• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2018-02-07
  • Çocuğundan yaşlısına, ağacından suyuna bir kurtuluşu anlatacaklar bize

    Güler Yıldız

     

    Geniş zamanda kitaplarda olağanüstü direnme ruhunun taçlandığı bölge olarak okuyacağız bu kenti. Kendi mitini yaratan ve çocuğundan yaşlısına, ağacından suyuna tüm canlı varlıklarıyla içinde oldukları bir kurtuluşu anlatacaklar bize. Kırık dökük zamanın içinde nasıl bu kadar canlı, nasıl bu kadar heyecanlı olabildiklerine şaşıracağız. Ve üstelik dehşet ve vahşet meraklısı bir zalimin karşısına, üşümüş yapraklı zeytin dallarıyla çıkan bu insanları tarih unutmayacak…

     

    Tarih unutmayacak çünkü; burada hatırlanması gereken, dehşetin kendini doğurduğu, beslediği ve büyüttüğü alan ve o alanda cisimleşmiş zavallılık… Öldürmeye ayarlı modern teknolojik aygıtların çaresizliği, zalimin kırışık alnına yazılmış kaçınılması imkansız trajedi… Bunları da yazacak tarih…

     

    Binlerce yıllık hafızanın taşlarını yıkarak, sadece kendi ayaklarının uzandığı suları kutsayıp, elinin değdiği duvarı kutsallaştırarak, geri kalan her şeyi ve tüm canlıları nefret ve kibir denizinde boğmaya çalışarak başka bir tufanın kahramanı olmaya çalışan bir kötüdür sözünü ettiğimiz. Her gece düşlerinde bir uçurumda itilmek üzereyken uyanıyor ve o sabah en yeni kötülüklerle çıkıyor halkın karşısına. Göçüp giden ömrünü biraz daha ayakta tutmak için gençlerin kanını içen bir başka zalime öykünüyor; her güne yeni kurban listesini duyurarak başlıyor saray tellalları… 

     

    Korku tarifsizdir çünkü…

    Yoksulluğunun hikayesini kendisi anlattı.

     

    O açlığın ve yoksunluğun içinde kendine hırstan bir çadır kurup bugünlere geldi ve karun kadar zengin oldu. Ama yetmiyor bu dünya, yetinmiyor zaten o da… Öldürerek, zenginliğini sonsuzluğa taşımak istiyor, ama inandığı tanrıya bu merdivenden çıkılmıyor.

     

    Yoksulken hissetmediği bir şeye saplanmış ruhu: Korku! Başedemeyeceği kadar büyük, satın alamayacağı kadar bedava ve her an her yerden kendisini bulacak olan bir korku…Kimliğinin ve kişiliğinin cehenneminde geziyor sürekli. Sürekli kan içinde elleri. O bir kanibal aslında… Ortadoğu’nun öfkeli mitolojisinin uzağında türeyen bir kanibal… Defalarca denenmiş küresel facialardan hitap ettiği toplum adına çıkarımda bulunmasını bilmeyen ve etrafında kendi zekasından daha aşağı tiplerle doldurduğu sarayının merdivenlerinden her gün ve her akşam bir kral gibi iniyor korkusuna, bir kral gibi çıkıyor korkusuna… Karizmasının dayanamayacağı dağ yok sanıyor. Oysa tüm dağları ve toprakları dümdüz eden tek şeydir su. Su alıp gider ve değil taş, kemik de olsa eritir, yok eder… O neye dayanabilir, neyin karşısında durabilir ve ayrıca onu “dağ” gibi gösteren aynası çatlak tarih, bir gün ona dev bedenindeki cüceyi de takdim edecektir.

     

    Düşlerinde gördüğü uçurumdan bir merdivenle kurtulabileceğini sanıyor. Merdivenden inmek, dibi belirsiz kuyuya gömülmek demek…

    Merdivenden çıkmak, bir daha inemeyeceği, ayaklarının yere değemeyeceği bir mesafede sıkışıp kalmak demek…

    Ahh şu saray merdivenleri… Depreme dayanıklı sarayın, korkuya ne kadar dayanıksız…

     

    Her sabah korkunç düşmanlarla uğraşan, çepeçevre düşmanla sarılı bir adada sıkıştırıldığı rüyasıyla uyanıyor. Orada, uçurumun kenarında ya atlayacak, ya da itecek birisi aşağıya. Hala merdiven umudunda… 

     

    Kendisi bir kahraman; damadın uçaklarıyla, sarayından çıkmadan dövüşüyor düşmanla… Düşman halay çekiyor, şarkı söylüyor, savaş meydanını düğün meydanına çevirmiş; güzel gülümsüyor ve espri yapıyor… Başka da silahları yok, insan olmaktan başka… Konu komşu, dayı yeğen, bacı kardeş hepsi bir arada…

     

    Demek bu çağın kahramanı olmak Efrîn denen canavarı yenmekten geçiyor…

    Demek çoğu kahramanlar gibi o da canavarlara ve kötü güçlere karşı bir savaş veriyor…

    Demek yollarında hep ateş saçan ejderhalar var ve yedi düvel boyun eğmiş onlara…

    Aynı tanrıya inanıyorlar ama tanrısı niyeyse onu yalnız bırakmış.

    Demek bu verilen bir “kurtuluş savaşı”!

    Korkmakta haklı, hem de sonuna kadar.

    Bu bir kurtuluş savaşı evet…

    Halkların, ağaçların, suların, çiçeklerin ve hayvanların kurtuluşunun savaşı…

    Ama o kararlı, Efrîn denen ejderhayı yenecek ve kahramanlığını tüm dünyaya ilan edecek! Bazen de mitolojide kahraman ejderhaya teslim olur… Anlaştığı tahripkar güçler ne kadar inandırıcı olursa olsun, ego mutluluğunu yaşayamadan ejderhası tarafından boğulur…

    Kobanê adlı ejderhaya teslim olmuştu mesela…

    Şimdi sıra Efrîn’de.

    Efrîn…

    Sadece Efrîn…

     

    Yeni Özgür Politika