• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-01-27
  • Kadınlara, sömürü ve tahakküme koşulsuz-itirazsız boyun sunacak bir köleliği, “rızayı” dayatıyorlar

    Türkiye’deki dönüşüm ve farklılaşmanın sadece siyasi bir rejim değişikliğiyle sınırlı olmadığını en iyi gündelik yaşamdan ve o yaşamda kadınlara dönük davranışlardan hissediyoruz. Gece geç saatlerde işten dönen, bir vesileyle sokakta olmak zorunda kalan ya da mesela dizüstü mini etek giyen kadınların bunu yakından deneyimlemeleri giderek yaygınlaşıyor.

     

    Eskiden de kadınların geç saatte sokakta olması, “mini etek” giymeleri yadırganırdı. Ama bunun davranışlar ya da çeşitli pratik saldırılarla bu yaygınlıkta dile gelmesi sözkonusu değildi. Kadınların giyimi daha önce de sorun olurdu ama dizüstü etek giydi diye tacize uğramaları, bakışlar ya da kimi davranışlarla şiddete maruz kalmaları böylesine elle tutulur bir olgu değildi. Taciz ideolojik bir saldırıdan ziyade kültürel nitelikler taşırdı. Her ikisi de gericiliğin, erkek egemen kültürün izdüşümüydü. Fakat bugün gelinen noktada taciz dinsel-ideolojik bir nitelik kazanmış ve bu kadın kitleleri üzerinde giderek içselleştirilen bir denetim mekanizması haline gelmiştir. Dahası, böyle bir denetim mekanizmasına dönüşmesi için özel de çaba harcanmaktadır.

     

    Çevremizdeki kadınlar her gün bu nitelikte sayısız taciz örneğini yaşamaya başladılar. Mesela akşam geç saatte işten çıkmak zorunda olan ve eve varışı saat 23:00’ü bulan bir kadın arkadaşımız geçtiğimiz günlerde bu saldırının silahlı biçimiyle karşılaştı. Tam evinin önündeyken önünden geçen bir araçtan havaya ateş açıldı. “Bu saatte eve dönersen sonuçlarına da katlanırsın” dercesine…

     

    Bir diğeri dizüstü etek giydiği bir gün alt geçitte bir erkeğin pervasızca taciz etmesiyle karşılaştı. Aynı anda oradan geçen diğer kadınların irkilip refleksle geri çekilmelerine tanık oldu. “Ne olur ne olmaz bize de bulaşır” tedirginliğiydi bu…

     

    İşin kötüsü her iki kadına da yakınları “demek ki evi işyerine daha yakın bir yerde tutmak gerekir” diye önerilerde bulundular. Bir de “artık o saatlerde dikkatli olmak lazım, özellikle ‘sakallılar’ çok tehditkar davranıyor” nasihatlerinde… Yapılan tacize tepki duymak, kadını bu tür saldırılara karşı sinmemesi için cesaretlendirmek yerine önerileri bununla sınırlıydı. Saldırıya uğrayan kadınlar da psikolojik olarak bu tür şoklar-travmalar yaşamaktansa benzer “çareler” üzerine kafa yorar hale geldiler.

     

    Sadece bu iki olay bile toplumun dinci-gerici bir ideolojik yaklaşımla dönüştürülmesi için sokaklara nüfuz etmeye başlayan saldırganlığın oldukça geniş kesimler üzerinde nasıl bir etki yarattığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu etki bazıları tarafından “kabul” görmekte, bazılarını ürkütüp daha fazla içe kapanmaya zorlamakta, bazılarınıysa kutuplaşmayı derinleştirecek tarzda bilemektedir.

     

    Yapılmaya çalışılan Anayasa değişikliğiyle bu toplumsal tahakküm ve dönüştürme faaliyetinin kazanacağı karakteri, kadınlarınsa bu faaliyetin merkezinde yer alacaklarını öngörmek zor değil. Burada sorun sadece “açık giyinen”, ataerkini rahatsız edici davranışlarda bulunan, çalışan ya da dayatılan toplumsal-siyasal sınırları tanımayan kadınların hedeflenmesiyle sınırlı değildir. AKP’lisinden tutalım sağ-muhafazakar cenahta duran tüm emekçi kadınları şu ya da bu noktadan kesecek bir genişliktedir. Bunun kavranması ve kadına dönük saldırganlığın tek başına yaşam tarzlarına dönük bir saldırganlık olmadığının, yaratılmak istenen toplumsal dönüşümün tüm kadın kitlelerine ruhlarını kapitalist sömürü çarkına sıkıca demirlemeyi, onun ihtiyaç duyduğu bir kuluçka makinesi olmayı dayattığını görmek gerek. 12 yaşındaki kız çocuklarına yapılan cinsel tacizi ya da genel olarak kadına dönük tecavüzü nikah karşılığında aklamaya çalışan bir zihniyet bu. Kadını, elleri ve ayaklarıyla ev ile kapitalist üretim arasında bir çarmıha gerilmiş gibi demirlemeye çalışan bir zihniyet… Kahkaha atmasını bile sapıkça kodlarla çarpıp elinden gelse yasaklayacak bir zihniyet… Kadının çocuk doğurmak ya da kaç çocuk doğuracağı konusunda karar vermek gibi en doğal hakkına/iradesine bile ipotek koyan bir zihniyet. Aile kurumuna yüklediği ekonomik-siyasi-ideolojik-kültürel anlamları kutsallaştıran ve kadına fiilen “zehir de olsa içeceksin” dayatmasında bulunan, boşanma hakkına göz diken bir zihniyet bu… Boşanmak istediği için katledilen kadınların önemli bir kısmının muhafazakâr-mütedeyyin toplumsal kesimlerden olduğunu unutmayalım. Onları katleden erkeklerin nasıl salıverildiklerini, mahkemelerde “iyi hal” indirimleriyle nasıl ödüllendirildiklerini de…

     

    Türbanlı/türbansız ayrımı yapmadan tüm kadınları “eksik cins” olarak kodlayıp, onlara erkeğin, daha geniş anlamda patron ve devletin kölesi olmayı dayatan bu zihniyet tüm yetkilerin tek adamın elinde toplandığı koşullarda çıkarılacak KHK’larla kadınlar için nasıl bir cehennem yaratacağını tahayyül edelim. Hangi kadın böyle bir cehennemde yaşamak ister?

     

    Bu açıdan da şimdilik “açık giyinen” ya da onların kodlarını reddeden, dayattıkları yaşam tarzlarına aykırı davranan kadınları hedefliyormuş gibi görünen bu kadın düşmanlığına karşı mücadeleyi emekçi kadınların kendi aralarında “açık-kapalı”, “mütedeyyin-laik”, “çalışan-çalışmayan” gibi yapay ayrımlarla değil, asıl olarak iktidarın siyasal kodlarının sınıfsal arka planının teşhirine dayalı bir içerikte ele almak ve emekçi kadın dayanışmasını bu temelde örmek kaçınılmazdır. Çünkü bu olup bitenler sömürü ve tahakküme koşulsuz-itirazsız boyun sunacak bir köleliği, “rızayı” dayatmakla özdeştir.

     

    Tüm emekçi kadınların mutfaklardaki yangını söndürmek için didinip durdukları, aile bütçesine birkaç kuruş daha girsin diye güvencesiz işlerle eviçi işleri bir maratondaymışçasına yetiştirmeye çalıştıkları, çocuklarının yarın ne olacağı konusunda hiçbir fikirleri olmadığı gibi kaygılarının da giderek katlandığı, bu kaygılara savaş-kriz-belirsizlik gibi yeni kaygıların eklendiği ortak bir zeminde durdukları aşikar. Bu açıdan da patronların güvenliği ve karlarını daha rahat sağlamakta ihtiyaç duydukları “istikrarı” oluşturmak için gidilen Anayasa değişikliği karşısında HAYIR’da buluşması kadın cinsinin çıkarları gereği zorunludur!