• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-12-25
  • Paramiliter çetelere öldürme yetkisi veren ve yargı zırhı geçiren KHK düzenlemesi faşizmin yeni bir etabıdır

    Gelişi Kasım’da ilan edilen ama ancak Aralık’ın son günlerinde yine bir şafak vakti ilan edilen 695-696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ilgili tartışmalar devam ederken, AKP cenahından da tutarsız açıklamalar gelmeye başladı. İlk açıklama da AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal’dan geldi.

     

    AKP’nin 15 yıllık pratiğini örnek göstererek övünen Ünal (!), düzenlemenin sadece 15 Temmuz darbe girişimi gecesi ve ertesi gününde yaşananları kapsadığını geveledi. Aslında “geveledi” demek de çok doğru değil. Her zamanki AKP pişkinliğiyle sanki ortada bir şey yokmuş da birileri onları hedef gösteriyormuş ayaklarına yatan bir saldırganlıkla konuştu. Bu saldırganlığa bir kez daha “mağduriyet” maskesi geçirmeye kalkıştı. “Herkes AKP’ye düşman, emperyalistler de içerdeki muhalifler de” retoriğiyle bir iç savaş tehdidini yasal kılıfla hazır bekleten zihniyetlerini aklamaya girişti.

     

    Oysaki KHK’yla yapılan düzenlemede “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına, veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” deniliyor. Düzenlemenin altını çizdiğimiz bölümü neyin amaçlandığı ve kapsamının nasıl bir genişliğe sahip olduğunu yoruma yer bırakmayacak kadar net olarak ortaya koyuyor. Zaten dildeki esneklik bile bunun nasıl bir keyfiyetle hayata geçirileceğinin adeta ilanı niteliği taşıyor.

     

    Düzenlemenin sözkonusu bölümü paramiliter faşist çetelerin bundan sonra tıpkı polis gibi öldürme yetkisine kavuşturuldukları, bir de bunun yargı zırhıyla korunacağı anlamına geliyor. KHK’nın diğer maddesinde bu tür eylemleri gerçekleştirenlerin ve yakınlarının askerlikten muaf tutulması gibi ödüllerle de bu pekiştiriliyor.

     

    Bu düzenleme, Führer tipi faşist bir rejimin fiilen inşa edildiği şu koşullarda bunun öznesi olan AKP’nin hem hangi zorlu günlere hazırlandığının hem de aslında “ayaktakımını” bile dinamize etmekte belli sıkıntılar yaşadığının itirafı niteliği taşıyor.

     

    Burjuva devletin yasama-yargı gücünün tümüyle çeteleşmiş yürütme erkine, dahası onun da içinde küçük bir çekirdeğe bağlandığı, tüm muhalif seslerin “darbecilikle”, “düzeni yıkmakla” tanımlanıp, “yargılanıp” zindanlara doldurulduğu bu koşullarda gerçekleştirilen düzenleme; faşizmin doğası gereği sadece devrimci-komünist-ilerici güçlere, direniş dinamiklerine karşı değil, aynı zamanda rejim içi güçlere, bu güçler arasında yaşanacak tepişmelere karşı da yapılmıştır.

     

    Muhalif” görülen kişiye, kuruma, girişime karşı paramiliter çetelere saldırma yetkisi veren ve bunlarla ilgili de yargı zırhı getiren düzenlemenin hangi sonuçlara yol açacağı şimdiden anlaşılıyor. Onun aynı zamanda burjuvazinin kendi iç çelişkilerine dönük de yapıldığı da keza öyle… Bunun için sadece sosyal medya paylaşımlarından ya da kimi AKP yalakası “yazarın” kaleminden damlayan kanlı mesajlara bakmak yeterlidir.

     

    Sadece “yandaş” “yazarlardan” Fatih Tezcan’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşım bile düzenlemenin ruhunun ve yaratabileceği sonuçların anlaşılması açısından yeterlidir:

     

    Kemalistler’in bu ‘Vatanseverler’e Kanunî Koruma’ maddesine FETÖ ve PKK’dan daha şiddetli itiraz ettiklerini görün ve “Kemalist Terör Örgütü ile Fetullahçı Terör Örgütü iki kardeş örgüttür, bunlar yeni bir darbe girişiminde bulunacaklar!” dediğimi hatırlayın. Herşey gayet net!..

     

    Sosyal medyada yapılan diğer gerici-faşist-saldırgan paylaşımlara değinmiyoruz.

     

    Her şey açık…

     

    Bu düzenleme; zindanlarda tek tip elbise dayatması, yargı gücünün Erdoğan’a dolayısıyla AKP’ye daha sıkı bağlanması gibi diğerleriyle birlikte düşünüldüğünde führerci faşizmin daha “sağlam” bir zemine oturtulması çabasının tipik ifadesidir. Karşıt toplumsal tepkinin örgütlenmemesi durumundaysa sonuç, Nazi Almanya’sındakine benzer bir toplumsal teslimiyet ve boyun eğiş olacaktır. Hedefi tüm bir toplumun istenen biçimi alması için dev bir kıyma makinesinden geçirilmesidir. Bunun için resmi baskının yetmediği yerde paramiliter saldırganlığın devreye sokulmasıdır. 

     

    O nedenle karlarını geometrik olarak büyüten TÜSİAD sermayesinin yaptığı suya sabuna dokunmayan açıklamalardan, AKP içindeki belli çelişkilerden, burjuvazinin çeşitli kesimleri arasındaki farklı yaklaşımlardan, emperyalist güçlerin müdahalesinden medet umma kafasından bir an önce silkinip aslolana bakmamız yaşamsaldır, kaçınılmazdır.