyimi olan bu işçilerin fen işleri ve park ve bahçeler gibi birimlere geçmesiyle görece daha güçlü olan yaptırım gücü zayıfladı. Bu deneyim aynı zamanda Handan Toprak için de geçerli. Temizlik işlerinde çalışan işçilerin ücretlerini zamanında ödeyerek hem olası bir mahalle baskısı ve olumsuzluklardan kurtuluyor hem de örgütsüz olan bu işçilerin direnen işçi arkadaşlarıyla birleşmesini önlemeye çalışıyor.

     

    Dolayısıyla işçilerin örgütlü olduğu Belediye-İş Sendikası bu açığı ve yaptırım gücünü işçilerin öfkesini doğru ve etkili örgütleyerek kapatabilir ve kazanabilir.

     

    5’inci gününü dolduran eylemler gösterdi ki işçiler geçen seneki direnişten daha güçlü ve örgütlü. Hem sayıca hem de nitelik olarak… Önemli olan bu gücü işçilerin taban iradesine dayanan kolektif bir akıl ve mücadele isteği üzerinden örüp şekillendirmekte. Yoksa Handan hanımın ‘on parmağında on marifet’ olduğu unutulmamalı.