• Paylaş

    KATEGORİ : KÜLTÜR-SANAT

    Eklenme tarihi : 2017-04-13
  • "Diktatörlere hayır, demokrasi kılığına girmiş diktatörlüklere hayır!"

    Kelimelerden bir yol yaptı kendine

     

    Deniz BİLGİN

     

    Ardında sadece kitaplar, öyküler değil; yitik bir belleği ortaya çıkarmanın yolunu, hikayelerin ardından giderek halkların hakikatine ulaşabilmenin direnişini, tüm kötülüklere rağmen yeni bir dünyayı kurmanın umudunu bıraktı. 

     

    Hatırlıyorum. Bundan iki yıl önce bir nisan sabahı (13 Nisan) saat 08:20’de Uruguay’ın başkenti Montevideo’da bir adam yaşamını yitirdi. Hayatını kelimelerin ardından gitmekle sürdüren bir bilgeydi. Onun için yaşamın her anı, enerji misali kelimelerden örülüydü. Görebildiğin her kelime de bir öyküydü; yeryüzünün yitik öykülerini kelimeler yoluyla açığa çıkarırdı. Aslında “Çıkarıyor” demek gerek. Ki onun adının geçtiği her yerde hala yeni öyküler ortaya çıkıyor. 

     

    Gitmeden önce “Yitik kelimelerin toplandığı bir yer var mı?” diye sormuştu. Belki de yaşam ile ölümün çok ötesine uzanabilen kelimelerden bir yol yaptı kendine. Belki de o kelimelerin toplandığı yeri en sonunda buldu. Ölmek dediğin nedir ki! Kaybedilmeye çalışılan onca sözü ve öyküyü ortaya çıkardıktan, bir kıtanın belleğini hatırlattıktan sonra insan nasıl ölür ki! Hayatın bilgisini yeterince biriktirmiş olan yaşlılarımızın da dediği gibi ancak göç edebilir, bilincimizin henüz yetişemediği diyarlara. Ardında ise anıların saklandığı kelimelerden tepeler bırakarak... 

     

    O adam Eduardo Galeano

     

    O adam, hala kelimelerden oluşturduğu tepecikleri kurcalayarak tanımaya çalıştığımız Eduardo Galeano... Ardında sadece kitaplar, öyküler değil; yitik bir belleği ortaya çıkarmanın yolunu, hikayelerin ardından giderek halkların hakikatine ulaşabilmenin direnişini, tüm kötülüklere rağmen yeni bir dünyayı kurmanın umudunu bıraktı. Yeryüzünün yaralı her göğüne, toprak parçasına yetişmek içindi acelesi. Ne yazık ki binlerce yıllık direnişle örülü ülkemize ulaşamadı, biz ulaştık ona. 

     

    Uruguaylı Galeano, gözlerle görmekten ötesine ulaşabildiği için bunca saklanan hikayeye ulaştı, sınır tanımayan kelimelerden bir dil kurdu. “Ben bir durumu, bir duyguyu ya da bir düşünceyi eğer önce gözlerimi kapatıp göremiyorsam onu aktarma yeteneğinden yoksunum” diyordu. Yeryüzünün acıları insanın içinde yankılanmazsa nasıl yazabilir ki?

     

     

    ‘Bestseller’ olmadı, Nobel almadı

     

    Kitapları hiç ‘En iyi kitaplar listesi’ne girmedi, dünyanın ‘en iyi, popüler yazarları‘ listesine girmedi, Nobel ödülü de almadı. Çünkü insanı, doğayı para uğruna iliğine kadar sömüren sistemi, yol açtığı ve açacağı felaketleri çok iyi çözümledi, gösterdi. Sahip oldukları sistemi deşen, kurcalayan birine ödül vermezlerdi zaten. Yakın dönemde yaşamını yitiren yazar John Berger’in de söylediği gibi, “Eduardo Galeano yayımlamak, düşmanı yayımlamak gibidir: Yalanların, eşitsizliğin, hepsinden önemlisi de unutkanlığın düşmanını. Suçlarımızı unutturmadığı için ona minnettarız. Onun şefkati yıkıcı, hakikati hiddetli.”

     

    Diktatörlere ve unutmaya karşı

     

    Eduardo Galeano’nun en önemli özelliği, diktatörlere ve unutmaya karşı oluşuydu. Diktatörler de en çok halkların belleğine yönelir. Onları belleksizleştirerek diktalarını sonsuz kılmaya çalışırlar; geçmiş, gelecek ve şimdinin sadece kendilerinden ibaret olduğunu zorla kabullendirmek isterler. Ancak böyle istediklerini yapabilirler. Çok ilginç, binlerce yıl yeryüzünün farklı yerlerinde ortaya çıkan zorbalar, hep aynı yöntemleri uyguladı. Her gelen, öncekilerin akıbetini bilmesine rağmen aynısını yaptı. Galeano bir yazısında, “Eğer itilmezse hiçbir diktatör düşmez” demişti.

     

    Bu nedenle diktatörler de Galeano’yu sevmedi. Önce ülkesi Uruguay’da tutukladılar onu, ardından sürgün ettiler. Komşu Arjantin’e sığınarak hikayelerini yazmayı sürdürdü. Ancak diktatörler orayı da ele geçirince İspanya’ya gitmek zorunda kaldı. Orada da ölüm, uzun yıllar insanlara zulmeden bir diktatöre, iktidarının sonsuz olmadığını hatırlatalı bir yıl olmuştu. Galeano, ancak yıllar sonra ülkesine dönebildi. 

     

    Hep hatırlayacağız

     

    Kıtasında kimsenin uyumasına yardım etmedi, onları uykudan uyandırmayı seçti. Ölüleri gömmeyi değil onları yaşatmayı önerdi; külleri süpürmeye değil ateşi yakmaya çaba harcadı. Kıta insanının direnişine, güzelliğine layık hikayeler yazdı. 

     

    Binlerce kilometre uzaktan bize hatırlattıkları için Eduardo Galeano’yu hep hatırlayacağız. Biz hatırladıkça yeni öyküler hayatın duvarlarına yazılıyor olacak. Hala en kötüsünden birbirine yataklık ediyor sömürgeci devletler. Ama ülkemizde dünyanın tüm başkaldıranlarını birleştiren bir kent doğdu, yeni dünyaya olan umudu yeşerten. Galeano’nun “Kehanetler” öykücüğünde anlattığı gibi direniş ateşini taşıyanlar hep olacak: 

    Helena rüyasında ateşin bekçilerini gördü. En yoksul ihtiyar kadınlar, ateşi kent dışındaki evlerinin mutfaklarına gizlemişlerdi; alevleri canlandırmak için avuçlarına usulca üflemeleri yetiyordu.

     

     

    Paranın ve ölümün övülmesine...

     

    Galeano, 1988’de Şili’deki diktatörün sonunu belirleyecek olan referandum için “Şili Yaratıyor” günlerinin açılışında “Biz Hayır Diyoruz” başlığıyla tarihi bir konuşma yapmıştı. On yıllar geçmesine rağmen söyledikleri günümüze ve yaşadıklarımıza çok benziyor. Birkaç gün sonra Türkiye’de de bir referandum yapılacak. Neden Hayır dediğimizi de Galeano’nun umut veren o konuşmasından okuyalım: 

    Paranın ve ölümün övülmesine hayır diyoruz. En çok malı olanın en değerli olduğu, mallara ve insanlara fiyat biçen bir sisteme hayır diyoruz. Silahlara her dakika iki milyon dolar harcayan ve her dakika otuz çocuğu açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıklardan öldüren bir dünyaya hayır diyoruz. Gecenin yıldızlarını askeri hedeflere çeviren katil sistem için insan bir üretim ve tüketim faktöründen, bir kullanım aracından başka bir şey değil; zaman yalnızca ekonomik kaynak, bütün gezegen suyu son damlasına kadar emilecek bir rant kaynağı. Bize ne yiyecek ne de sevecek bir şey veren, çoğunluğu yiyecek açlığına çok daha fazla kişiyi de kucaklaşma açlığına mahkum eden bu sisteme hayır diyoruz. Yalana hayır diyoruz. Söyleme korkusuna, yapma korkusuna, olma korkusuna hayır. Görünen sömürgecilik söylemeyi yasaklıyor, yapmayı yasaklıyor, olmayı yasaklıyor. Çevremizde gerçekleşen gündelik çarmıha germeler karşısında bizi elimizi yıkamaya davet edenlere hayır diyoruz.

    Diktatörlere hayır, demokrasi kılığına girmiş diktatörlüklere hayır. Onursuz barışa hayır. Paranın özgürlüğüne hayır. Dünyayı bitimsiz bir kışlaya çeviren güçlülerin intihara varan egoizmine hayır. 

    Hayal kırıklığının hüzünlü cazibesine hayır derken, umuda evet diyoruz.

    Yeni Özgür Politika