• Paylaş

    KATEGORİ : İŞÇİ SINIFI

    Eklenme tarihi : 2017-10-12
  • Trakya cam fabrikalarından atılan işçiler sendika yönetiminin süreçteki ayak oyunlarını anlattılar

    Trakya’daki cam fabrikalarında çalışan 90 işçinin “fırın kapatma” bahanesiyle işten atılması ve bu sürecin sendika yönetiminin muhaliflerinin tasfiyesi pratiğiyle birleşmesine karşı Lüleburgaz’da her gün dayanışma eylemleri yapılıyor.

     

    Cam sektöründeki çürümüş sendikal anlayışa ve sektördeki koşulların zorluğuna karşı; tek vücut olması gereken çalışan ve atılan işçiler, aileleri, dostları, komşuları yani Lüleburgaz halkı var.

     

    Fakat bu bütünlük çeşitli kirli oyunlarla dağıtılmaya, akıllar karıştırılmaya çalışılıyor. İşçilerin sınıfsal öfkesi bürokratik görüşme dehlizlerinde boğulmak isteniyor. Direnişçi işçiler halka, “çok katılar, saldırganlar” gibi lanse edilmeye, sanki çözümsüzlüğün kaynağı onlarmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.

     

    Sendikanın yönetim cephesi bir taraftan bu kıyımı patron kafasıyla meşrulaştırmaya hatta “devamı gelecek” diyerek doğallaştırmaya; diğer taraftan da CHP’yle, başka mekanizmalarla yapılacak görüşmeleri “umut” diye sunmaya girişmiş durumda. “Madem CHP çözüm gücü de o zaman neden şimdiye kadar seyirci kaldı?” sorusunu ortada dururken.

     

    2 Ekim'den bu yana işten atılan 90 cam işçisi kıyıma karşı direniyor. 8 Ekim Pazar günü yaklaşık 10 bin işçinin, emekçinin, esnafın, kitle örgütü temsilcisinin katılımıyla kitlesel, coşkulu bir cam yürüyüşü ve mitingi gerçekleştirdiler.

     

    Hem pazar günü gerçekleştirilen mitingi hem de sonrasında yaşananları işten atılan direnişçi işçilere sorduk.

     

    Kendilerini aradığımızda işten atılan işçilerin listesini milletvekillerine göndermekle uğraştıklarını söyleyen işçi sorularımızı şu şekilde yanıtladı:

     

    Alınteri: Pazar günü kitlesel ve coşkulu bir miting gerçekleştirdiniz. Miting ve sonrasında neler yaşadınız?

    Direnişçi işçi: Miting alanında 9 bin kişi vardı, daha da fazlaydı. Ben bugüne kadar Lüleburgaz'da böyle kitlesel miting görmedim. Ailelerimiz, komşularımız, emekçiler, diğer fabrikalar, parti temsilcileri, STK'lar yani anlayacağınız Lüleburgaz halkı buradaydı.

     

    Miting çalışmalarına her kesimden destek geldi. Miting sonrasında belediye ilçe binasına geçildi. Sendika temsilcileri, genel başkan, belediye başkanları, milletvekilleri bir araya gelerek sorunun konuşarak, diyalog yoluyla çözülebileceğini; bunun için her şeyin yapılacağı dile getirildi.  Kristal İş Genel Başkanı Bilal Çetintaş ile işten atılan arkadaşlarımız konuyu enine, boyuna tartışmak ve çözüm yolunu üretmek istedik. Bize genel başkan “tamam” dedi. Ancak bu toplantı bir türlü gerçekleştirilemedi.

     

    Alınteri: Neden gerçekleştirilemedi?

    Direnişçi işçi: Biz genel merkezden ve genel başkandan toplantının yapılacağı saati belirlemeleri ve bize iletmelerini istedik. Çünkü işten atılan arkadaşlarımız sadece Lüleburgaz'da değil ki, Kırklareli'de, Babaeski'de, Pınarhisar'da, Çorlu'da, Tekirdağ'da, Muratlı'da, Ahmebey'de, Karıştıran'da yani buradaki arkadaşlarımızı bir araya getirebilmek ve toplantıya katılmalarını sağlayabilmek için önceden saatinin belli olması gerekiyordu.

     

    Biz zaten her gün 10-15 arkadaş nöbetleşe Şubede yatıp kalkıyoruz. Ama bize bir türlü “şu saatte toplantı yapacağız” demediler. Bizi oyalıyorlar. Saat 2-3 gibi Kristal İş'in resmi sayfasından yazılı bir açıklama yapıldığını gördük. Sayfada bir kaç resim var, o resimlerde birkaç şube yöneticisini görüyorsun, haberde toplantı yapıldığını ve toplantıda belli kararlar alındığını yazarak güya aldıkları kararları açıklamışlar.

     

    O resim karelerine bakın, Genel Başkan Bilal Çetintaş'ı göremezsiniz. “Toplantı yaptık” demek için foto çekilmiş sanki… Güya yapılan toplantıdan sonra sayfalarında yaptıkları açıklamada şunları söylüyorlar, “işten atılan işçilerin katı tutumundan dolayı davet ettiğimiz toplantıya gelmediler”. Özet söylüyorum. Sayfalarından bakabilirsiniz. Genel Başkan o toplantıya katılmış gibi açıklamalar yapıyorlar.

     

    Biz diyoruz ki, “Biz kendi evimizde görüşeceğiz. Yıllarca toplantılarımızı yaptığımız şube binamızın toplantı salonunda görüşmek istiyoruz. Dışarıda yabancı bir sahada görüşmeyeceğiz. Burası bizim evimiz, buyurun gelin burada görüşelim” diyoruz.

     

     

    Israrla gelmiyorlar ve diyorlar ki bize, “Biz sizi esnaf ve sanatkarlar odasına toplantıya çağırdık gelmediniz” diyorlar. Hayır, yalan söylüyorlar. Bizi çağıran olmadı. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.

     

    Buna gereken cevabı da verdik. Kendi sayfamda da paylaştım.

     

    Bugün şube başkanı yanımıza geldi. Bize diyor ki, 'Biz işten atılan arkadaşlarla birlikte bir heyet oluşturalım genel merkeze gidelim, genel başkanı alıp buraya getirelim'… Arkadaşım, mitingde “yarın bu işçilerle görüşeceğim” deyip görüşmüyorsa biz neden genel merkeze gidiyormuşuz? Onu getirmeye niye gidelim? 

     

    Aslında biz görüşmelerin bahane olduğunu 'boyun eğdirmeye çalıştıklarını' biliyoruz. “Buranın ağası benim, bura benden sorulur” demeye getiriyorlar.

     

    Alınteri: Miting sırasında yapamadığı ama yapmaya çalıştığı konuşmada Bilal Çetintaş, aslında bir kez daha işten atmalardaki rolünü ortaya koydu. Tamamen patron ağzıyla konuşarak, bundan sonra da fırın kapatmaların olacağını, işçilerin işten çıkarılabileceğini, bunun sorumlusunun sendika ya da patron olmadığını söyleyerek, ekonomik krizden dem vurdu. Bunun faturasının işçiye çıkarılmasını meşrulaştırdı. Özetle, “yapacak bir şey yok” dedi. Bu konuda ne söyleyeceksiniz? Bu tutum işçinin sendikası olmaktan çıkıldığının altını çizmek değil midir?

    Direnişçi işçi: O konuşmayı yaparken tepkiler yükseldi, kesildi konuşması. Çalışan işçi arkadaşlarımız aileleriyle geldiler, anaların tepkileri çok büyüktü. O konuşurken zor sakinleştirdik insanları.

     

    Sözün kısası şu ki, şube başkanı bu sabah (11 Ekim) yine geldi, “Gidelim başkanı buraya getirelim” diye. “Yok” dedik, “biz hiçbir yere gitmiyoruz. Biz kendi evimiz olan yerde görüşmek istiyoruz”. Diyor ki “güvence istiyor”. Ne güvencesi? Dövmeyeceğimize dair güvence istiyormuş.

     

     

    Alınteri: Çetintaş’ın işçiler nezdinde dosyası hayli kabarık. Mersin’de işten atılan işçileri polis eşliğinde binadan attırdı, adamlarıyla birlikte işçilere sopalarla saldırdı. Doğal olarak korkacaktır değil mi?

    Direnişçi işçi: Bu bir suçluluk ifadesidir bir taraftan da. Güvence mi istiyor? Bir kendisi, iki sen yani şube başkanımız, üç emniyet müdürü, dört belediye başkanı… Siz hepiniz şubeye çıkacaksınız hazırlanacaksınız ve hazır olduğunuzda bizi çağırdığınızda biz geleceğiz. Bundan daha nasıl güvence olur ki! “Emniyet müdürü, belediye başkanı da olsun” diyoruz, daha bunun üstünde güvence olur mu?

     

    Ama kendisi çözüm üretmekten yana değil. Yok, oraya gelmediler, yok, güvenlik gibi bahanelere sığınıp mitingte verdiği sözün üzerine oturuyor. Üstelik yalan söylüyor.

     

    Bu akşam şube başkanı yine yanımıza geldi. Biz de ona, “Sen bize sahip çıkıyor musun, çıkmıyor musun?” dedik. “Başkan yarın Ankara'ya gidecek görüşmeler yapacak” diyor. İyi de arkadaş, başkan bizimle görüşmedi ki kiminle ne görüşecek? 

     

    Bizim için değil kendini aklamaya gidiyor başkan. Çünkü bütün Trakya halkı, Lüleburgaz halkı Kristal-İş Genel Başkanı Bilal Çetintaş'ın ne olduğunu, ne yaptığını, kaç paralık olduğunu çözmüş durumda artık. Kristal-İş Genel Başkanı kendisini CHP'nin tepesindekilere aklamaya gidiyor. Kendini haklı göstermeye çalışacaktır. Muhtemelen hükümetin kararlarına, yasalarına uyduğunu; işverene de yardımcı olduğunu ifade edecektir.

     

    Alınteri: Kristal-İş Sendikası Genel Başkanı Bilal Çetintaş kimin sendikası ve savunucusu olduğunun altını bir kez daha çizmiştir aslında, öyle değil mi?

    Direnişçi işçi: Kesinlikle öyle... Bunu pazar günkü mitingde yaptığı konuşmayla da perçinledi aslında

     

    Alınteri: Her şeye rağmen siz Bilal Çetintaş’la görüşmeyi zorlayacaksınız değil mi? Ya bu görüşme olmazsa bundan sonraki tutumunuz ne olacak?

    Direnişçi işçi: Biz İstanbul'a da, Ankara'ya da gitmesini biliriz. Ancak demokratik yolları da sonuna kadar zorlamak istiyoruz. Demokrasinin bittiği yerde ise ne yapmamız gerekiyorsa onu yapmaya kararlıyız.