• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2017-12-17
  • İçinde Kürdistan taşıyan kaç kalp var, biliyor muyuz?..

    İrfan Aktan

     

    “Ben bu ödülü İnsan Hakları Derneği adına, Cumartesi Anneleri adına, magazine emek veren bütün insanlar adına, bu ödülü bütün Türkiye halkı adına alıyorum. Bir de bir şey daha söyleyeceğim. Önümüzdeki kasette, Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum. Ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanlar olduğunu da biliyorum. Yayınlamazlarsa, Türkiye halklarıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum.”

     

    Nasıl hesaplaşacaklarını bu konuşmasının hemen ardından gördü Ahmet Kaya: “Kürt diye bi’ şey yok!” 11 Şubat 1999’daki Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreni, Kaya’nın sözlerinden sonra histerik bir toplu gösteriye dönüşmüştü. O akşamki görüntülerden hafızamıza kazınan sayısız sahne var ama kalabalıktan yükselen bir kadının sözleri histerinin özetiydi: “Kürt diye bi’ şey yok!” Ahmet Kaya belgeselinde bu söz dört-beş kez tekrar ettiriyor: “Kürt diye bi’ şey yok! Kürt diye bi’ şey yok! Kürt diye bi’ şey yok!”

     

    (Ümit Kıvanç’ın hazırladığı “Uçurtmam Tellere Takıldı” belgeselinin ilgili bölümü için)

     

    Bu tekrarı siz de yüksek sesle en aç üç kez yapın lütfen.

     

    Hemen arkasından da şu cümleyi ilave edin: “Kürdistan diye bir yer yok! Kürdistan diye bir yer yok! Kürdistan diye bir yer yok!”

     

    Bu tekrarda korku var, kendini ikna çabası var ama hakikat yok.

     

    Fakat basit bir duygusal tepki değil bu. Arkasında sistematik bir tedrisat, muazzam bir sömürü düzeni ve bu düzenin devamlılığı için üretilmiş hudut tanımaz bir baskı rejimi var.

     

    Kürtlerin yaşadıkları tüm toprakların altı, bu düzenin devamı için öldürülen yüzbinlerle dolu. Üstü de bundan farksız değil. Onuru kırılarak veya satın alınarak bu sömürü düzeninin işbirlikçisi yapılanların dışa vurmaya korktukları utancın gölgesi onlara yetiyor.

     

    Fakat onurunu koruyanlara, korumak için çabalayanlara, onurlarının gücü yetiyor.

     

    Kürt diye bir halk var. Kürdistan diye bir yer var. Peki neresi?

     

    HDP milletvekili Osman Baydemir, TBMM Başkanvekili’nin müdire hanım edası takınarak “Sayın Baydemir, Kürdistan neresi” sorusuna, kalbini göstererek verdiği yanıtla siyasi hayatının en büyük hareketini yaptı: “Aha şurası Sayın Başkan! Aha şurası! Kürdistan şurası!”

     

    Kurnaz sorgucu, Baydemir’i bir harita çizmeye davet ederek egemenlerin yasalarını delmesini sağlamaya çalışırken hakikatin duvarına tosladı. Ezberlenmiş sorulara ezberi bozan yanıtlar verilince acz ve komedi ortaya çıktı.

     

    Böylece herkes bir kez daha öğrendi: Kürdistan artık bir toprak parçası değil. Etrafını çevreleyip içine silahlı güçler yerleştirerek elde edilebilecek bir yer değil. Sömürebilirsiniz ama elde edemezsiniz.

     

    Çünkü Kürdistan, Kürtlerin, gittikleri her yerde yanlarında taşıdıkları bir yer. Kürtler ve onların ezilmelerine ortak olmayanlar, bu çarkın devamını reddedenler Kürdistan’ı kalplerine koyduklarına göre, onu ele geçirmek, ancak o kalpleri sökmekle mümkün. Peki içinde Kürdistan taşıyan kaç kalp var, biliyor muyuz?

     

    Ahmet Kaya kalp krizinden ölmedi. Kalbinde taşıdığı yer yüzünden öldürüldü. Ama o yer hâlâ var.

     

    Yasalar netice itibariyle böyle diyor: “Kürdistan diye bir yer yok.” Yasaların sahipleri de netice itibariyle aynı şeyi söylüyor: “Kürt diye bir şey yok.” Ama yasalar ve yasaklar kalplerde hükümsüz kalıyor.

     

    Hakikati taşıyan milyonlarca kalp var.

     

    Ahmet Kaya öldürüldü ama kalbi atıyor. Osman Baydemir cezalandırıldı, ama kalbi atıyor. Yeryüzünde onurunu koruduğu için ölenlerin kalbi atıyor.

     

    Kalp diye bir şey var. Kürt diye bir şey var. Kürdistan diye bir yer var!

     

    Gazete Duvar