• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-10-09
  • İnsanlık onurunu savunan “kişi” kalmayınca, kimse işkenceyi yenemez

    İrfan Aktan

     

    İnsanlık yeni binyıla ABD’nin 2003’ten itibaren Irak’ta gerçekleştirdiği vahşetin fotoğraflarıyla girmişti. İşgalden sonra “embedded”, nam-ı diğer “iliştirilmiş” gazeteciler, “Amerika’nın gücünü” Iraklılara nasıl gösterdiğini resmeden sayısız fotoğraf yayınladı. O döneme tanıklık edenlerin hayatları boyunca unutamayacağı görüntülerin başında Ebu Gureyb Hapishanesi’ndeki işkence fotoğrafları geliyordu. Başlarına çuval geçirilmiş bir grup esirin çıplak halde üst üste bindirildiği, arkalarında iki ABD askerinin gülerken çekilmiş fotoğrafı o tarihlerde insanlık kavramını epey sorgulatmıştı.

     

    Kısa adı İstanbul Protokolü olan ve Birleşmiş Milletler onaylı İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Kılavuz http://www.muglatabip.org.tr/documents/IstanbulProtocol_Turkish.pdf yakalanan insanların zorla soyulması muamelesini şöyle anlamlandırıyor:

     

    “Cinsel işkence, zorla çıplak bırakmakla başlar ve birçok ülkede işkence uygulamasının değişmez bir parçasıdır. Kişi çıplak ve yardıma muhtaç/çaresiz iken çok kırılgandır. Çıplaklık işkencenin psikolojik terörünü her yönüyle artırırken, arka planda her zaman tecavüz veya sodomi potansiyeli vardır. Daha da ötesi, sözel cinsel tehdit ve tacizler, yalancı tecavüz girişimleri de kişiyi utandırdığı ve aşağıladığı için tamamıyla cinsel işkencenin bir parçası ve işkence prosedürünün bir basamağıdır. Kadınlara elle dokunmak da tüm olgularda her zaman travmatiktir ve işkence olarak kabul edilir.”

     

    4 Ekim’de Muğla’nın Ortaca kasabasına bağlı Seydikemer bölgesinde Mersin plakalı araçtan çıkarılan yedi kişinin elleri arkadan bağlanmış, çıplak halde yüzüstü yere yatırıldığını gösteren fotoğraflar medyaya servis edildiğinde, bir çok sosyal medya kullanıcısı Ebu Gureyb benzetmesi yapıverdi. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/837728/Mugla_da_PKK_suphelilerine_ciplak_gozalti.html

     

    Bağlam farklı olsa da kişilerin elleri arkadan bağlı, yerde yüz üstü yatırılmış, çıplak, dolayısıyla olabilecek en savunmasız halde tutulması ve teşhir edilmesi, insanların bu uygulamayı hafızalarında yer etmiş bir başka görüntüyle eşdeğer tutmasını engellemiyor.

     

    İŞKENCENİN KARİKATÜRÜ

     

    9 Haziran’da da Van-Gevaş’ta üç köylü işkence tezgâhından geçirilmiş, kanlar içindeki fotoğrafları işkence yanlıları tarafından tezahüratlar eşliğinde paylaşılmış ve “reklâmın maksadı” hasıl olunca da masum köylüler evlerine yollanmıştı.
    https://www.evrensel.net/haber/323661/terorist-diye-iskence-edilen-koyluler-serbest-birakildi

     

    Ağustos ayında işkenceciler bu sefer Şemdinli’nin Şapatan köyünde karanlık yüzlerini göstermiş ve onlarca köylüye işkence yapmıştı.
    https://www.evrensel.net/haber/328718/semdinlide-koylulere-iskence

     

    İşkencenin sistematikliği konusunda Muğla olayı bir basamak daha yukarıda duruyor. Nitekim yolda çıplak halde işkence edilen kişilere yönelik aşağılayıcı muamelenin başka bir mekânda devam ettiğini gösteren bir fotoğraf daha, failler tarafından yayınlandı. Bu fotoğrafta üzerinde “Seydikemer Belediyesi” yazılı bir bankın arkasında, altı çıplak dört kişinin elleri arkadan bağlı, yüzleri avlu duvarına dönük, palmiye ağaçlarının altına oturtulduğu görülüyor.

     

    İslâmcıları güldüren bir karikatür dergisi Muğla’daki işkence mağdurlarını resmederken, o cenahın zihin dünyasının da karikatürünü çizmiş oldu: Karikatürde, yere çıplak halde yatırılmış dört erkeğe sutyen ve düşman bellenen İsrail, Almanya ile ABD bayraklı külot giydirildi. Karikatürde burnunu tutmuş sivil giyimli birinin dördüncü mağdurun YPG bayraklı donunu çubukla havaya kaldırdığı görülüyor. (Ne de olsa ABD, İsrail veya Alman bayrağına bu muameleyi yapmak cüret ister!) “Ele geçirilen” aracın plakası da dikkat çekici: “FG 1941”. Yani Fethullah Gülen ve onun doğum yılı.

     

    Bir karikatüre ne kadar düşman sığdırılabilirse o kadarı yapılmış! Karikatürde açılan balonda da işkence mağdurlarından birine Kürt aksanıyla şöyle “dedirtiliyor”: “Hele komutan! büyük gösteriyi mahfetmişsinizdir HAA”.

     

    İŞKENCE YAPARAK KAMUOYU OLUŞTURMAK

     

    İşkence, muhatabı kim olursa olsun suçtur. Ortaçağın engizisyon mahkemeleri bile bir kişiyi işkenceye tabi tutmak için, kişinin suçlu olduğunu kanıtlamakla mükellefti.

     

    Türkiye’de bile 1990’lı yılların işkencecileri fiillerini de yüzlerini de gizlemek için üstün çaba gösterir, onları yönetenler de ifşa edilen her işkence vakasını “münferit” addederek en azından suçu üstlenmekten imtina ederlerdi. Şimdinin işkencecileri ise yaptıklarının gizlenmesini değil, bilinmesini istiyor, bunun için gayret sarfediyor. Çünkü işkence yaparak lehlerinde bir kamuoyu oluşturmaya, insanları dehşete sürükleyerek yanlarına çekmeye, güçlerine güç katmaya çalışıyorlar.

     

    Bir ülkede işkence “reklâm malzemesi” haline gelmişse, toplum işkenceye boyun eğmiş demektir. Nitekim bu görüntülerin sistematik olarak yaygınlaştırılmasını müteakip yeraltı örgütleri de benzer “reklâmlara” başladı.

     

    Geçtiğimiz günlerde yayınlanan kısa bir videoda, pembe etek giydirilmiş bir erkek, belli bir mafya grubuna mensup olduğu söylenen en az iki kişi tarafından kendi bacağını kurşunlamak zorunda bırakıldığı görülüyor. İddiaya göre bu kişi de aynı mafya grubunun “yediği ekmeğe şerefsizlik yapmış” bir mensubuydu.

     

    Dünyadaki pek çok örnek gösteriyor ki, irileşmeye başlayan her mafya grubu, devletlerin “sert yüzünü” taklit etmeye başlar. Daha fazla taraftar kazanmak için korkutulmuş topluma veya topluluklara “şefkat bahşederken”, düşmanlarını da dehşet görüntüleri üzerinden şefaat dilenme noktasına sürüklerler.

     

    İNSANLIK ONURU KALMAYINCA İŞKENCEYİ KİM YENECEK?

     

    İşkence videolarını yayan mafya gruplarının, devletin muhaliflere veya tehdit olarak gördüklerine karşı gerçekleştirdiği işkence uygulamalarını sosyal medya üzerinden sistematik olarak yayma projesinden etkilenmediğini düşünmek zor. Keza, işkenceye tabi tutulanların neredeyse istisnasız “kadınsılaştırılmasının”, korkunç boyutlara ulaşan kadına yönelik şiddeti hem teşvik ettiğini hem de resmettiğini unutmamak lâzım.

     

    Kurban seçtiklerini egemen erkeklik kimliklerinden çıkararak “kadınsılaştırmak”, ruhsal ve bedensel aşağılamaya tabi tutup işkence ederek “etkisiz hale getirmek”, onursuzlaştırmaya çalışıp insanlığın dışına sürüklemek mafya hukukunun klasik uygulamalarındandır.

     

    Peki mafya hukukuna karşı kanun neyi emrediyor?

     

    Türk Ceza Kanunu Madde 94 bu konuda tartışma götürmez netlikte:

     

    (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

    (5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

    (6) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./9. md) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.

    Dolayısıyla mevcut “süreç” işkence zamanı olabilir ama işkence suçunun zamanaşımı olmaz.

     

    Ayrıca dikkat edilmeli ki, TCK, işkence yasağı konusunda “terörist”, “suçlu”, “sıradan yurttaş” ayrımı gözetmiyor, “kişi” vurgusu yapıyor. Kişi ister silahlı ister külahlı olsun, onun “insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

     

    İnsan hakları mücadelesinin sonuçlarından biri olan ve insanlık onurunu koruma altına alan bu hükümler TCK’da mevcutken, pratikte bu kanunu paspas yapanlar, yaydıkları dehşetle insanlık onurunu savunulmaz hale getirmeyi hedefliyorlar. Çünkü biliyorlar ki, yaptıkları işkenceyi ilan ederek yaydıkları dehşetin sonucunda insanlık onurunu savunan “kişi” kalmayınca, kimse işkenceyi yenemez.

     

    Duvar