• Paylaş

    KATEGORİ : GENÇLİK

    Eklenme tarihi : 2017-02-08
  • Öğrenci Birliği Genç Beyin fanzininde referandum konusunda "Ben bu kadar yetkiyi babama bile vermem" diyor

    Öğrenci Birliği’nin Genç Beyin fanzininde referandum konusu hem tarihsel anlamının deşifrasyonu hem de gençliğin HAYIR’ının çeşitli taleplerle formüle edilmesi biçiminde yer alıyor. “Referandum Duma Duma Dum Kırmızı Mum!” başlığı taşıyan ve en altta da “Ben bu kadar yetkiyi babama bile vermem!” diye belirtilen yazıyı sitemize de taşıyoruz:

     

    REFERANDUM DUMA DUMA DUM KIRMIZI MUM

     

    Özellikle 15 Temmuz sonrasında, ülke gündeminin adeta göbeğine oturan ve gün geçtikçe somutluk kazanan bir kavram “Başkanlık”. Yasa değişikliği adı altında halk oylamasına yani referanduma sunulacak olan Başkanlık sistemi hakkında, özellikle ilk defa oy verecek olan arkadaşlarımız için kısa bir bilgilendirme yazısı hazırlamanın gerekliliğini hissettik.

     

    15 senedir iktidarda olan ve hala ülkenin büyük bir kesiminden oy alarak iktidarda kalma potansiyelini taşıyan AKP ve onun “eski” genel başkanı Erdoğan; bu güne kadar istediği her şeyi kılıfına uydurarak yapabiliyordu. Öyleyse Başkanlık sistemine duyulan ihtiyacın sebebi nedir?

     

    Devletler, tarih boyunca, acımasız dünya sisteminin oluşturduğu koşullardan ötürü ekonomik ve toplumsal krizlere sürüklenmiştir. Bu gibi süreçlerde iktidarlar ya da iktidar peşinde olanlar, kendi sistemlerini yok etme potansiyeli olan bu krizlerden kurtulmak için bazı yollara başvurmuştur. Bu yolların hepsinin gittikleri patikalar farklı olsa da, amaçladıkları şey tektir: Halkı baskı ve sömürü ağının içinde tutmak, kitleleri bastırmak, sokaklara korku yaymak, insanları duyarsızlaştırmak ve yozlaştırmak, toplumu gruplara ayırıp birbirine düşürmek... Bunlar, özellikle sistemleri çıkmaza düşen devletlerin başvurduğu yöntemlerdir.

     

    Bugün de bu duruma doğru gidiyoruz. Dünyada yaşanmakta olan ve günden güne büyüyen ekonomik kriz, dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye’yi tabiri caiz ise Titanik misali batıracak potansiyeldedir. Bunun dışında, kitlelerin birbirine düşman kesilmesi, halkın tahmin edilemeyecek kadar değişken olan sosyal durumu ve bireylerin psikolojisi gibi etkenler de bu tarz süreçlerde önemli rol oynar. Bütün bunlar göz önüne alındığında, Türkiye şu an, bir Hitler çıkıp “ekonomiyi kalkındıracağım, ülkeyi refaha kavuşturacağım” dese, onu seve seve başa getirecek potansiyelde.

     

    Bu kısa tanımlamadan sonra bir de pişmiş tavuğun başına gelenler, yani somut örnekler üzerinden bir durum değerlendirmesi yaparsak, demek istediğimiz daha net anlaşılabilir.

     

    Biz, çocuklarız.

     

    -Çocuk istismarının her geçen gün artmasına fakat istismarcıların neredeyse tümünün aklanmasına göz mü yumacağız? HAYIR!

     

    -Henüz bebeklerle oynarken bebek sahibi olan kız çocuklarını, evlilik yaşının mide bulandıracak kadar düşük yaşlara çekilmeye çalışmasını onaylıyor muyuz? HAYIR!

     

    Biz, kadınlarız.

     

    -Dinci/gerici zihniyetten dolayı istediğimizi giyip istediğimiz saatte istediğimiz yere gitme özgürlüklerimizden vazgeçmeye, karanlıkta evimize parmaklarımızın arasına anahtar sokuşturarak yürümeye devam mı edeceğiz? HAYIR!

     

    -Kadının aşağılık bir birey, bir obje, yetersiz insan, ya “eksik etek” ya da “kezban” olarak nitelendirilmesini kabul ediyor muyuz? HAYIR!

     

    Biz, öğrencileriz.

     

    -ÖSYM’nin sürekli sınav sistemini değiştirerek bizleri laboratuvar faresi yerine koymasını ve tüm geleceğimizi iki üç sınava bağlamasını sineye mi çekeceğiz? HAYIR!

     

    -Eğitim müfredatının, dini ve milli ögeler (cihat, zorunlu din dersi, ırkçılığa varan milliyetçilik eğitimi) üzerinden çocukların kutuplaştırılmasına hizmet etmesine yani devletin arka bahçesi gibi işlemesine dur demeyecek miyiz? HAYIR!

     

    -Uyuşturucu yaşının sürekli düşmesine ve kullanımın yaygınlaşmasına karşı alınan(?) tedbirleri yeterli buluyor muyuz? HAYIR!

     

    -Büyük şehirlerde oturan, mali durumu iyi olan öğrenciler online eğitimden tutun da dershanelere kadar her türlü nimetten faydalanırken; hala ülkenin bazı kesimlerinde çocukların okumayıp işçi olarak harcanmasını görmezden mi geleceğiz? HAYIR!

     

    Biz, gençleriz.

     

    -Cinsel yönelimi “normal” olmadığı için horlanan, linç edilen ve hatta öldürülen gençlerin solup gitmelerini unutacak mıyız? HAYIR!

     

    -Devletin çizdiği sınırlar içinde hayatlarımızı sürdürüp, istediği şekilde düşünüp, istemediği şeyleri görmeyip, kendi benliğimizi unutacak

    mıyız? HAYIR!

     

    -Hayallerimizin ve geleceğe dair umutlarımızın üzerinin karalanıp, önemsiz birer çöp gibi buruşturulup atılmasına izin mi vereceğiz? HAYIR!

     

    BU KADAR YETKİYİ BABAMA BİLE VERMEM!

     

    GENÇ BEYİN'den