• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2017-01-05
  • Emperyalist kamplardan hiçbirinin Rojava’nın taşıdığı ilerici-demokratik dinamikleri sindiremedikleri bir gerçektir

    Helin Adar

     

    Geçtiğimiz Mart ayında Rojava’nın Rimelan kasabasında yapılan bir toplantıyla Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi ilan edilmişti. 

     

    Toplantıya, Rojava’nın her üç kantonundan, Girê Spî’den, Şedade’den, Halep ve Şehba bölgelerinden Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Ermeni, Türkmen ve Çeçenleri temsilen 31 parti-örgüt ile 200 delege katılmıştı. O toplantıda seçilen komitenin 6 ay içinde anayasa niteliğindeki toplumsal sözleşme metnini hazırlaması kararlaştırılmıştı.

     

    Federasyon ilanı hem emperyalist güçler (ABD ve Rusya) hem Türkiye ve diğer bölge gericilikleri hem de Suriye’deki Esad rejimi tarafından tepkiyle karşılanmış, sanki Suriye’yi fiilen bölenler kendileri değilmiş gibi “toprak bütünlüğünden yanayız” gibi açıklamalarla karşılanmıştı.

     

    Bu cenah dışında kalan Suriye’deki çeşitli demokratik-ilerici dinamikler de zamanlama ve ilan ediliş biçimini sağlıklı bulmadıklarını söylemişler ve Rojava’nın da içinde olduğu Kuzey Suriye bölgesinde çok sayıda etnik farklılıkların bulunduğunu, bu açıdan da federasyon sürecinin tüm tarafların katıldığı demokratik bir tartışmalardan süzülerek tanımlanması gerektiğini belirtmişlerdi.

     

    Mart ayında yapılan o toplantıda seçilen komite, belirlenen şekilde anayasa niteliğinde bir taslak hazırladı ve o taslak 2016’nın son günlerinde yapılan geniş katılımlı toplantıda onaylandı. PYD temsilcileri federasyon için daha önce belirlenen isimdeki Rojava bölümünün Arap ve Hristiyan müttefiklerin kaygıları dikkate alınarak çıkarıldığını belirttiler.

     

    Bu gelişme, kimi çevreler tarafından Rojava özgülünde bir geri adım olarak okunurken; “Kürtler bir hata yapsa da …” diye ellerini ovuşturarak bekleyen kimi çevrelerce de spekülasyonlara konu edildi. Oysaki Kürtler doğru bir yaklaşımla müttefiklerini dikkate almış, demografik bileşimi oldukça heterojen olan bu bölgede gerçeğe uygun bir tercihte bulunmuşlardı.

     

    Bu adım, Rojavalı Kürtlerin müttefikleriyle Demokratik Suriye Güçleri (SGD) özgülünde gerçekleştirdikleri askeri birlikteliğin şimdi siyasi cephede de pekiştirilmesi anlamına geliyor/amacını taşıyor. 

     

    Fakat Rojava yönetimi bu niyetlerle hareket etse de gerek bölgesel dengeler gerekse bu dengelerin aktörlerinin herbirinin gelinen noktada kazandıkları konum dikkate alındığında mevcut risklerin bugün daha da olgunlaştığını, çok daha tehlikeli bir zeminin sözkonusu olduğu da ortadadır. Gerek Suriye rejimi gerekse emperyalist kamp ve bölge gericiliklerinin konumları ve birbirleriyle ilişkiler açısından dün potansiyel olan pekçok olasılık bugün giderek netleşmiş biçimiyle karşımızda duruyor. Rojava’nın federasyon gibi siyasi bir statüyü bu cangılın taraflarına kabul ettirmesi, dahası varlığını koruması bile ciddi handikaplar ve tehlikelerle karşı karşıyadır.

     

    Kısacası şimdiki konjonktür federasyon ilanının yapıldığı Mart ayındaki koşullardan hayli farklı. 

     

    Mesela ABD’deki seçimlerde ortaya çıkan sonuç, Ortadoğu siyaseti konusunda da ciddi belirsizlikler yaratmış, Trump ekibi ve arkasındaki emperyalist tekellerle rakipleri arasındaki farklı yaklaşımlar ABD devlet mekanizmasında öteden beri varolan farklı yaklaşım ve pratikleri daha görünür hale getirmiştir. 

     

    Önümüzdeki dönemde ciddi bir rejim krizine dönüşme potansiyeli taşıyan bu ayrışmanın esas top alanının da Ortadoğu olacağı anlaşılıyor. Son günlerde Rusya ile Obama yönetimi arasındaki açık düello bile esasında ABD devleti içindeki krizin gelecekte hangi biçimlerle karşımıza çıkacağını gösterdiği gibi, emperyalist burjuvazinin bir kanadının Ortadoğu konusundaki saldırgan politikalardaki ısrarını göstermesi bakımından da manidardır.

     

    Suriye’deki koşullar ve dengelerde, Esad rejiminin elinin ve konumunun düne kıyasla güçlenmis olmasından Rusya’nın İran ve Şam rejimi gibi müttefiklerini dahi sık sık takmayan bir oynaklık ve rahatlıkla hareket etmeye başlamasına kadar başka değişiklikler de söz konusudur.

     

    Federasyon ilanı ve bunun ittifak güçlerini pekiştirecek bir anlayışla içeriklendirilmesi çabası bu açıdan da son derece anlaşılırdır. Bu aslında tüm taraflara yapılmış bir irade beyanıdır da. 

     

    Diğer taraftan PYD’nin ABD siyasetindeki belirsizliğin yaratacağı riskleri olduğu kadar yaratabileceği avantajları kullanma düşüncesiyle hareket ettiği anlaşılıyor. Fakat bunun sırat köprüsü üzerinde yürümek kadar tehlikeli olduğu da açık. 

     

    Keza emperyalist dalaşın kızıştığı Suriye’de taraflar açısından Kürtler özel bir konum kazanıyor. Yalnız bu ‘özel konum’ sadece avantajlardan ibaret değil. Hem bölgedeki gerici rejimler üzerinde basınç oluşturacak bir kart gibi görülmek hem de gerekirse o güçler için harcanabilecek olmak gibi ikili bir yöne sahip.

     

    ABD’de yaşanan seçimlerin yarattığı belirsizlikleri kullanarak Suriye’de hamle yapan Rusya, derin bir rejim krizi içinde debelenen Türk devletinin iplerini de ele geçirerek sahada en önemli oyun kurucu haline geldi. ABD’nin de desteklediği cihatçı çetelerin Halep’ten çıkarılmasından ve Esad’ın denetimi ele geçirmesinden sonra Suriye’de kazanan asıl güç haline gelen Rusya’nın, ABD’nin bölgedeki en önemli stratejik ortağı olan Türkiye’yi (kirli çamaşırlarının bilgisi başta olmak üzere) elindeki kozlar üzerinden denetim altına alması sözkonusudur.

     

    Fakat bu denetim sadece tehdit ve sıkıştırma üzerinden değil, aynı zamanda Türkiye’nin kimi beklentilerine denetimli bir şekilde yanıt vermekle de iç içe geçen nitelikler taşıyor. Rusya ABD’nin en önemli bölge gücünü resmen koparamasa da fiilen kendi yörüngesinde hareket eden bir güç olarak tutmakta kararlı. Rusya Türkiye’nin sopa ve havuçla denetim altında tutulmasını önemsemektedir. Bu da, Rojava konusunda öncesinde de belirsiz olan politikasını şimdi kimi noktalardan Türkiye lehine değiştirmesi anlamına geliyor. 

     

    Rusya’nın üç kantonun birleştirilmesine izin vermeksizin Rojava’ya bu haliyle belli bir süre daha karışmayacağı anlaşılıyor. Onun varlığı hem belli çelişkiler yaşadığı İran hem kontrol altında tutmak istediği Suriye rejimi hem de Türkiye üzerinde basınç oluşturması açısından gereklidir. Her üç gerici gücün Rojava’nın belirli bir siyasi statüye kavuşmaması istemini de dikkate alan, bu açıdan onlarla yaşadığı sürtünmeleri derinleştirmeyen ama Rojava’nın siyasi bir statü kazanmadan yaşamasıyla bu gericilikler üzerinde denetim kurmayı merkeze koyan bu politika Kürt halkı açısından oldukça riskli bir zemini ifade etmektedir. ABD de benzer hedeflerle benzer bir tutum sergilemektedir.

     

    Rojava yönetiminin bu hengame içinde federasyon ilanı, bu tehlikelerle karşı karşıya olduğu için oldukça riskli sonuçlara da gebedir. Emperyalist kamplardan hiçbirinin Rojava’nın taşıdığı ilerici-demokratik dinamikleri özünde sindiremedikleri bir gerçektir. Rojava o özelliklerinden sıyrıldığında ise tarihsel anlamını yitirecektir. 

     

    Rojava yönetiminin bu kaygan zeminde son derece dikkatli ve bir o kadar da tutarlı bir eksende hareket etmesi, emperyalist kamplar arasındaki çelişkileri kendi lehine kullanmaya çalışırken ruhunu deforme edecek zeminlere kaymaması bu nedenle yakıcı önemdedir. Bu açıdan da önümüzdeki günlerde Rojava’ya dönük destek ve dayanışmanın örülmesi dün olduğundan daha fazla yakıcıdır.

     

    (Alınteri'nin 3 Ocak 2017 tarihli son sayısından alınmıştır)