• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2017-08-03
  • Devlet, Midyat'ta yaşayan 300 Ezidi'ye AFAD kampını boşaltmaları için üç gün süre verdi

    Namık Kemal Dinç 

     

    Şengal soykırımının yıldönümüne birkaç gün kala Mardin Midyat’ta bulunan AFAD kampından Ezidilerin kapı dışarı edildiğine dair bir haber sosyal medyaya düştü. Habere göre yaklaşık 40 aileyi bulan 200 kişiye 3 gün süre tanınarak kampı terk etmesi istendi. Halen bin civarında Ezidi mültecinin bulunduğu kampa bu insanlar Ocak 2017 tarihinde Diyarbakır Fidanlık Kampı’nın kapatılması sonrası taşınmıştı. Ekim 2016’da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanması ardından Aralık ayının sonunda Fidanlık Kampı kapatılmış, buradaki Ezidi mülteciler Midyat’a taşınmıştı. Genellikle yoksul, Avrupa’ya kaçak yollarla gidecek ekonomik imkanlara sahip olmayan bu insanların AFAD kampına gitmekten başka şansları yoktu. AFAD kamplarında yüz binlerce Suriyeli mülteciyi barındıran devlet, sayıları sadece bine düşmüş Ezidileri neden kapı dışarı ediyor acaba? Yoksa bu uygulamayı soykırımın yıldönümüne denk getirerek bir mesaj mı vermek istiyor? Bu sorunun cevabı Türkiye Devleti’nin baştan beri Ezidi mültecilere uyguladığı hukuki statü ve uyguladığı politikaların altında yatıyor.

     

    3 Ağustos 2014 tarihinde IŞİD, Irak’ın Şengal bölgesindeki Ezidi yerleşimlerine saldırmış ve burada yaşayan insanların büyük kısmı Şengal Dağı’na sığınarak hayatta kalmıştı. Sayısı tam olarak bilinmese de binlerce insan öldürülmüş, bir o kadar kadın ve çocuk alıkonularak insanlık dışı muamelelere tabi tutulmuştu. Özellikle Ezidi kadınların Ortaçağ’dan kalma köle pazarlarında satışa sunulması, çocukların zorla Müslümanlaştırılarak kendi halkını öldüren canilere dönüştürülmesi kendine insanım diyen herkesin vicdanını sızlatmıştı. Yaşananların bir soykırım olduğundan şüphe yoktu ve başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere birçok uluslararası kuruluş soykırımı tanıyan kararlar almıştı. Şengal Dağı’na sığınan Ezidilerin büyük kısmı saldırıdan beş gün sonra yani 8 Ağustos 2014’te Suriye sınırına açılan güvenlik koridorundan geçerek önce Suriye’ye sonra Irak’a oradan da Türkiye’ye geçmeye başladı. Türkiye sınırını geçişler Şengal Dağı’ndan kurtuluşun hemen ardından 9 Ağustos’ta başladı. Bu sınır geçişlerinin temel gerekçesini Kürdistan Bölgesi’nin IŞİD saldırısına açık olması ve güven telkin etmemesi oluşturmaktaydı. Türkiye Devleti başlangıç itibarıyla resmi sınır kapısından Şengalli Ezidilerin geçişine müsaade etmedi. Günlerce İbrahim Halil sınır kapısında bekleyen insanlar, pasaportları olsa dahi sınırın kendilerine kapalı olduğunu öğrendiklerinde dağ yolundan, kaçak olarak geçmek zorunda kaldı.

     

    EZİDİ GÖÇÜ ENGELLENMEYE ÇALIŞILDI 

     

    Soykırım sonrasında Türkiye’ye geçmiş Şengalli Ezidilerin kesin sayıları hakkında yeterli bir bilgi yok. Ancak bu rakamın 30 binden az olmadığını düşünmek için elimizde fazlasıyla veri var. Başka bir kesin bilgi ise bu insanların yüzde 90’ının kaçak yollarla Türkiye’ye girmiş olduğu. Uluslararası baskılar nedeniyle Türkiye zaman zaman Ezidilerin resmi sınır kapısından geçişlerine izin vermek zorunda kalsa da çoğunlukla geçişler patikalardan oluşan dağ yolundan gerçekleşmiştir. Türkiye devletinin sınırları kapatan ve geçişleri engelleyen bu tutumu uluslararası yasalara aykırı bir şekilde Ezidi göçünü engellemek gibi bir amacı hedeflemiştir. Ezidi göçü konusundaki Türkiye devletinin isteksiz ve engelleyici pozisyonunu açığa çıkaran önemli göstergelerden biri Suriyeli sığınmacılara yaklaşımıdır.

     

    Ezidilerle aynı zaman diliminde Türkiye’nin Suriye sınırına dayanan yüz binlerce sığınmacıya kapılar sonuna kadar açıldı. Hatta Türkiye devleti Suriyeli sığınmacılara yönelik “açık kapı” siyaseti nedeniyle uluslararası camiadan hayli övgüler aldı. Bu açık kapı siyaseti sonucunda bugün Türkiye topraklarında 3 milyon Suriyeli mülteci yaşıyor. Ezidiler daha sınırı geçmeden Türkiye Devleti’nin takındığı bu tutum onlara dönük ayrımcı siyasetin hem başlangıcı hem de somut göstergelerinden biriydi. Türkiye’de hayatın her alanında ayrımcı uygulamalara maruz kalan Ezidi mültecilerin burada kalıcı olmalarının istenmediği kendilerine hissettirildi. Sınırı geçen insanların polis kontrolünde çıkarılan kimliklerine Iraklı yazmak yerine Şengalli diye yazılması, Ezidilere ayrımcı yaklaşımın, hatta bir nevi damgalamak anlamına geliyor.

     

    Hukuki açıdan Ezidilere yaklaşım yine ayrımcı uygulamalarla doludur. Türkiye tarihinin ilk sığınma yasası olan ve 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. maddesi Geçici Koruma statüsünü tanımlıyor. Avrupa dışından ama kitlesel göç hareketiyle gelen “sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen kimseler için geçici koruma sağlanır” diyor. Irak’tan gelen Şengalli Ezidilerin kitlesel bir şekilde Türkiye sınırını geçtiği göz önüne getirilirse “geçici koruma”dan faydalanmaları gerekirken Suriyeli mültecilere verilen bu hak onlara tanınmamış durumda. Bu statünün kimlere uygulanacağının kararı doğrudan Bakanlar Kurulu’na bırakılıyor. Suriyeliler için bu kanun uygulanırken koşulları uyan Ezidiler özellikle kanunun dışında tutuluyor. Geçici Koruma statüsü sayesinde Suriyeli mülteciler Türkiye’nin her tarafında dolaşabiliyor, sağlık hizmetlerinden ve çalışma hakkından faydalanabiliyorlar.


    Bu haklardan yararlanmaları özellikle sınırlanan Ezidi mültecilerin Türkiye’deki hukuki statülerinin ne olduğu ve kendilerine dair sürecin nasıl işlediği hakkında şeffaf ve bilgilendirici bir uygulama hiçbir zaman söz konusu olmadı. Sınırı geçtikten sonra polis tarafından kayıtları tutulan insanlara her hangi bir bilgilendirmede bulunulmadığı gibi devlet tarafından yer tahsisi ve bir araya toplanması gibi bir gayrette sergilenmedi. Ezidilerin çok büyük kısmı statüleri ve sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirilmedi. Zira bilinçli olarak statülerinin belirlenmediği, sabit bir prosedüre tabi tutulmadıkları, işlemlerin valiliklerin yetkilerine devredildiği uzmanların eleştirileri olarak dile getirildi (1).

     

    12 Şubat 2015 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından “Irak Uyruklu Yabancılarla İlgili Yapılacak İş ve İşlemler” başlığıyla yayınlanan genelgeyle “geçici koruma statüsü” tanınmadığı özellikle belirtilen Ezidilere sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı verildi. Yapılan düzenlemeler Ezidilerin Türkiye’deki statülerini bir standarta kavuşturmamakla birlikte 2014 yılında yürürlüğe giren 6458 sayılı kanun gereği kendilerine kimi zaman “insani ikamet izni” veya “uluslararası koruma başvurusu (şartlı mülteci) yapmak isteyenlerin başvurularının alınması” hakkı tanındı. Uluslararası koruma başvurusu amacıyla üçüncü bir ülkeye gitmek için Ankara’ya Birleşmiş Milletler ofisine giden Ezidilere görüşme tarihi olarak 7 yıl, 10 yıl sonraya randevular verilmesi sorunun başka bir ayağına daha işaret ediyor.


    Bakanlık onayı alınarak valiliklerce bir yıllığına verilen “İnsani İkamet İzni” sonrasında uzatılabiliyor. İznin verildiği il sınırları içerisinde geçerli olmak kaydıyla sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyorlar. Ama kanun çalışma iznine dair herhangi bir hüküm içermediğinden çalışma hakkından mahrum kalıyorlar. Türkiye devleti yaptığı kanuni düzenlemelerle açıkça Şengal’den gelen Ezidilerin burada kalıcı olmasını istemediğini ilan ediyor. Onların burada kalıcı olmalarının önüne geçmek içinde hukuki statüsünü belirsiz bırakmaktan yaşam koşullarını kolaylaştıracak düzenlemeler yapmamaya kadar zorlayıcı bir tutum takınıyor. Suriyeli mülteciler beş yıl ikametin ardından Türkiye vatandaşlığı kazanma hakkı elde edebilirken Ezidi mülteciler “insani ikamet izni”ne tabi olduğundan bu haktan uzak tutuluyor. Hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarla Suriyeli mültecileri vatandaşlığa alma hazırlıkları yaptıklarını (2)  ilan ederken Ezidi mülteciler hakkında sessizliğe bürünmekte, istenmediklerini hissettiriyorlar.

     

     

    AYRIMCI POLİTİKALAR OSMANLI’DAN MİRAS

     

    Bu yaklaşım Türkiye devletinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden Ezidi politikasıyla uyum gösteriyor. Kuruluşundan itibaren Türklük ve Sünnilik üzerine inşa edilen makbul vatandaş profili içerisinde en aykırı gruplardan biri Ezidilerdir. Hem etnik olarak Kürt olmaları hem de İslamın Sünni yorumu tarafından sapkınlıkla itham edilmeleri Ezidileri istenmeyen unsur haline getirdi. Osmanlı devletinin son dönemlerinden itibaren nüfusu azalmaya başlayan Ezidiler 2000 yılına geldiğinde birkaç yüz kişilik sayılarıyla bitme aşamasına geldiler. Bu rakamsal durum Ezidilerin sistemli bir eritme ve tehcire tabi tutulduklarını, mevcut yasaların onları korumaya dönük bir işlevinin olmadığını gösteriyor. Cumhuriyet döneminde kimliklerin din hanesine Ezidi yazılmasına müsaade edilmedi; ya boş bırakıldı ya da çarpı işareti konuldu. 1950-1960’larla birlikte hızlı bir göç hareketi başlamıştı, göç edenlerin bir kısmı Avrupa’yı tercih ederken bir kısmı da Şengal Dağı’na yerleşmişti.

     

    Soykırım nedeniyle Türkiye’ye gelen Şengalli Ezidilerin büyük bir kısmı daha önce bu topraklardan (özellikle Batman, Mardin, Urfa, Diyarbakır illerinden) göç eden ailelerdir. Bireysel hafızalarında hâlâ çok canlı bir yeri olan bu göçü, çoğunlukla başlarına gelen bir ferman (felaket, soykırım) olarak değerlendiriyorlar. Maruz kaldıkları ayrımcı, dışlayıcı uygulamalar, buna sebep ekonomik hayatını sürdürememek, inanç ve ibadetini yerine getirememek, zorunlu askerlik ve din değiştirme baskısı gibi tutumlar bu göç hareketlerinde etkili olmuş. Aynı dönemde ekonomik sebeple Avrupa’ya işçi olarak gitme furyasına Ezidilerin de dahil olduğunu söylemek gerekiyor. Bu nedenle erken bir tarihten itibaren Avrupa’da önemli bir Ezidi diasporası oluştu.

     

    Türkiye’de yıllarca dışlayıcı bir politikaya maruz kalan Ezidilerin devlet nezdinde yeni bir yaklaşımla karşılaşması söz konusu değil. Bu yaklaşımın tezahürü olarak Ezidi mültecileri yeterince sahiplenmemiş, onlara hizmet sunumu konusunda ayrımcılık yaptı. İki ay önce yine Midyat’taki AFAD kampında kalan Hesen Mirado isminde bir Ezidi mülteci hastane masrafları karşılanmadığı için tedavi olamadı ve hayatını kaybetti (3). Uydu kentler kurmak, ihtiyaçlarını karşılamak gibi yardım çabaları çok sınırlı kaldı. Başbakanlığa bağlı bir kurum olan AFAD, başlangıçta Ezidileri Mardin’de kurulmuş kamplara yerleştirdi. Bu tercih, Suriyeli Arap Müslümanlarla aynı yaşam koşullarını paylaşmak zorunda kalmaları ciddi sorunların yaşanmasına neden oldu. Ezidiler hakkında dışlayıcı, karalayan ithamlar Türk basınında haber olarak yer aldı (4).

     

    Hem Ezidi inancı hakkında yalan yanlış bilgiler yeniden dolaşıma sokuldu hem de “ezan okunmasından rahatsız oluyorlar” gibi haberlerle yaşadıkları travmayı görmezden gelen, Müslüman çoğunluğu kışkırtan bir dil kullanıldı.

     

    30 BİN EZİDİ’YE NE OLDU?

     

    Son olarak, Türkiye’ye gelen 30 bin Ezidi mülteciye ne oldu sorusuna yanıt vermeye çalışalım. Çalışalım diyorum, zira elimizde bu konuda açıklanmış kesin veri ve bilgiler yok. Sahada yaptığımız gözlemlere dayanarak söylemek mümkün ki, bugün Türkiye’de sadece birkaç bin Ezidi mülteci kalmış durumda. Geriye kalan büyük çoğunluk umudunu Avrupa yolculuğunda denedi. Bunların ne kadarı hedefine ulaştı, ne kadarı Akdeniz’de balıklara yem oldu bilmek zor. Bir kısmının Kürdistan Bölgesi’ne ve Şengal’e geri döndüğü tahmin edilebilir ama sayısal açıdan çok sınırlı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Aldığımız bilgilere göre Midyat’taki AFAD kampında kalan 40 aileye kampı terk etmek için tanınan süre 3 Ağustos Perşembe günü saat 16.00’da doluyor. Tam da soykırımın yıldönümünde denk getirilen bu kararla Ezidilere verilmek istenen mesaj aslında gayet açık değil mi?

     

    Gazete Duvar

     

    Kaynakça: 

    1  http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10850/irakli-multecilerin-statusu-halen-belirsiz

    http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/cumhurbaskani-erdogan-suriyeli-kardeslerimize-vatandaslik-imkani-verecegiz/601836

    http://gazetekarinca.com/2017/06/afad-kampinda-kalan-ve-tedavi-edilmeyen-ezidi-yasamini-yitirdi/

    http://www.habervaktim.com/haber/414860/yezidilerin-ezan-rahatsizligi.html