• Paylaş

    KATEGORİ : KÜLTÜR-SANAT

    Eklenme tarihi : 2017-03-06
  • Akademisyen Süreyya Karacabey ile KHK'larla ihraç edilen onbinlerce emekçiyi kuşatan kapsamlı saldırıya dair konuştuk

    Alınteri: İçinde Barış Akademisyenleri ya da KESK üyelerinin de olduğu on binlerce emekçi KHK ile ihraç edildi. Bu uygulama 12 Eylül’de bile görülmemiş ölçeklere ulaştı. Devletin derin bir krizle boğuştuğu, aslında bütünlüğünün dağıldığına tanık olduğumuz bu aşamada böylesine geniş çaplı bir tasfiyeyi nasıl okumalıyız?

    Süreyya Karacabey: Bu geniş kapsamlı operasyon, kamunun tasfiyesi olarak okunabilir. Temel politikası “istihdam” ve “iş güvenliği” üzerine değil açık bir “güvencesizleştirme” üzerine olan kadrolar var karşımızda. Özal ile başlatılan -karşısına devletin öteki güçleri durdurucu olarak çıktığı için-, ama tam anlamıyla gerçekleştirilemeyen bu süreç, devletle hükümet bir ve aynı şey haline getirildiğinde başarılmıştır.

     

    Alınteri: Bu saldırının bir ayağını muhalif kesimlerin sindirilmesi, sendikal örgütlülük başta olmak üzere her türlü örgütlülükten uzak durması oluşturuyor. Çevrenizde bu amacın hasıl olduğuna ilişkin bir gözleminiz var mı?

    Süreyya Karacabey: Bütün baskıcı ve tekçi yönetimler gibi hedef muhalif olana yönelecektir, bu doğal. Fakat tuhaf olan 21. yüzyılda insanların yasal sendikalarla bile ilişkilerinin marjinal bir şey olarak gösterilmesidir. Yoksa sendikal mücadele bu topraklarda hep engellenen bir şey olmuştur. Bunun doğal sonucu da insanların temel hakları olan örgütlenme hakkını, devletin kriminalize ettiği yerden okuyarak uzak durmalarıdır. Eğitim-Sen’li olduğu için, sendikanın eylemine katıldığı için işten atılan bir öğretmenin çevresine yaydığı korkuyu düşünelim.

     

    Alınteri: Sendikaların bu büyük saldırı karşısında nasıl bir tutum alması gerekiyordu, bunun ne kadarını yaptılar/yapabildiler?

    Süreyya Karacabey: Sendikalar ve kriz zamanlarındaki tutumları hakkında konuşabilmem için bu alana ait bir çalışmam olması gerektiğini düşünüyorum. Genel manzaradaki sıkıntıları ya da yeterince atak olmadığını düşündüğüm zamanları değerlendirebilmek için de böyle bir bilgiye ihtiyacım var. Ama bütün örgütlenmelerin çok sessiz kaldığı bir ülkede hedef tahtasına sendikaları koymak çok adil gelmiyor bana. KESK tartışılıyor hep, ama bu kadar kuşatma altındayken ve kimse bir şey yapmazken, eylemlerine katılmazken insanlar… azıcık düşünmek gerekir; buradaki sorun hakkında demek istiyorum.

     

    Alınteri: Sınıf hareketi açısından oldukça büyük bir dinamiği ifade eden bu ihraçların örgütlü bir harekete dönüşmesi için ne yapmak, hangi biçimleri kullanmak gerekiyor?

    Süreyya Karacabey: Bir görüntü karşısında durup şöyle diyebiliyor insan -sizin de sorduğunuz gibi-: “Bu kadar işsiz insan keşke daha geniş platformlarda bir araya gelse ve daha güçlü bir ses çıkarsa. Daha etkili bir muhalefet çıkabilir bundan.” Evet, böyle düşünüyorum ama ben ne partiyim ne sendika; dolayısıyla bütün bu dinamiklerin nasıl bütünleşeceği konusunda bir fikre sahip değilim. Bir tiyatro hocasıyla konuştuğunuzu hatırlatmak isterim.

     

    Alınteri: Şimdilik tek tek ya da küçük gruplar şeklinde kentlerin belli merkezlerinde yapılan oturma eylemleri var, bunların daha geniş bir kesimle buluşması/buluşturulabilmesi mümkün müdür? Bunun için ne yapmak gerekiyor?

    Süreyya Karacabey: Oturma eylemleri, işten atılan arkadaşların tekil direnişleriyle başladı ve bu eylemlere çeşitli kentlerden katılanlar oldu. Fakat bu tür eylemler doğası gereği daha küçük gruplarla yapılır. Yaygınlaşacaktır ama tek eylem biçimi yok elbette. Ses çıkarmanın bütün biçimleri güzeldir diye düşünüyorum.

     

    Alınteri: Akademisyenler cephesinden geliştirilen “sokak akademileri” oldukça iyi bir çıkıştı. Bunun daha geniş bir buluşma alanına dönüşmesi mümkün. Sizce bunun için hepimize düşen görevler nelerdir. Bu girişimi daha kurumsal bir kalıcılığa kavuşturmayı düşünüyor musunuz?

    Süreyya Karacabey: Sokak Akademisi bir tepki olarak başladı, ıssızlaştırılan sokaklar ile boşaltılan akademilerin buluşma noktası olarak. Ankara’da. Şimdi başka kentlerden arkadaşlar da sokakta ders örgütlemeye başladı, yakın bir gelecekte sayımız çoğalacak diye düşünüyorum. Bazen böyle olur, bir merkez, bir üst akıl vb. olmadan insanlar harekete geçer ve ders yapmanın, insanlarla temas kurmanın tek biçimi olmadığını hatırlatır başkalarına. Fakat sokak akademisi fikrinin sadece ihraçlarla bir ilişkisi yok, çıkış noktası, vesilesi ihraçlar oldu. Burada kışkırtılan soru “akademi nedir”, böyle algılanırsa daha doğru olur diye düşünüyorum. Bilginin dışında bırakılmış insanlara yönelme arzusu, onlarla kendi dolaştıkları mekanlarda karşılaşma arzusu. Bir karşılaşma biçimi örgütlemeye çalışıyoruz ve bunun yalın, naif ve sahici olmasını önemsiyoruz.

     

    Alınteri: Anayasanın değiştirilen maddelerinin neler olduğunu ve bunun nasıl bir devlet işleyişi yaratacağı konusunda bilginiz var mı?

    Süreyya Karacabey: Yasalar insanların mutluluğunu hedef almıyorsa, bir korku sopasından başka işlevi yoksa, tek bir düşünme biçimini dayatıyorsa -ki yasaların çoğu böyledir- can sıkıcı buluyorum onları.

     

    Alınteri: Bu Anayasa yasalaşırsa her şeyin seçilen partili Cumhurbaşkanının denetimine geçeceği ve onun üzerinde herhangi bir denetim ve kontrolün olmayacağı tartışılıyor. Siz böyle yönetilen bir ülkede yaşamak ister misiniz?

    Süreyya Karacabey: Böyle düşünen biri için sürekli temel hak ve özgürlükleri sınırlayıp, hareket alanını yöneticiler lehine genişleten bir anayasal düzen elbette korkunçtur. Hayalim farkların düzleştirilmediği, her çeşit homojenliği zorbalıkla bastırmayan, adil, barışçı bir ülkede yaşamak.

     

    Alınteri: Böyle bir yönetimde işçi-emekçi haklarına dönük nasıl bir yaklaşım bekliyorsunuz. Mesela Tayyip Erdoğan grevleri, boykotları “ıvır zıvır” olarak tanımladı. Bu yaklaşım kazandığında nelerle karşılaşılabileceğini öngörebiliyor musunuz?

    Süreyya Karacabey: Böyle bir hayali olan biri, sizce yeni anayasa çalışmalarına ne diyebilir? “İnsan zekası çok yol aldı, şahane düşünceler üretti, onlara yüzümüzü dönelim” der. Bir de “hakikat için savaşalım, bizi bir tek o mahcup etmez” der.