• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2014-02-25
  • TÜSİAD’in göreli ve ucuz demokratizminin arkasında, egemen konumunu kaybetmekten kaynaklanan ‘korku’ yatıyor

    TÜSİAD’ın göreli ve ucuz demokratizminin arkasında, tekelci sermaye bloku içinde eski rakipsiz egemen konumunu kaybetmekten kaynaklanan ‘korku’ yatıyor. O asıl olarak bu korku yüzünden hem yeni iktidar yapılanması içinde kendisine belirli bir güvence ve hareket imkanı kazandıracak “kuvvetler ayrılığı” üzerinde ısrar ediyor hem de eli zayıflamış eski hegemonik bir güç olarak Kürtlere, Alevilere, İslamcılara, kadınlara -ve tabii liberal budalalara- 'şirin’ görünerek etrafında olabildiğince geniş toplumsal destek halkaları oluşturma hesabını güdüyor. Bu zokayı yutmaya dünden hazır bazı ahmaklar da bizlere hala, “hegemonyasını başka türlü yürütme imkanı kalmadığı için liberal demokrasiye yönelerek müzakereci, katılımcı, temsil mekanizmalarının önünü açan blok halinde yekpare bir tekelci burjuvazi” tabloları çiziyor.

    Önce şu TÜSİAD’ın korkusuna biraz daha yakından bakalım: Bu korku yüzünden TÜSİAD tarihinde ilk kez geçen yıl kendisine başkan bulamama sıkışması yaşadı. TÜSİAD’ın geleneksel işleyişine göre Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın yerini Doğuş grubunun patronu Ferit Şahenk’in alması gerekiyordu. Ancak AKP Hükümeti'nin, yağlı yeni yatırım girişimlerinin önünü kesmekle kalmayıp altından kalkamayacağı büyüklükte vergi cezaları bindirerek belini büktüğü Aydın Doğan’ın başına gelenleri gördükten sonra Şahenk, yıllardır hazırlandığı o koltuğa oturmaktan tırstı. Çünkü TÜSİAD’ın başına geçecek olursa hükümetle sık sık karşı karşıya gelme mecburiyetinde kalacaktı. TÜSİAD içinde de eski mutlak hegemon konumlarını giderek yitirmekle birlikte belirli bir etkinliğe hala sahip tekelci sermaye gruplarının basıncıyla AKP Hükümeti'nin bunlara duyduğu tepki arasında sıkışacaktı. Şahenk yan çizince, önce Anadolu ve Akfen gruplarının nabzı yoklandı, onlar da bu işe yanaşmayınca, TÜSİAD adına mayın katırı olma ihalesi Boyner’lere kaldı.

    Gizli hayranlarının alttan alta “demokrasi idolü” muamelesi çektiği Ümit Boyner açıkça itiraf ediyor korktuklarını: “…Kimi kızdırırım korkusu yüzünden konuşurken çekiniyoruz” diyor. Bunun nasıl ‘genel’, ‘yaygın’ ve ‘büyük’ bir korku olduğunun altını da şu sözlerle çiziyor: “Türkiye’ye dayanılmaz bir korku hakim ve bu ortam hepimizi boğuyor… Bu korku dayanılmaz bir korku. Bu korku, medya içinde de otosansürü ateşliyor. Toplum içinde herkes kendini daha dikkatli konuşmak zorunda hissediyor. Konuşurken çekiniyoruz, kelimeleri seçmeye çalışıyoruz…” [HaberTürk Ekonomi’de yayımlanan 16 Mart 2011 tarihli söyleşiden]. Bu korku, liberal budalaların “demokrasinin öncü gücü” olarak gördükleri TÜSİAD patronlarının içine öyle bir işlemiş durumda ki, TÜSİAD kendisinin hazırlattığı Anayasa önerilerinin bile arkasında duramıyor artık. Hükümetin tepkisinden de önce kendi içindeki muhalefetin baskısı üzerine tükürdüğünü yalamak zorunda kalıyor.

    Bir zamanlar hükümetler kurup hükümetler yıkan kudretli TÜSİAD patronlarını bile bu denli korkutan ne?.. Özgün işlevi işçi sınıfı ve emekçi yığınları baskı ve denetim altında tutmak olan siyasal iktidar aracı olarak burjuva devletin, ekonomik bir güç ve araç olarak da taşıdığı önem ve işlev yatıyor bunun temelinde. Siyasal iktidar gücünün ekonomik bir terbiye ve rekabet aracı olarak kullanılmasının somut örnekleri olarak Uzan’ların, Aydın Doğan’ın, Karamehmet’in başına gelenler ortada. Geçen Eylül’deki Anayasa referandumu öncesinde “evet”ten yana açık bir tavır koymadığı için TÜSİAD’a yönelik “Taraf olmayan bertaraf olur” tehdidinin bir benzerinin 12 Haziran seçimleri öncesinde, sırf “CHP’nin kazanabileceği” yönünde bir tahminde bulunduğu gerekçesiyle bir zamanların kudretli patronlarından İnan Kıraç’a yönelik olarak tekrarlanması, tekelci sermaye bloku içinde bile “rıza”nın artık nasıl üretildiğine dair açık göstergelerdir.

    Burada sorun sadece anayasa ve rejim yapılanması konusundaki yaklaşım ve tercih farklılıklarından kaynaklı ya da sadece bundan ibaret bir farklılık değil. Bu konudaki farklılık ve çatışmayı doğuran daha derindeki belirleyici neden, tekelci sermaye bloku içindeki güç ilişkileri ve dengelerde yaşanan değişimdir. Anayasa konusundaki farklılık ve sürtüşmelerin temelinde de bu vardır ve bu bir demokrasi kavgası değil iktidar savaşımıdır. Tayyip Erdoğan’ın şu sözleri, meselenin özünü özetler: “Türkiye’de sermaye ciddi manada el değiştirmeye başladı. Bu bizim için çok önemli bir güven kaynağı… İstanbul sermayesi bizimle para kazanmada anlaştı ama siyasette anlaşamadı. (Ama) Çok da önemsemiyorum… Türkiye’de yeni sermayedarlar ortaya çıktı. Çokta güzel oldu...” [10 Eylül 2010 Milliyet].

    Dünyaya kafalarında oluşturdukları kalıpların atgözlüğü içinden bakmaktan vazgeçemeyen kimi taşkafalılarsa, bu kadar açık ve çıplak gerçekler üzerine olsun biraz durup düşünecekleri yerde, aynı ezberleri papağan gibi tekrarlayıp duruyorlar. Anayasa Profesörü Ergun Özbudun’un hem TÜSİAD’ın anayasa komisyonunda hem de AKP’nin 2007′de hazırlattığı anayasa taslağını hazırlayan ekipte yer alması gibi kıytırık bir teğet ilişkisinden hareketle, "aralarında bazı sürtüşmeler çıkacak olsa da bunun eskisi kadar şiddetli kavgalara dönüşmeyeceği, uyum içinde yekpare bir blok olarak hareket eden tekelci sermaye adına TÜSİAD’ın yol göstericiliğinde çoğulcu, katılımcı, müzakereci bir anayasa yapım süreci yasayacağımız” masalları anlatıyorlar hala.

    Tayyip Erdoğan ve arkasındaki sermaye kesimleri siyasal gücün daha fazla merkezilesip yoğunlaşacağı bir sistem olarak başkanlık sistemi peşinde olduklarını saklamazlarken, TÜSİAD yönetiminde etkinliğini koruyan tekelci sermaye kesimlerinin buna ısrarla karşı çıkıp "güçler ayrılığı” üzerinde bu kadar durmalarının nedeni, tekelci sermaye bloku içindeki bu denge değişikliklerinden kaynaklanan çıkar farklılıklarıdır. Yani karşımızda hepsi aynı telden çalan yekpare bir sermaye bloku yoktur. Tekelci burjuvazinin genelini bir tarafa bırakalım, TÜSİAD’ın kendi içinde bile böyle bir bütünlük yoktur. Sınıf mücadelesini bir kenarda oturup seyretmekten farklı olarak süreçlerin akışına sosyalist proletaryanın bağımsız sınıf çizgisi ekseninde müdahale çabası ve yönelimi içinde olan devrimci politik güçler açısından bunlar, üzerinden atlanabilecek önemsiz detaylar değildir. [Sürecek]