• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2018-01-27
  • 6-7 gündür yazanı yazmayanı dövüyorlar!..

    M. Ender Öndeş

     

    6-7 gündür yazanı yazmayanı dövüyorlar! Biri, “yurtta sulh cihanda sulh” diyor, yedi sülalesine sövüyorlar; bir başkası hiçbir şey yazmıyor, “neden yazmıyon” diye atarlanıyorlar. Hatta yetmiyor, televizyon programlarında savaşı övmeyen ‘hain’ sanatçıları tek tek tespit ediyorlar. Vardığımız nokta bu kadar berbat!

     

    Bu kadar berbat ve biz hâlâ nerelerdeyiz?

     

    Tek tek açalım mı şimdi defterleri? Meltem Cumbul “kültürel ırkçılık” yapmıştı değil mi? Koca Şener Şen’e de haksızlık etmiştik. Ara Güler’e de öyle…

     

    Ne kadar kabaydı Cumbul? Ödül töreninde elini bile uzatmamıştı o güzel insana! Vaktiyle oy vermemiş olduğum için kendimle iftihar ettiğim biri de “kültürel ırkçılık” diye adlandırmıştı Cumbul’un yaptığı şeyi. Bunu yazarken malum yönetmenin Saray’daki galasından bile rahatsız olmamıştı.

     

    “Bugüne kadar kaç cumhurbaşkanı geçti bizden, 20 tane, 30 tane geçti. Bir tanesi de kafa tutmadı ya kimseye. Yani onun o tarafı hoşuma gidiyor. Niye çekinsin ki, biz devletiz be, Osmanlı’dan geliyoruz biz. Uygur yazıtlarını Moğolistan’da çektim. Bütün bunlar var. Onların nesi var? Zavallı Amerika’nın nesi var?”

     

    Kim söylüyor bunları? Ara Güler! Yahu, koca Ara Güler’sin sen; yaptığın işlerin değeri ölçülmez; politikacı dediğin bugün var yarın yok ama sen varsın ve var olacaksın. Yetmeyen ne yani? Nedir o yetmeyen ki, 1915’in üstünden atlayıp Uygur yazıtlarına kadar gidiyorsun? Nasıl bir bellek kaybıdır ki, “Osmanlı’dan gelirken” Talat Paşa’yı yok sayıyorsun?

     

    Ya öteki… Öyle “papaz eriğini imam eriğine çevirme” projesi değil adamın yaptığı, DNA’ların sırrını çözmeye çalışıyor ve Nobel alıyor; iyi, güzel, Allah fazlasını versin. Ödülü alıyor ve “Cumhurbaşkanımız çağırmışsa gitmemek olmaz” diyor Saray kapısında. Neden olmazmış? Yahu adam, bir günden bir güne atlayıp Amerika’ya gelmiş de pastaneden iki poğaça alarak seninle kahvaltıya mı oturmuş? Kim kimin ayağına gitmeli? 300 makale, 12 bin atıf, 33 kitap, bir Nobel ve çağrılınca gitmek… Bu mudur yani? Hadi bir dene bakalım istersen, üç tane muhalif cümle kur, ondan sonra seyredelim gümbürtüyü: “Kendisini profesör zanneden bir zat çıkmış Amerika’da…”

     

    “Canım ben yanıt vermek için yazmadım onları” diyor Boğaziçi Rektörü. Senin üniversitene “gazoz” diyor adam; “milli” değilsin, “yerli” değilsin diye ekliyor, üstüne bir de “pergel” dersi veriyor. Sen de tutup üniversitenin başarılarını sıralıyorsun ve sonra “eleştirmek değil yani…” diye mıy mıy edip duruyorsun. Eleştirsen ne olur? ‘Robotik cerrahi’ okumuşsun be adam, neyin eksik senin? İktidarı eleştirmiyorsan üniversite nedir ki zaten? İlkokul müdürü müsün sen?

     

    Öte yanda ödülünü aldıktan sonra eleştirileri yanıtlıyor Şener Şen: “İlk akla gelen, öbür tarafla bir araya gelmemek. Ülke bir tane! Biz ne yapacağız?” Kimden duymuş “bir tane” ülke olduğunu peki? İki tane ülke var bu coğrafyada ve bu iki “ülke” siyahla beyaz gibi birbirinden ayrı! Sen bizim kıymetlimizsin, kıyamam ama ille de denemek istiyorsan, şu Efrîn için çık ortaya ve “durdurun bu savaşı” diye haykır. Saat veriyorum, tam 15 dakika sonra hangi ülkenin vatandaşı olduğunu anlatırlar adama!

     

    Neden yapıyorsunuz bütün bunları Allah aşkına? Yaptığınız işler, zekanız, yeteneğiniz ortada. Neden? İhtiyacınız mı var? Korkuyor musunuz? Torunlarınız yok mu sizin? Bu ülke onlar için nasıl bir cehenneme dönüyor giderek, farketmiyor musunuz? Neden? Seviyor mu sizi? Saygı mı duyuyor kişiliğinize? Anlar mı yaptığınız işlerden? Bakın şöyle bir, kim kalmış oralarda, sağdan say Alişan, soldan say Şafak Sezer! Bu yoksulluğu kapatmak istiyor seninle aynı karede görünerek; sana değil suretine ihtiyacı var, bu kadarını anlamayacak kadar aptal da değilsiniz ki!
    “Siyasi olgunluktan nasibini almamış. Ergen siyaseti yapmaya teşne.” Canan Kaftancıoğlu için böyle diyordu ya Ahmet Hakan; işte meselenin anahtarı da tam orada. “Olgunlaştırıyorlar” bizi. Nitekim bakınız, Canan Hanım da 19 Ocak’tan bu yana tek kelime yazmadı: Ergenlikten çıkış!

     

    Ergenlik derken… Bak bu konuda kızımdan ötürü tecrübeliyim biraz. Karakterini arayan insandır ergen; sonunda bulur, kendi bulamazsa da buldururlar. O zaman, ‘olgunlaşırız’ artık; hatta çok olgunlaşırız; o kadar ki, çürümeye bile başlarız. O yüzden ağır bir koku var ortalıkta, hissetmiyor musunuz?

     

    Özgürlükçü Demokrasi