• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-03-02
  • Siyasal ceberrutluğun ifadesi başkanlık sistemine parçası oldukları toplumun geleceği için büyük bir HAYIR korosu örüyorlar

    İtiraz etmeyi, istenenleri kendi görüş ve istemleri temelinde ele alıp gerekirse reddetmeyi ifade eden HAYIR’ın aslında kadına yasaklı bir kavram olduğu bilinir. Toplumsal ilişkiler içinde kadın, eşinden başlayarak erkek egemen kültürün her kademesinin oluşturduğu devasa zincirin her halkasının talep ve beklentilerine EVET demekle mükelleftir. HAYIR demek gibi bir hakkı yoktur, o nedenle de bu kavram en fazla kadına yabancıdır.

     

    Söylencelerde bile bu vardır. “Hayır” diyen, itiraz eden, Adem’le aynı topraktan yaratıldıkları halde neden aynı haklara sahip olmadıklarını sorgulayıp, eşitlik isteyen ilk kadın, Lilith, bu nedenle cennetten kovulmuştur. HAYIR deme cesareti gösterdiği için de kadın cinsine haddini bildirmek istercesine tüm tek tanrılı dinlerde cinle, kötülükle özdeşleştirilmiştir. Aile ile özdeşleştirilmiş cennet nasıl ki kutsanıyorsa bu cennetin erkek egemen yaklaşımca belirlenmiş yazılı olmayan yasalarına boyun eğmek de bir o kadar doğallaştırılmış, görev olarak belirlenmiştir.

     

    Erkekle kadın arasındaki eşitsizlik, üretim ilişkilerinin özel mülkiyet temelinde şekillenmeye başladığı tarihin ilk dönemlerinden kalmadır. Bir zamanlar kadına önemli bir toplumsal saygınlık kazandıran analık hukukunun yıkılmasıyla başlayan mücadele aynı zamanda ilk sınıf mücadelesidir de… İlk sınıf baskısı ve sömürüsü anlamına da gelen bu mücadele, kadın cinsinin yenilgisiyle sonuçlanmış, özel mülkiyete dayalı üretim ilişkileri üzerine oturan aile kurumu kadının asla HAYIR diyemeyeceği bir zindana dönüşmüştür. Aile kurumunda sayısız EVET’ten oluşan upuzun bir zincirle bağlanmış kadın, toplumsal yaşamın erkek egemen yasalarınca hareket eden tüm ilişki ve kurumları karşısında da aynı şekilde EVET demeye zorunlu bir köle olarak kodlanmıştır.

     

    Fakat temelinde üretim ilişkileri ve bu ilişkilerin ortaya çıkardığı toplumsal kuralların sözkonusu olduğu bu ilk kölelik biçimi, tam da aynı nedenlerle süreklileşmiş şekilde o zincirlerin kırılması mücadelesiyle iç içe geçmiştir. Tarihin her döneminde (Kölelik, feodalizm, kapitalizm) HAYIR deme cesareti gösteren, EVET’lerden oluşmuş o devasa zinciri bir yerlerinden kırmaya çalışan tüm kadınlar en iyi tanımla cadı addedilmiş, cezaları da toplumsal sistemlerin yasaları tarafından belirlenmiştir.

     

    İnsanlığın kaç bin yıllık tarihi içinde kadının özgürlük ve eşitliğe sahip olduğu tek kesit ilkel köleci toplumdur. Üretim ilişkilerinin toplumsal ihtiyaçlar temelinde belirlendiği bu dönemde kadın aynı zamanda toplumsal üretim içinde de önemli konumdaydı. Saygınlığı da buradan geliyordu. Kadınının EVET’lerden oluşan tarihsel kölelik zincirini kırabilmesi de yine bu konumu kazanmasıyla sözkonusu olacaktır. Toplumsal üretime katılması onun özgürleşmekte atacağı adımların ilk zorunlu basamağıdır. Bunun olanaklarına kapitalist üretim ilişkileri içinde kavuşan kadın bu sefer de bu sömürü sisteminin geçmişten devraldığı tahakküm biçimlerinin barikatıyla karşılaşmıştır; bunların başında aile kurumu vardır.

     

     

    Fakat kadının bir cins olarak kolektif hareket edip, EVET’ler zincirini HAYIR’larıyla kırmaya yönelmesi, hem de bunu tekillikten çıkararak kolektif bir tutum haline getirmesi kapitalizmle sözkonusu olmuştur. Devasa kitleler halinde kapitalist üretimin bir parçası haline gelen emekçi kadınların kolektif bir cins ve sınıf tutumu eşit işe eşit ücret başta olmak üzere insanca çalışma koşullarını talep etmesiyle başlamıştır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün anlamı da buradadır. Kapitalist üretim içinde yer alan kadınların HAYIR’larını kolektif bir güç olarak, 40 bin kişilik bir dokuma işçileri ordusu şeklinde grevle dile getirmeleridir temel espirisi. Kadın mücadelesi bugün de dünya düzeyinde bu araç ve birlikte hareket etme diskuruyla davranıyor. 2017 8 Mart’ı için dünya genelinde üretimde ve yaşamda örgütlenmeye çalışılan grevle kadın cinsinin karşı karşıya olduğu baskı ve eşitsizliklerin altı çizilmek isteniyor.

     

     

    Kadının dayatılan toplumsal cinsiyet rollerine, eğitim-seçme-seçilme hakkı başta olmak üzere kendi yaşamıyla doğrudan ilişkili pekçok kısıta tutum alması sözkonu olmuştur. Fakat asıl güçlü ve kolektif tutumu üretim ilişkileri içinden ve oradaki gücün gösterilmesi üzerinden geliştirilebilmiştir. Bunun cezasıysa kapitalist sömürücüler ve onların devletleri tarafından polis saldırısı, fabrikaya kilitlenmek ve çıkan yangında 140 kadının ölmesi olmuştur. Kadınların ilk güçlü HAYIR’ı onlara EVET’i dayatan egemen güç ve anlayışı tarafından bu şekilde kitlesel bir cezalandırmayla karşılanmıştır.

     

    Sonrasında bu sayısız mücadele biçimi ve talebiyle devam etmiş, kadının hayatın her alanında eşitlik talebi her alanda cezalandırılmış, bu mücadelenin başını çekenler en hafifinden çeşitli biçimlerle tecrit edilmişlerdir.

     

     

    Sistemin tüm dayattıklarına sömürü ve eşitsizlik düzeninin kaldırılmasıyla son verilebileceği bilinciyle hareket eden komünist ve devrimci kadınlar ise “önce kadınları vurun” esprisiyle işkencelere, zindanlara, infazlara hedef olmuştur. Kadın bedenini bir meta gibi gören sömürücüler ve onların sıkı sıkıya korudukları, her dönem güncelledikleri erkek egemen kodlar sistemle tam bir kopuş yaşayan bu kadınların bedenlerine dönük özel bir saldırganlık ve düşmanlıkla hareket etmiş, yakın dönemde bu, Ekin Wan’ın işkenceye uğramış çıplak bedeninin teşhiriyle zihinlere kazınmıştır.

     

    Türkiye mücadele tarihi, sistemin pekçok dayatmasına HAYIR deme cesaretiyle sömürü ve zulmün tüm biçimlerini reddeden kadınların geriye bıraktıkları direniş kültürüyle doludur. Bu kültür kadınların toplumsal hayat içinde çoğalttıkları HAYIR’larla birleşerek devasa bir güç haline geliyor. Kadının üretim içinde ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında yükselttiği HAYIR’lardan damıttığı birikim bugünün Türkiye’sinde kendisine dayatılan katmerli köleliğe karşı yükselen kolektif bir HAYIR’a dönüşüyor.

     

    Sokağa çıkmasına, nasıl giyinip nasıl güleceğine, çalışıp çalışmayacağına ya da nasıl-hangi sürelerde ve hangi işlerde çalışacağına, boşanma hakkına, kürtaj hakkına, erken yaşta evlendirilmeye, çocuk istismarının meşrulaştırılmasına karşı çıkan kadınlar sokaklardan çekilmiyor. Erkek egemen kültürün siyasallaşmış biçimleriyle mücadele etmekten geri adım atmıyor. HAYIR demeyi yeni öğrenen ve bedelini canıyla ödeyen kadınların ahını yerde bırakmıyorlar.

     

     

    Her istediğine EVET denilmesini dayatan siyasal ceberrutluğun ifadesi olan başkanlık sistemine de hem yaşamları, iradeleri ve hem de parçası oldukları büyük toplumsal gücün geleceği için büyük bir HAYIR korosu örüyorlar. Bu koronun anlamı kadının üretim ve yaşam içindeki sınıfsal, cinsel, ulusal her türlü baskı ve sömürüye karşı yine üretim içinden yanıt vermesi, en başta kendisini hedefe çakacak olan bir sistem tahkimine karşı bir güç oluşturmasıdır.