• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2014-07-15
  • Hiçbir toplumsal düzen, içerebileceği bütün üretici güçler gelişmeden önce asla yok olmaz

    Ulaşmış olduğum ve bir kez ulaşıldıktan sonra incelemelerime kılavuzluk etmiş olan genel sonuç, kısaca şöyle formüle edilebilir:

     

    Varlıklarının toplumsal üretiminde insanlar, aralarında, iradelerine bağlı olmayan, zorunlu belirli ilişkiler kurarlar. Bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin toplamı, toplumun ekonomik yapısını, yani belirli toplumsal bilinç biçimlerine tekabül eden hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen toplumsal varlıklarıdır.

     

    Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir  toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı az ya da çok bir hızla altüst eder.

     

    Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile -ki bu bilimsel kesinlikle saptanabilir-, hukuki, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik şekilleri ayırdetmek gerekir. Nasıl ki bir kimse hakkında, kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilmezse, böyle bir altüst oluş dönemi hakkında da bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi gözönünde tutularak bir hükme varılamaz. Tersine, bu değerlendirmeleri, maddi hayatın çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir.

     

    Hiçbir toplumsal düzen, içerebileceği bütün üretici güçler gelişmeden önce asla yok olmaz. Yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, varoluşlarının maddi koşulları bizzat eski toplumun bağrında olgunlaşmadan asla ortaya çıkmaz. Onun içindir ki insanlık, önüne ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar. Çünkü yakından bakıldığında, her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme bağlayacak olan maddi koşulların mevcut olduğu ya da gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar.

     

    Kaba hatlarıyla, Asya üretim tarzı, antikçağ, feodal ve modern burjuva üretim tarzları, toplumsal-ekonomik şekillenmenin ileriye doğru gelişen çağları olarak nitelendirilebilirler. Burjuva üretim ilişkileri, toplumsal üretim sürecinin en son antagonist (uzlaşmaz karşıtlıktaki) biçimidir. Bu antagonizm, bireysel bir karşıtlık anlamında değil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamındadır. Burjuva toplumunun bağrında bununla birlikte gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karşıtlığı çözüme bağlayacak olan maddi koşulları yaratırlar. Böylece, bu toplumsal oluşum ile insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur. (Karl Marks, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı'ya Önsöz)