• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-09-24
  • Gelinen noktada kimin kimlerle, hangi zeminde bulunduğunu ne belirliyor?..

    Emperyalist kapitalist sistemin onlarca yıl şu ya da bu şekilde koruduğu dengelerin sarsıldığı ve çelişkilerin açıktan konuşur olduğu bu iklimde, Suriye düğümü üzerinden dönen tepişme şimdi yeni bir etapta.

     

    IŞİD’in yuvalandığı Irak ve Suriye’den temizlenmeye başladığı bu etap, tüm emperyalistlerin ve onların bölgedeki uzantılarının, çıkarlarının yoğunlaştığı yerlerin altını daha koyu çizgilerle çizmeleriyle karakterize oluyor. Bu süreç, bölgedeki hegemonya çekişmesinin kızışmasına paralel olarak yeni krizlere yol açıyor aynı zamanda.

     

    ABD ve Rusya şeklinde kısaltabileceğimiz emperyalist kamplar ve bölgesel müttefikleri, bu yeni durumu kendi lehlerine pekiştirecek hamleler yaparak ilerlemeye çalışıyorlar. Her birinin kuyruğunun birbirine dolandığı böylesi bir zeminde Barzani’nin bu yeni denge ve dengesizlikler içinden yaptığı ‘bağımsız Kürdistan referandumu’ çıkışı geldi.

     

    Bu çıkış, hemen tüm emperyalistlerin ve Kürdistan’ı yapay haritaların çizilmesiyle ilhak eden bölge gericiliklerinin aynı nakaratı yinelemelerine neden oldu. Hemen hepsi, buyurgan bir tutumla referandumun iptalini –en azından belirsiz bir geleceğe ertelenmesini- “istedi”. Tehditler birbirine eklendi. Kısacası, Kürt halkının tarihsel ve haklı özleminin -hangi zeminde ve kim tarafından gündeme getirilmesinden de bağımsız olarak- pratik bir gündeme dönüşmesi, tüm emperyalistleri ve bölge gericiliklerini aynı zeminde buluşturdu. Birbirlerinin önünü kesip gırtlağını sıkmak için fırsat kollamayı sürdüren kan davalı hasımlar bile, mesele Kürtler ve Kürdistan olunca, IŞİD karşısında sergilemedikleri ölçüde yekpare bir duruş sergiler oldu. Emperyalizm çağında burjuvazinin, dipten tırnağa gericileşmekle kalmayıp nasıl katı ve azami bir egemenlik peşinde olduğu tarihsel gerçeği, ete-kemiğe bürünmüş olarak bir kez daha karşımıza çıktı.

     

    Çürümüş feodal bir aşiret düzeninin temsilcisi olarak Barzani sülalesinin “bağımsızlık referandumunu” hangi niyet ve hesaplarla apar topar gündeme getirdiği –önemsiz olmamakla birlikte- ayrı bir konu. Bu açıdan sorgulanmayı ve eleştirilmeyi hak eden yönler taşıyor bu tepeden inme referandum kararı. Fakat dikkat edilsin: Aralarında Barzani’nin bugüne kadarki hamilerinden çaldıkları petrolü birlikte sattıkları ticari ortaklarına kadar referanduma karşı çıkanların istisnasız hepsi, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmak istemesinden rahatsız. Hepsini rahatsız eden, korkutan, başka konularda “uzlaşmaz düşman” olanları -ya da öyle görünenleri- dahi ortak bir cephede buluşmaya yönelten etken bu!..

     

    Dolayısıyla bugün gelinen noktada, kimin tarihsel olarak hangi zeminde, kimlerle birlikte durduğunu da burjuva demokratik bir talep olan kendi kaderini tayin hakkından yana olup olmamak, bu konudaki tutarlılık  ve samimiyet belirliyor.

     

    Kendi burjuvazimizin yanı sıra emperyalizm ve gericiliğin tamamı ya da herhangi bir kanadının kuyruğu konumuna düşmemek için öncelikle kayıtsız-koşulsuz savunulması gereken bu hakkın kullanımı sırasında Leninizmin, “emperyalist sistemi zayıflatıp zayıflatmama” koşulunu da gözettiğinin üzerinden elbette atlayamayız. Ancak bugünkü Ortadoğu gerçekliğinde hangi tutum ve politikaların, başını ABD ve Rusya’nın çektiği emperyalist blokların ve bölge gericiliklerinin işine daha fazla yarayıp mevcut sisteme kan taşıdığı gerçeğini görmekten de kaçamayız. Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı gibi temel ve meşru bir hakkı yüzyılı aşkın bir süredir hiçe saymakla kalmayıp herhangi bir biçimde gündeme gelmesine bile tahammülsüzlüğün gerçekte hangi sınıflar ve güçlerin işine geldiğini sorgulamamazlık edemeyiz.

     

    Kısacası, bugün büyük bir altüst oluşun yaşandığı Ortadoğu gerçekliğine yaklaşırken tablonun bütününü –üstelik tarihsel geçmişiyle birlikte- gözönünde tutarak hareket etmek yerine her olgu ve gelişmeyi kendisiyle sınırlı –üstelik seçilmiş bazı yön ve öğelere dayalı- ele alarak tutum ve politika belirlemeye kalkacak olursak, kendimizi fiilen o “çok karşı olduğumuz” emperyalistlerle, Kürtler sözkonusu olduğu zaman aralarındaki bütün çelişkileri hemen bir tarafa bırakan Arap, Türk ve Fars milliyetçiliğiyle, kendi topraklarında Kürtlere yıllarca kimlik dahi vermeyen bölge gericilikleriyle… aynı safta buluruz.