• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2018-02-03
  • IŞİD, Musul’da otoritesini kurduktan sonra, şehri, iki sınıflı bir sistem ile yönetti

    Tolga Er

     

    Dost canlısı, masum yüzlü bir doktor olan Wassan, IŞİD’in Musul’a saldırdığı gün Jimhoriya hastahanesinde doğum servisinden acil servise koştu. Yaralanan siviller içeriye doluşmaya başlamıştı. Wassan, tıp okulundan daha yeni mezun olmuştu; travma vakalarıyla ilgili hiç deneyimi yoktu. Yaralılar içeriye gelmeye başladıkça, coşkusu ile giderdi bilgi eksikliğini.

     

    Akşam olduğunda hastane taşıyordu; hastalar koridordaydı. Babasının eve gelmesi için yaptığı kesintisiz aramalara kulak asmayarak geceyi hastanede uyuyarak geçirdi.

     

    Sonraki sabah havan mermisinin hastane yakınlarına düşmeye başlamasıyla doktorlar ve hastalar ambulanslara binerek köprüyü geçti ve şehrin doğu tarafına ilerledi.

     

    Haberi orada aldılar. Vali ve üst düzey generaller kaçmış, Batı Musul çökmüştü.

     

    Babası tekrar aradı. Ailesini güvenli bir yere, özerk Kürt bölgesindeki Erbil’e götürüyordu. Wassan telefonu “Pasaportumu evde bırak ve git” diye yanıtladı ve şöyle konuştu: “Hastalara yardım edeceğime dair ant içtim.” Telefonu kapadı. Kısa bir zaman içerisinde yine hastanedeydi.

     

    İlk çatışmaların üç gün sonrasında, makineli tüfek taşıyan, yüzleri örtülü erkekler girdi koğuşa. Böylelikle Wassan ve geride kalmayı tercih eden birkaç genç doktor yeni bir hayata başlamış oldu.

     

     

    İki sınıflı sistem

    IŞİD, ayrılıkçılığı, tamamıyla işleyen devlet yönetimine dönüştürmede, daha geniş bir çabanın parçası olarak kurduğu diğer divanlarda olduğu gibi (bakanlık) Diwan al-Siha’da (Sağlık Bakanlığı) da iki sınıflı bir sistem şeklinde çalıştı.

     

    Kurallar dizisinin bir tanesi IŞİD’e sadakatini teyit eden “erkek kardeşler” içindi; başka bir kurallar dizisi ise avamlar, yani halk tabakası için kullanılıyordu.

    “Hastanede iki sistemimiz vardı” diyen Wassan, hastanedeki işleyişi şu sözlerle anlatıyordu:

     

    IŞİD üyelerine ve ailelerine en iyi tedavi ve ilaçlara tam erişim izni verilirken, sıradan insanlar, yani avam kendi ilaçlarını karaborsadan almaya zorlanıyordu.

    İşimizden nefret etmeye başladık. Benim, bir doktor olarak, herkesi eşit bir şekilde tedavi etmem gerekiyordu, ancak bizi sadece kendi hastalarını tedavi etmeye zorluyorlardı. Kendimden tiksinmiştim.

    Tüm o duruşa rağmen şehir-devletin IŞİD versiyonu ne düzgün bir şekilde etkindi ne de adalet ile alakalıydı. Arkaik isimlere ve terminolojilere veya departman logosuyla basılan yeni antetli kağıtlara karşın, Musul, sistemlerin karışımıyla yönetiliyordu. Bu sistem, kapitalist serbest piyasadan totaliter komuta ekonomisine kadar uzanıyordu. Hepsinin altından kokuşmuş, yüz yıllık aynı Irak bürokrasisi üstün geldi.

     

    Devlet görevlileri yazışmaları dosyalamaya, büyük defterlere envanteri kaydetmeye ve eyleme geçmeden önce üstlerinden yazılı talimat talep etmeye devam etti. Wassan gibi insanlar, maaşlarını ödeyen Irak devletinin çalışanı olarak kaldıkları, ancak maaşlarından kesinti yapan IŞİD patronlarına karşı doğrudan sorumlu oldukları sürreal bir evrende yaşadı.

     

    Eski bir yönetici, IŞİD’i “İslam devletinin mükemmeliği, dünya dolusu çelişkileri ana hedefe ulaşmak için bir araya getirebilme kabiliyetinde yatıyor. İkincil meseleler önemli değildi” sözleriyle açıklıyordu.

     

     

    Yönetici ayrıca yöneten yeni elit kesiminin, yönetim sistemlerinde uyumsuz bir karışımın olduğunu belirtiyordu:

    Tutarsız bir karışımdılar; ortak noktası olmayan, farklı bileşenlerden bir kokteyldiler. İki tür vardı: Menfaat sağlamak için gelenler ve inancından ötürü ortaya çıkanlar. Ancak kırsal kesimden gelen kabile üyeleri ve şehrin kalbinden gelen eski aile üyeleri de vardı: Ayrıca dini vaizler, sokak eşkıyaları, yabancı uyruklu cihatçılar ve eski askeri yetkililer de bulunuyordu.

    İslam Devleti, bu gruplardan her birinin arzularını yerine getirdi. Kırsal kesimden gelenlere Musul’un zengin mahallelerinde ev (daha önce duyulmamış bir şeydi), yabancı uyruklulara kadın ve güç verilirken, yetkililere ise 2003 yılının ardından kaybettikleri otoritesi geri verildi.

    Wassan, IŞİD rejiminin daha önce gelip geçen her şeyden ne kadar farklı olduğunu anlamaya başladığında ayrılmaya çalıştı. Ancak artık çok geçti. Mesaj alışverişinde bulunduğu kaçakçı yakalandı; hisbah’ın (dini polis) kadın üyeleri Wassan’ın evine baskın düzenledi, telefonuna el koydu ve bundan sonra gözetim altında olduğunu söyledi.

     

    Wassan işinden ayrılamadı: İşe üç gün gitmemek firardan dolayı tutuklanmak anlamına gelebilirdi. O, içeriden ayaklanmaya karar verdi.

     

    Gizli hastane

    “Hayatın her koşuluna alışılabilir; IŞİD hakimiyetinde böyle ayakta kaldık” diyen Wassan, sözlerine şöyle açıklık getiriyordu:

    Evlenen kadın arkadaşlar için partiler yapardık. Doğum günleri ve nişan partilerimiz vardı. DJ vardı; ama çok kısık ses ile. Çok değişiklik olmadan eski hayatımızı yaşamaya çalıştık. Hastanede bizi gözetleyen kameraları karartırdık ve kanser bölümündeki çocuklar için partiler düzenlerdik.

    Bir gün şehirde geriye kalan açık birkaç pasta dükkanından birini buldu ve Sponge Bob şeklinde bir pasta istedi. Sponge Bob, ileri evre kanser hastası bir gencin favori karakteriydi: Ancak dükkan sahibi özür diledi ve üzerinde figür olan bir pasta yapmasının yasaklandığını söyledi. Sonra da uzlaşarak kare şeklinde sarı bir pasta verdi.

     

    Wassan, bana bu hikayeleri anlatırken, telefonunu çıkardı ve partide çekilen fotoğraftan fotoğrafa geçti. Doktor, çocuklardan yarısının ilaç eksikliğinden dolayı öldüğünü söyledi.

     

    Wassan, En sonunda pasif isyandan aktif bir isyana geçmesi gerektiğini anlamıştı:

    Askeri operasyon öncesinde ilaçlar tükenmeye başlamıştı. O yüzden evde bulabildiğim her şeyi toplamaya başladım. Güvenebileceğim eczacılarla bir ağ kurdum. Evde ameliyat setimi tamamlayana kadar doktor ve sıhhiyecilerden ekipman toplamaya başladım. Hatta, genel anestezi ile ameliyat bile yapabiliyordum.

     

    Sonrasında doktorun gizli hastanesi ağızdan ağıza yayılmaya başladı.

     

    “Musul’un diğer tarafından bazı insanlar gelmeye başladı; sahip olduğum ilaç tükeniyordu” diye anlatan doktor, “Hastahanemizde yığınla ilaç vardı; ancak malzeme odası IŞİD’in kontrolündeydi” diyor ve şöyle devam ediyordu:

    En sonunda malzeme odasından ilaç alabilmek için onların bir hastasını tedavi etme bahanesini kullanmaya başladım. Eğer hastalarının bir doza ihtiyacı varsa, beş doz aldım. Bir süre sonra anlamış olmalılar ki doktorların malzeme odasına girmesine izin vermeyi bıraktılar.

    Hırsızlığın ceza bir elini kaybetmekti. Ancak evinden bedava bir hastahane işletmek, ayaklanma anlamına gelirdi ve ölümle cezalandırılabilirdi.

     

     

    Sonun başlangıcı

    Eğer İslam Devleti, takipçilerini ödüllendirmede devamlı artış göstermeye bağlı bir tür Ponzi oyunuysa, bu oyun, Irak devletinin Musul’daki hükümet çalışanlarına maaş ödemeyi bırakmasının ardından parçalanmaya başladı.

     

    Çoğu işe gitmeyi bıraktı (Mısırlı yeni eğitim bakanının müfredatı değiştirmesiyle çoğu öğrenci evde kalmaya başlamış, öğretmenlerin hepsi okullarını çoktan bırakmıştı). IŞİD’in önemli gördüğü kişiler (Wassan gibi doktorlar ve hizmet departmanlarında çalışan mühendisler) yine de işe gelmek zorundaydı ve eski maaşlarının sadece onda birini alabiliyordu. Devlet, şehrin ayakta kalabilmesi ve hazineyi doldurmak için daha ‘yaratıcı’ hale geldi. Vergiler artırıldı. Kırbaçlamanın yanına cezalar getirildi. Tesbih taşımanın cezası (IŞİD öğretilerine göre günahtı) tanelerine göre cezalandırıldı. Sigara ile yakananlar cezaevine gönderildi ve el konulan sigaranın karaborsa fiyatı kadar ceza ödemeleri gerekti.

     

     

    Enerji Bakanlığı, elektriği, yerleşim yerlerinden güvenilir bir gelir getiren üç çimento fabrikasına yönlendirdi. Hükümet arabalarının hepsine el konuldu.

     

    Aynı zamanda ABD ve müttefikleri Irak ve Suriye’deki petrol sahalarının arasında seyahat eden, petrol taşıyan kamyonları hedef almaya başladı. Şehirdeki hava saldırıları yoğunlaştı; şık bir tıp okulu binası bombalandı. Wassan’ın hastahanesi IŞİD’liler tarafından alınınca, onun gizli ev-hastahanesi önemini gösterdi. Yemek masasının üzerinde ondan fazla çocuğun doğumu gerçekleşti; Wassan, tiyatroya dönüştürmek için iki erkek kardeşini odalarından attı. Annesi ve yaşlı bir hemşire onun asistanı oldu.

     

    Musul’un düşüşü aylar boyunca sürdü. Irak hükümeti güçleri, birkaç haftada bir, yeni bir mahalleyi özgürleştirdi. Bu sırada IŞİD’in bürokrasisi işlemeye devam etti. Ücret toplamaya devam ettiler, temel gıda ürünleri dağıttılar, sakalı da kapsamak üzere sıkı dini kurallar getirdiler.

     

    Irak askerleri Wassan’ın mahallesine girdiğinde, onun ilk yaptığı; eskiden ilgilendiği lösemi hastası sekiz yaşındaki bir erkek çocuğun evine gitmek, onu arabaya bindirmek ve kuzeye, Erbil’e giderek onun hayatını kurtarmaya çalışmak oldu: Çocuk üç haftadır hiçbir ilaç almamıştı. Bir hafta sonra çocuk öldü, Wassan hastahaneye geri döndü. Duvarlar yanmış ve tahrip edilmişti. Neredeyse hiçbir ilaç yoktu, ekipmanlardan çoğu kırılmıştı.

     

    Ancak bürokrasi ayakta kaldı. Doktorlar, IŞİD yönetimi sırasında ve öncesinde olduğu gibi bugün de büyük defterlere isimler yazıyor.

     

    IŞİD’in gelişine ve gidişine tanık olan Azzam, “Onlara iktidarı veren sayıları değil, korkuydu” diye anlattı ve ekledi: “Sonunda, bizim sokağımızda onlardan çok az kişi olduğunun farkına vardık; on kişiden fazla değillerdi. İnsanlar niye bir şey yapmadığımızı sordu? Yanıtladım: Çünkü korku, felce uğratır.”

     

    Wassan için Musul’da IŞİD yönetiminin sona ermesi buruk bir sevinçti. Tıp okulu için yıl sonu sınavlarına girmek üzere Bağdat’a bulunduğu her girişimde, ona, son üç yıldır hastanede yaptığı çalışmanın “aktif hizmet” olarak sayılmadığı söylendi ve diskalifiye edildi.

    “Bakanlık, daha önce IŞİD yönetimi altında çalıştığım için bana güvenlik izni vermeyeceğini söyledi” diyen Wassan, son olarak şunları dile getirdi:

    Yeniden başa döndüm. Ve şimdi bana Musul niye kızgın diye mi soruyorsun? Sanki hepimiz IŞİD’mişiz gibi davranırsanız tabii ki kızgın oluruz.

    Şimdi şehirde farklı bir iç savaş var: Üç yıl boyunca kalarak tüm o acıyı çekenler ve ayrılanlar arasında. Bizim işbirlikçi olduğumuzu söylüyorlar, biz de onlara acı çekmediniz diyoruz. Herkes 2014’e geri gitmek ve hayatına oradan yeniden başlamak istiyor. Son üç yılın boşuna olduğunu kabul edemiyorlar.

     

    Gazete Karınca