• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-10-22
  • Şaban Budak yoldaşı 22 Ekim 1992'de kaybettik

    Kısacık ama onurlu yaşamına Niğde‘de başlayan Selçuk, (Şaban BUDAK) yoldaş yoksul bir ailenin çocuğuydu. Emekçilik yaşamıyla daha ilkokul yıllarında tanışmıştı. Liseyi bitirene kadar da çeşitli işlerde çalıştı. 1980 yılında İTÜ Elektrik-Elektronikbölümünü kazandı. İlk yıl okulun en çalışkan öğrencisiydi. Daha sonraki yıllarda yoksulluğu, çaresizliği nedeniyle derslere boş veriyor, kahvelerin değişmez abonesi oluyordu. At yarışlarıyla ilgilenmeye başlaması, bir süre sonra Türkiye’nin en iyi yirmi yarış tahmincisinden biri olması ’80′lerin ortasına rastlar.

     

    Lise yıllarında sadece antifaşistti. Daha sonraları ütopik sosyalizmi savunuyordu. 1988′de TİKB‘yle tanışması hayatında bir dönüm noktası oldu. Eski alışkanlıklarını birer birer bırakmaya başladı. Selçuk’un TİKB’yle tanışmasıyla örgüt ve devrimle bütünleşmesi süreci, insanı hayrete düşünecek kadar kısaydı -sadece 3 yıl. Oysa haline tavrına, inisiyatifli tutumlarına, özgüveni yüksek vücut diline bakan onu yılların örgüt adamı sanırdı. Bazen erken büyümüş çocuklara özgü muzip kıvılcımlar yakalardınız bakışlarında. Hiç gülmeyecekmiş izlenimi veren duruşu, tanımayanlar üzerinde otoriter ve soğuk bir görünüm yaratsa da, dolaysız yoldaşlığın tarifsiz sıcaklığının tadını doya doya çıkarabilirlerdi onunla.

     

    Yıllarca süren lümpence yaşamı, her çevreden onlarca insanı tanımasına neden olmuştu Selçuk’un. Daha önceki yaşamında son derece sosyal olan ve farklı dünyalardan insanla tanışmış olan Selçuk, devrimci dönüşümüyle birlikte herkesi devrim davasına seferber etmeye çalışıyor, her türlü sahteciliği uyanıklığa doğru evrilterek kullanıyordu. İyi bir örgütçüydü; dost kazanmada ve dostlukları devrim lehine dönüştürmede çok başarılıydı. Titiz ve hedefli bir gözlemciydi; insanlar hakkında hem kafa yorar hem de onlara açıklık ve içtenlikle yaklaşırdı.

     

    Selçuk zeki bir yoldaştı, kavrayışı mükemmeldi. Olguları kendi gerçeklikleri ve somutlukları içinde kavrar, süreçleri mümkün olduğunca içerden izlemeye çalışır, çoğunlukla da rasyonel sonuçlar çıkarırdı. Geçmişte kahvelerde geçirdiği günlerine yazıklanır, boşa geçirdiği zamanlara inat teorik çalışmaya asıldıkça asılırdı. Teorik çalışmaya da pratik etkinlikteki gelişmeye de çok önem verir ve son derece disiplinli çalışırdı. Konuları ezberlemez, kısa zamanda kavradığı için de derhal güncele uyarlardı. Mekaniklik ve eklektiklik yanına uğramaz, komünizmin özgürlük dünyasını sıradan yaşamların sofrasına yerleştirirdi.

     

    Türkiye devrimci hareketinin kadrolarında ‘öncü tutumlar‘ denildiğinde akla daha çok teori ya da askeri alan gibi uzak kalınan alanlarda ortaya konulan öncü açılımlar gelir. Oysa proletaryanın mücadelesinde olduğu gibi proletaryayı temsil iddiası taşıyan devrimci bir örgütün saflarında da tarihsel anlam ve önemi ilk başlarda farkedilmeyen çok değişik öncü tutum ve pratik örnekleri vardır. Örneğin Osman Yaşar Yoldaşcan‘ın teksirde fotoğraf basmayı ya da kırmızı mürekkep kullanmayı olanaklı hale getiren buluşu bu türden ön açıcı bir adımdır.

     

    Bu geleneği ileriye taşıyan bir diğer öncü açılımı TİKB yıllar sonra Selçuk sayesinde gerçekleştirebilmişti. 1980′lerin sonunda bilgisayarların Türkiye’de iş yaşamına bile yeni yeni girdiği bir dönemdi. Farklı parçalar ve makineler kullanarak yeni bir sistem kurmak, farklı modellerin birbiriyle uyum sağlamasının yollarını bulmak, bütün bunları hiç bilmeyen birilerine öğretmek… kolay değildi. Bir yeraltı matbaası kurma düşüncesinin onun yetenek ve erdemlerinde yarattığı sıçrama görülmeye değerdi. Bu kolektif çaba sırasında Selçuk’un örgütle ilişkileri çok kısa zamanda güçlendi.

     

    Selçuk da Türkiye devrimci hareketinde çok az rastlanan, her alanda hızla gelişen çok yönlü bir dava adamıydı. Hem iyi bir nefer hem de devrimci komutan olma yönünde hızla yol alan, Osman Yaşar Yoldaşcan’ın özelliklerine sahip ve giderek ona benzeyen bir yoldaştı.

     

    Bilmekle yapmanın insanın içini coşturan bileşkesini kendinde toplamış, üretmenin, gelişmenin ve sıçramalı gelişmenin örgütteki somut varlıklarından biri olmuştu Selçuk yoldaş.

     

    Yalın kişiliği, kararlı ve inisiyatifli duruşuyla onun kafasında bütünsel bir örgüt vardı, geri kalan her şey ona eklemlenen ya da ondan uzaklaşan parçalardı…

     

    Selçuk sağ elini kullanırdı ama sağ gözü görmezdi. Buna rağmen cesareti, soğukkanlılığı, seri düşünüp hızlı karar alabilmesi, planlamacılıktaki yetenekleri ve kendi deyimiyle olmazı olur kılan “inadı”yla iyi bir eylem adamıydı. 22 Ekim 1992′deki kamulaştırma eyleminde çatışa çatışa adımladı son kez Adana sokaklarını… Kurşunlarla delik deşik ettiler bedenini… İyi bir devrimci komutandı o, başeğmedi!

     

    Varlığıyla örgütümüze yepyeni bir soluk katmış olan Şaban yoldaşın değerini gün geçtikçe daha iyi anlıyor, onu her geçen gün daha çok özlüyoruz.

     

    Şaban Budak yoldaş ölümsüzdür!