• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-01-05
  • Reina katliamının 'unutturulmaya' çalışıldığı bir kesitte Bayraklı baskını kimin işine gelir?..

    Yılbaşı gecesi İstanbul Reina'da gerçekleştirilen IŞİD'in terör eylemi, bunun altyapısını oluşturan Noel karşıtı dinci gerici kampanyada cisimleşen toplum mühendisliği zorbalığı, MİT'in ve polisin öncesinde istihbarat sonrasında da olaya müdahale ve katili ele geçirmede sergilediği beceriksizlik üzerine tartışmalar henüz bütün sıcaklığını korurken bu kez İzmir Bayraklı Adliyesi'nden bir saldırı girişimi haberi geldi. 

     

    Sadece bomba yüklü bir aracın patlatılmasıyla sınırlı tutulmayacağı anlaşılan bu girişime ilişkin birçok nokta henüz belirsiz. En başta da, girişimin kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor. Sadece İzmir Valisi'nin Reina katliamının ardından göremediğimiz bir hızla yaptığı açıklama var ortada. Buna karşın Başbakan Yardımcısı Veysel Kaynak ise “PKK mi DAEŞ mi farketmez...” ekseninde 'kokteyl terör' demagojisini tekrarlıyor.

     

    Kamuoyunda da böyle bir bulanıklık ve tereddüt yaşanıyor maalesef. Böyle bir olgunun varlığı dahi düşündürücü. Haklı ve meşru bir kavganın temsilcileri hesabına üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir olumsuzluk anlamına gelir bu. 

     

    Suriye politikası bütünüyle çöken ve bugüne kadar besleyip büyüttüğü gerici çeteleri birer ikişer satmaya başlayan Tayyip Erdoğan rejiminin bu tür şantaj ve intikam eylemleriyle önümüzdeki süreçte daha sık karşılaşma olasılığının yüksekliğiyle birlikte düşünülecek olursa kastımız daha iyi anlaşılır. 

     

    İçine girilen dönemde bu bulanıklık sadece ve sadece rejime hizmet eder, ona manevra olanağı sağlar, demagoji malzemesi verir. Dış politikada olduğu gibi iç politikada da Kürt ve Alevi düşmanlığının yanı sıra laiklik düşmanlığını kışkırtmasından kaynaklanan sonuçları kendi dışındaki güçlere yıkmasını kolaylaştırır; “üst akıl”, “kokteyl terör” tezleri gibi ancak düşüncesiz ahmakların yutabileceği demagojilere geçerlilik kazandırır. Kendisine muhalif olan herkese, sosyal medya gibi bir iç boşaltma alanında aykırı ses çıkarana dahi tahammülü kalmamış olan faşizmin gözü dönmüş zorbalıklarına bilinçsiz yığınlar gözünde “haklılık” ve “meşruluk” kazandırır. 

     

    Faşist rejimin suretinin bütün çıplaklığıyla yansıdığı Reina katliamını gündemden düşürüp orada ete kemiğe bürünen gerçekleri perdelemek için bin dereden bin su getirmeye çalıştığı bir evrede ona bu imkanı sunan İzmir eylemi, en başta bu özelliğiyle tipik bir 'kör terör' eylemidir. Sırf zamanlama boyutuyla bile, gözü intikamdan  başka birşey görmeyen bu eylem anlayışının siyasi akıldan yoksunluğunu gösterir. 

     

    Zamanlamanın yanı sıra kullandığı yöntemlerin doğasından kaynaklanan sonuçlar yönüyle de –hemen her eyleminde savunmasız sivil, hatta dost insanların da ölmesi, yaralanması, zarar görmesi- hizmet ettiğini düşündüğü davadan daha çok düşmanlarının, katillerin, burjuvazi ve burjuva faşist devletin ekmeğine yağ sürmekten kurtulamaz. 

     

    Onun için bu tarz 'kör'dür. Ve bundan dolayı net bir dille mahkum edilip araya belirgin bir mesafe konulmak zorundadır.