• Paylaş

    KATEGORİ : ÇEVRE-KENT

    Eklenme tarihi : 2017-10-14
  • Fikirtepe Derneği Başkanı Sabır Karakoçoğlu mahalledeki "kentsel dönüşümün" rantçı-talancı arka planını anlatıyor

    İNŞAAT-İŞ

    Tepeden tırnağa sömürü üzerine kurulmuş bir sektör olan inşaat sektörü­nün şantiyelerdeki yüzünü yakından tanıyoruz. Peki ya inşaat baronları­nın emekçi mahallerine dönük estirdiği terör? İnşaat İşçileri Sendikası’nın yayın organı olan Şantiye Gazetesi olarak Fikirtepe Derneği Başkanı Sabır Karakoçoğlu’yla rantsal dönüşümü konuştuk.

     

    Şantiye Gazetesi: Fikirtepe Mahallesi mahallelinin bin bir zahmete katlanarak kolektif bir emekle kurmuş olduğu İstanbul’un eski işçi mahallelerinden biri. Bugünlerdeyse kentsel dönüşümde örnek gösterilmek istenen ama şu ana kadar bir fiyaskodan öteye geçemeyen bir görünüme sahip. Fikirtepe’nin o günlerinden bugüne uzanan yolculuğunu sizden kısaca dinleyebilir miyiz?

     

    Sabır Karakoçoğlu: Tabii, kısa tarihçesini şöyle anlatabilirim. Fikirtepe 1960’lı yıllardan itibaren göç alarak oluşan 134 hektar 4 mahalleden oluşan bir bölge. Mahalle sakinleri genelde dar gelirli insanlardan oluşuyor. ‘60’lı yıllardan bu yana en fazla beş katlı binalar olmak üzere gelişen bir mahalleydik. Tabii bugünlere gelindiğinde mahalle merkezi konumu itibariyle ve metro, metrobüs gibi ulaşım araçlarının da kesiştiği bir noktada yer alıyor. Bu da kentsel dönüşüm için hükümetin dikkatini çekti.

     

    Artık İstanbul’da arsa stoku tükendiği için kent merkezine yakın yerlerden arsa üretmenin bir yolu da kentsel dönüşüme sokup,  yeşil alan terkleriyle arsa elde etmek ve bu yolla insanların evlerini ellerinden almak oluyor.

     

    Giderek yeşil alanların yok olduğu ve betonlaşmanın hakim olduğu şehirler bunun kanıtı. Yıllardır uygulanan Kentsel dönüşümlerden bir tane bile başarılı örnek yok. Yaşayan insanları memnun eden, onların ihtiyaçlarına yönelik, sosyo-ekonomik yapılarını inceleyen, o mahalleleri yaşatabilecek bir proje hayata geçmedi şimdiye kadar… Genellikle buradaki halkı sürgüne mecbur edici politikalar geliştirdiler. Tamamen siyasi, dar gelirli insanları şehir merkezlerinden sürmek için üretilen bu politikalara karşı biz de bir mücadelenin içine girmiş oluyoruz.
     

     

    Şantiye Gazetesi: Bahsettiğiniz dar gelirli yani işçilerin, emekçilerin şehir merkezlerinden sürülmesi durumu tarihte de rastladığımız bir durum. Peki burada, Fikirtepe’de bu yönde ilk olarak ne yapıldı, biraz bahseder misiniz?

    Sabır Karakoçoğlu: 2010 yılında  Fikirtepe, 60 yapı adasına bölünerek özel proje alanı ilan edildi  ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından, daha önce örneği görülmemiş bir emsal oran açıklandı 4.14.  Vatandaş kazansın diye bu oranı belirlediğini müteahhitler ile güzel anlaşmalar yapılacağını yüzde 60-70 oranlarla ada olarak birleşen bu emsalden faydalanacağını anlattı, anlattı.  Vatandaşın kucağında nur topu gibi 4.14 vardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mal sahiplerine karşı bir sorumluluğu yokmuş gibi…

     

    İşin kendi lehlerine propaganda kısmı için  çalıştılar. Hemen bir dernek kurdurdular; Fidem Derneği, Kadir Topbaş tarafından kurulmuş bir dernektir. Yerel haber siteleriyle de bu 4.14’lük emsal oran insanlara pompalanmaya başlandı. İnsanlara trilyonluk dairelere sahip olacağı söylendi. Bu yolla mal sahiplerinin beklentileri yükseltildi. Herkes trilyoner olacağına inanıyor, sınıf atlayacağını düşünüyordu. İlla da Fikirtepe’de oturmaya devam etmesi şart değildi. Hakkına düşen daireyi satıp 1 yazlık 2 daire alabiliyordu. Diğerlerini de kiraya verip çalışmasına bile gerek kalmadan konforlu bir  hayat yaşayacağının hayallerini kuruyordu. Gereken ilk hamleyi yapıp 10 bin lira karşılığı müteahhit ile de sözleşme imzalamış bu hayalinin gerçekleşmesini beklemeye koyulmuştu bile…

     

    “Çantacı müteahhit”, tek taraflı sözleşme, sınırsız vekaletname vs. gibi zırvaların önemi yoktu.  Müteahhit boşuna mı böyle bir işe girişiyordu…

     

     

    IBB, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı neler yaptı dersiniz? Ne IBB, ne de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Fikirtepe’de 4.14 emsalle işlerin hızlı, sağlıklı, düzenli, tarafların hukuka düşmeyeceği, işin zamanında başlayıp, zamanında bitmesi, inşaatların eş zamanlı başlaması ve çevre düzeni, alt yapı vs. İşler için bir sistem kurma zorunluluğu hissetmediler.

     

    Fikirtepe Derneği olarak yazılı ve sözlü olarak Kadir Topbaş ve Vedat Gürgen’e bizleri bekleyen tehlikeleri bir bir iletmemize rağmen hiç bir şey yapmadılar. Görevlerini yapmadılar…

     

    Fikirtepeliler ‘Çantacı müteahhitler’ tarafından tek tek avlandı.

     

    Mahalle temsilcileri, komşularını sattılar, müteahhitlerle işbirliği yaptılar.

     

    Kamu ve İdareler denetim ve kontrol mekanizmalarını işleterek halka rehberlik yapmadılar.

     

    Söyledikleri gibi halkın yararına olsaydı bu projeler, bir kontrol mekanizması kurulurdu. Burada iş yapabilecek olan firmalar belirlenir ve yetkilendirilirdi. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nda kurulacak bir birim de müşavirlik hizmeti vererek hem buradaki halkın hakları korunur hem de iş yapacak firmaların sözleşme ve teknik şartnamelere uygunluğunu denetleyerek, bu süreç profesyonelce yürütülebilirdi. Bu bizim aklımıza geliyorsa onların da aklına gelirdi tabi ki. Sanki bu hale gelmesini özellikle istediler.

     

    Sistem, ömründe proje, sözleşme ve vekaletname görmemiş, teknik şartname nedir bilmeyen, hukuki uzmanlık bilgilere sahip olmayan, genellikle müteahhit lehine çalışan mahalle temsilcileri tarafından yürütüldü. Hatır için, camide, kahvede insanlar ikna edildi, Çoğu içeriğini bilmeden imzaladığı sözleşmenin bir örneğini almamıştı. Yapılan tek taraflı sözleşmelerde, sanki projeyi mal sahibi yapacakmış gibi ağır para cezaları da vardı.

     

    Şantiye Gazetesi: Ağır para cezaları derken, biraz açar mısınız?

    Sabır Karakoçoğlu: Sınırsız vekalete rağmen evi boşaltmada gecikmede günlük bin dolar, sözleşmeden cayma bedeli 250 bin TL, mahkeme açarsa 50 bin dolar gibi cezalar…

     

    Ama insanlar bunları hiç dert etmedi. Bir hukukçu yardımı alınmasını gerektiğinden bahsettik ama insanlar orada bir işadamıyla görüşmeyi prestij olarak gördüler. O mahalle toplantılarında bulunmak bile prestij hissi verdi insanlara. Bir müteahhidin çay ısmarlaması ya da samimi gibi görünen bir davranışı bile önemsendi. Sırf “çok iyi adam yahu” diyerek imza bile atıldı. Hatır, gönül ilişkileriyle, “ben attım hadi sen de at” gibi komşuluk ilişkileriyle imzalar da atıldı.

     

    Bizim gibi direnen bir kitle de oluştu. 4.14’lük emsalin ekinde projesi olmayan tek taraflı sözleşmeler ile bize yansıtılamayacağını bilen, bütün bunların yanlış olduğunu anlayan bir kitle de oldu. Alaattin Bey (Fikirtepe inatçısı diye bilinen Alaattin Demirel) de onlardan biri, çok mücadele etti. Ancak yasalar, direnen halkın hamlelerini kırmak ve müteahhide teslim olması için  yasa ve yönetmeliklerde bizim aleyhimize değişiklikler yapıyordu. Yani burada sıkı bir stratejik savaş var.

     

     

    Şantiye Gazetesi: Biraz bu stratejik savaşa örnek verebilir misiniz?

    Sabır Karakoç: Mesela,  sözleşme imzalamayan kişilerin arsalarına acele kamulaştırma işlemi yaptılar. Biz iptal davası açtık, ‘burada kamu yararı yok, özel sektör var’ dedik. Davalar bizim lehimize sonuçlandı.

     

    Bu arada Mahalle baskısı bütün hızıyla devam ediyor. Dernekler, direnenlerin haklarını kaybedeceklerini yayarak korku salıyorlardı. Bu yol onların istediği gibi işlemeyince 6704 torba yasa ile  pay satışı işlemlerini uygulamaya başladılar. Yani, 3/2‘yi oluşturanlar, 3/1’de kalan, direnen, tek taraflı sözleşme imzalamayanların parsellerini, mal sahiplerinin rızası olmadan satın alması şeklinde, bir düzenleme. Böyle bir uygulamada “mal güvenliği”nden söz edebilir miyiz?

     

    Şantiye Gazetesi: Satın alınması derken, zorla mı satın alınıyor?

    Sabır Karakoçoğlu: Tabii, mal sahibinin rızası dışında metazori satış işlemi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdür Yardımcısı Hande Yalçıntaş tarafından yapılıyor.

     

    Sözleşme ve vekaletnamelerdeki sakıncalardan bahsedince, “beni ilgilendirmez” cevabını alıyoruz. Ancak buna karşı da davalar açıldı ve devam ediyor. Fikirtepe’de kimseye yapılmayan  işlem Bakanlık tarafından bize yapıldı. İçinde yaşadığımız 4 katlı İTÜ raporlu binamızın arsası, yasaya göre komşularımıza satılması gereken! Arsamız hiçbir mülkiyet bağı olmayan müteahhide SATILDI! 

     

    Fikirtepe’de 35 müteahhit var. Hiç biri böyle bir işleme teşebbüs etmedi. Zorla satın alma yapmadı. Çünkü yasaya aykırılığı bir yana, çok ağır bir durum “ah almak istemem” dedi. Bakanlığın bu fütursuz uygulamasını kabul etmedi.

     

    Bize yapılan işlemlerde sahte imzalarla tevhit,  pay satışı var, ihaleye fesat karıştırma var, mahkeme kararını yok sayma var.

     

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’nün desteği ile bu işlemler oluyor. İnanılır gibi değil biliyorum, ama durum bu. Tamamen keyfi uygulamalar…

     

    Bu söylediklerim şaka gibi geliyor olabilir inanın biz de inanamıyoruz. Hukuku katledecek gücü, bu fütursuzluğu nerden alıyorlar? Hemen suç duyurumuzu yaptık, davalarımızı açtık. Adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. Aslında yönetmelik gereği komşularımızın alması gereken arsamız müteahhide satıldı, pardon verildi. Resmen yasayı çiğneyerek bu işlemi yaptılar.

     

    Dernek faaliyeti yürütüyor oluşumuz, buradaki insanları haklarını aramaya yöneltiyor olmamız kötü niyetli kişileri rahatsız ediyor tabi. Dernek camımız kırıldı. Binamızın demir kapısı çalındı. Yasal işlemleri yapıldı tabi.

     

    Şantiye Gazetesi: Şu an projeler bazında fiziki son durum nedir?

    Sabır Karakoçoğlu: Saha çalışmalarımızla elde ettiğimiz verilere göre; E5’den Fikirtepe’ye doğru baktığınızda sanki Fikirtepe’de  57 Ada’da projeler bitmiş gibi görünüyor ama 10 projenin dışında henüz inşa edilen bir proje yok. 6 ada Kiptaş’a devredildi. Alaattin Bey’in yıllarca mücadele ederek yıktırmadığı, kamuoyunda günlerce “Fikirtepe İnatçısı” olarak günah keçisi ilan edildiği Ada’da VARTAŞ 6 yıldır projeye başlamadı, kiralar ödenmiyor. Kiptaş’a devretti. Alaattin Bey hala evine kavuşamadı.

     

    Anka firması, projesi kaba inşaat halindeyken iflas etti, şu anda davaları devam ediyor. Bankalara çok yüklü borçları var ve projesinin yüzde 95’ni satmış. Fikirtepe’nin en popüler olduğu dönemde projeden satılmış.

     

    Kat karşılığı arsalarını verenler daire alabilecek mi, yatırım için daire alanlar ne yapacak?  Neyi nasıl paylaşacağı belli değil. Sözleşmelerin tek taraflı olmasının sonuçları işte bunlar. Müteahhit istediğini yapabiliyor, maliklerse bunu kontrol edemiyor. Zaten kontrol edecek bilgiye de sahip değiller.

     

     

    Müteahhitlerle ilişki, birebir oldu. İşte “al sana şu kadar daire sorun etme”, işte düğün yapılacak düğün parası veriliyor, köye gidilecek harçlığını veriyor, yani ilişkiler bu şekilde geliştiği için insanların itiraz edecekleri bir nokta olsa bile itiraz edemiyorlar. Mesafeli ticari ilişkiler sulandırıldı içinden çıkılamaz bu duruma gelindi. Mal sahipleri müteahhide borçlandı. Bu durum örgütlenmeye de engel teşkil etti.

     

    Fikirtepe’de bugüne kadar 20 ada yıkıldı çoğunda insanlar kiralarını alamıyorlar ama bu ilişkiler nedeniyle ve örgütsüzlük nedeniyle seslerini çıkaramıyorlar. Bu insanlara anlatmaya çalışıyor, haklarını aramanın yollarını göstermeye çalışıyoruz.  Sonuçta şu anda daire satışı yok. Fikirtepe’de, tam olarak çevre düzenlemesi bitmiş, oturuma hazır bina yok, yeterli altyapı da yok.

     

    Şantiye Gazetesi: Firmaların batışı ve Kiptaş’ın Fikirtepe’ye girişi üzerine biraz bilgi alabilir miyiz?

    Sabır Karakoçoğlu: Kiptaş Genel Müdürü İsmet Bey’in söylediğine göre Cumhurbaşkanı’nın özel talimatıyla, “buraya girin burayı halledin” demesi üzerine oluyor. Çünkü kamuoyunda Fikirtepe’deki dönüşümün bir kaosa döndüğü, sadece mal sahipleri değil , yatırım için daire alanların da mağdur olduğundan bahsediliyor. Biz mümkün olduğunca gerçekleri kamuoyuna taşımaya çalışıyoruz.

     

    Kiptaş, henüz tam anlamıyla neyle karşı karşıya olduğunu anlamış değil. Anlamaya çalışıyorlar. ‘Çantacı müteahhitler’ mal sahiplerine ne ödedi? Sözlü ve yazılı taahhütler ne? Mal sahiplerinin binaları ruhsatlı mı, kat mülkiyetli mi, arsa statüsünde mi; anlamaya çalışıyorlar.

     

    Yeni tek tip sözleşme yapmak istiyorlar ancak mal sahiplerinin ‘çantacı müteahhit’le imzaladığı sözleşme mevcudiyetini koruyor. Nasıl başa çıkacaklar biz de merak ediyoruz. Umarız başarırlar ve mal sahipleri ile güvene dayalı bir yol tesis ederler.

     

    Çünkü 7 yılın sonunda mağduriyetlerinden ders alan mal sahipleri artık projeyi görmeden sözleşme imzalamayı düşünmüyorlar. Eski mahalle temsilcileri artık itibarlarını kaybetti. Onların kendi çıkarları için çalıştıklarını herkes anladı. ‘Çantacı müteahhitlere’ kıyasla Kiptaş tercih edilir durumda.

     

    Şantiye Gazetesi: Yani iyi bir ilerleme sağladığınızı söyleyebilir miyiz?

    Sabır Karakoçoğlu: Tabii diyebiliriz, şu an iyi gidiyor.

     

    Şantiye Gazetesi: Sizin derneğiniz dışında da bazı dernekler olduğundan bahsettiniz. Bu derneklerin faaliyetlerinden biraz daha detaylı bahsedebilir misiniz?

    Sabır Karakoçoğlu: Bu dernekler,  kentsel dönüşümden, Fikirtepe’deki kaos ortamından nemalanmaya çalışıyorlar. Haber sitelerine baktığınızda müteahhitlerin reklamları ile karşılaşırsınız. Yandaş oluyorlar mecburen. Tarafsız adil bir tutum sergilemeleri düşünülemez. Ya da başka bir örnek; 1/3’lik dilimde kalan yani imza vermeyen malikler mahalle baskısı altında kalıyor, selam bile verilmiyor, düşmanlık yaratılıyor. Onlar aynı camiye gidemiyor, herkes arkasını dönüyor, göz teması yok. Böyle çok ağır bir baskı var.

     

    Bunun dışında bir de müteahhitten baskı var. Elektriği kesiliyor, suyu kesiliyor, “çıkın yıkacağız” denilerek sürekli taciz dolu  baskılarla yaşamak zorunda bırakılıyor. Daha fazla dayanamayanlar, haklarını öğrenmek için ilk önce bizim derneğe geliyorlar. Sonra güvenilir bir avukat ile davalarını açıyor, davalar açılınca müteahhitler hemen görüşme talep ediyor. Dava açıp hakkını aramak pek makbul bir tutum olarak görmeyen diğer iki dernek araya girip sözleşme imzalattırıyorlar.

     

    Biz dernek olarak böyle bir pazarlığın içine girmeyiz, sadece haklarını korumak noktasında destek sağlıyoruz. Diğer derneklerse bu pazarlık sürecine bir şekilde dahil oluyor ve sonuçlandığında nemalanıyorlar. Hala etkinliklerini korumak için çaba içindeler ama insanlar toplantılarda onlara tepki göstermeye başladılar. Bu müteahhitleri bunlar getirdiler buraya, mesela batan Anka firması bunların bağlantılarıyla geldiler.

     

    Şantiye Gazetesi: İnsanların evlerini boşaltmaları için mafyatik yöntemler de kullanıldığını duyuyoruz. Bu konu hakkında sizi dinleyebilir miyiz?

    Sabır Karakoçoğlu: Tabi mafya da var bu işin içinde. Kimi firmalar mafyadan yardım alıyor. Kundaklama olayları da mevcut. Mesela bizim evin yanındaki gecekonduda yangın çıkmıştı. Ya da yine bizim evin önüne bir kanalizasyon deliği açmışlar ve öylece bırakmışlar, rahatsızlık versin diye. Elektrik direkleri yıkılıyor, teller kesiliyor gibi…

     

    Mesela direnen bir mahalleli vardı. Tek katlı bir evi vardı, o eve kepçeyi daldırarak evi kullanılmaz hale getirdiler, üstelik ev daha boşaltılmamıştı, evde yaşayanlar vardı. Haberlerde de yer aldı, kaza deyip geçtiler.

     

    Böyle şeyler sık sık oluyor Fikirtepe’de ama bunun bir cezası yok. İnsanlar peşine düşmeli, dava açmalı, dava masraflarını karşılamalı yani böyle işin meşakkatli yanı buradaki halkın omuzlarına bırakılıyor. Bizler evimizi korumak için üstün bir performans sergilemek zorunda kalıyoruz.

     

    Şantiye Gazetesi: Neoliberal politikaların dünya genelinde kentleri yeniden dizayn etmeye çalışması, barınma hakkını tamamen ticarileştirmesine yönelik örnekleri sık sık görüyoruz. Çin’de inşaa edilen hayalet şehirler, Amerika’da Baltimore örneği gibi daha bir düzine farklı ama özünde aynı olan örnekler var. Peki siz Fikirtepe’yi bu örneklerin yanına koyduğumuzda nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sabır Karakoçoğlu: Bakanlık çalışanları, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki kanunları 6306 sayılı yasadan ibaret sanıyorlar. Bizim mülkiyet haklarımızı ve anayasal haklarımızı kullanmamızı da istemiyorlar. Bizi yok  sayan uygulamalar yaparak kupon arazileri elimizden almak istiyor ve yüksek fiyatlarla pazarlamak istiyorlar. El değiştirme bu şekilde oluyor.

     

    Şantiye Gazetesi: Bu işin asıl amacının kentsel dönüşüm olmadığını, dar gelirli insanları şehir merkezlerinden sürmek gibi amaçlar taşıdığını söylüyoruz ve bu sürgün konusunda da belli ölçüde başarılı olduklarını görüyoruz. Peki sizce kentsel dönüşüm nasıl olmalıydı?

    Sabır Karakoçoğlu:  Bir rüzgarla, sözleşme imzalayıp evlerini erken boşaltanların binaları metruk hale getiriliyor, buralara tinerci, Suriyeli göçmenler yerleşiyordu, bonzai işi de yaygındı. Uyuşturucu çeteleri çoğaldı. Dernek olarak basına açık bir eylem düzenledik.  Halkın da katılımıyla kamuoyunda yankı buldu. Bunun üzerine bu çetelerin ayakları biraz kesildi. Kısacası kimse artık mahallesine bağlılık duygusu taşımıyor. Bizim gibi direnenler de o korkunç binaların arasında yaşamak istemiyor. 28 katlı, birbirine yapışık o binaların arasında nasıl yaşayabilirim ki? Ben nefes almak isterim. 4.14’lük emsalin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. İnsanlara evlerini depreme karşı güçlendirmeleri için kredi verecek, teşvik edeceklerdi. Bu şekilde hem mahalle kültürü yaşayacaktı hem de bu mağduriyetler yaşanmayacaktı. İnsanlar borçlanmayacak, Şehirler betonlaşmayacak, komşuluklarımız bitmeyecekti.

     

     

    Şantiye Gazetesi: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Sabır Karakoçoğlu: 7 yıldır mahallelerimizde trilyoner olanı  görmedik! Hepimiz ağır bir dram yaşıyoruz…  Düşünün yıllarca çalışıp didinip bütün birikiminizle kendinize, çoluk çocuğunuza, kira vermeden içinde yaşayacağı bir bina yapıyorsunuz. Bin bir emek ve zorlukla yaptığımız evlerimizi, ömrümüzün son kertesinde, devlete karşı, “çantacı müteahhide” karşı, kamu ve idarelerin haklarımızı hiçe sayan uygulamalarına karşı korumak için, mücadele veriyoruz. Maddi manevi yükümüz ağır. Düşmanımın başına gelmesin!

     

    Fikirtepe tarumar oldu. İnsanlar “çantacı müteahhitlerin” insafına terk edildi. Sözleşme imzalayanlar 7 yıldır evlerini teslim almadı, kiralar ödenmiyor. Maddi manevi zarar var. Fikirtepe 7 yılda  duvara tosladı… Ne kadar zor olsa da biz haklarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

     

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti hukukunu, 6306 sayılı yasa ve onun uygulama yönetmeliğinden ibaret sayan  sığ bilgiye sahip. Bizim anayasal haklarımız, mülkiyet hakkımız, miras hukukundan doğan haklarımız yok sayılıyor ve haklarımızı kullanmamızı istemiyorlar. Mahkeme kararlarına uymuyor, 6306 sayılı yasayı müteahhitler lehine keyfi uygulamalarla yürütüyor. Durum bu kadar vahim!