• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2017-06-14
  • Maviş'le Ethem'in yoldaşlığa evrilen dostlukları da ölümsüzleşti, Maviş bu satırları Ethem'den hemen sonra yazmıştı

    Ethem yoldaş Haziran İsyanı’nın Ankara ayağında Kızılay’ı fetheden bir avuç komünist-devrimci-yurtsever ve demokratla birlikteydi. En öndeydi!.. Kendisinden önceki tüm en önde gidenler gibi usulca devrildi. Görkemli bir çınar gibi… Tıpkı görkemli Gazi direnişinde “bizsiz olmaz!” diyen Zeynep Poyraz ve Hakan Çabuk yoldaşlar gibi. Tıpkı daha 18′indeyken sokak sokak çatışıp yoldaşlarını koruyan Nurettin Demir gibi. Tıpkı Aynı geleneği tohum tohum taşıyan Eralp Yazar gibi sokakta katledildi o da… 

     

    Ethem yoldaş bu geleneği 21. yüzyıldaki sokak savaşlarının en görkemlisinin içine taşıyıp, yeniden üreten ilk temsilcilerinden oldu. İşçi sınıfının cesaretini, başeğmezlik ve gözüpekliğini tarihten süzülüp gelen komünist mirasla birleştirerek, en seçkin biçimde temsil etti. 

     

    İşçiydi o, çocukluğundan beri işçi… Yüreğindeki cesareti, sınıf kinini biliçle buluşturduğu noktada da eğilmez, bükülmez bir komünist devrimci olmaya adım attı. Kendisini vuran kiralık katilin silahından çıkan kurşunla yere devrildiğinde henüz 27 yaşındaydı. Bu 27 yıla sığdırılmış sayısız acı, yokluk-yoksulluk ille de tırnakla kazınılıp sökülmüş, emekle büyütülmüş bir yürek vardı. 

     

    10 Ekim 2015′te Ankara Garı’nda patlayan/patlatılan canlı bomba saldırısında ölümsüzleşen Serdar Ben yoldaşımızla yolları Ankara’nın soğuk bir kış gününde bir gecekonduda kesişmişti. Aynı sınıfın bir parçasıydı ikisi de… İkisi de çocukluğundan beri işçiydi. Sınıf bilinçlerini işçilik yaşamları içinde kazanmış, yüreklerini bu bilinçle çelikleştirmişlerdi. Proletaryanın bu iki evladı birbirine ölümüne bağlandılar. Yolları aynı anlamlarda buluşan ölümsüzlük ırmağında kesişti de… Uzun sohbetleri, kesintili görüşmelerde tadına doyulmayan muhabbetleri bir gün yoldaş olmalarıyla taçlandı. 

     

    Ethem katledildiğinde Haziran İsyan’ında yoldaşlarıyla birlikte en ön saflarda olan Serdar Ben yoldaşın ayağı 31 Mayıs’taki polis saldırısında kırılmıştı. Onun acısını hep hissetti. Çünkü bu olağanüstü günlerde fiilen cephe gerisinde kalmıştı. Ethem’in haberini aldığındaysa yaşadığı iç gerilimi ifade edecek söz bulamadı. 

     

    Serdar Ben yoldaş derin bir dostluk ve yoldaşlıkla bağlandığı Ethem’in ardından kendisine kifayetsiz gelen şu satırları yazmıştı:

     

    Seni geleceğe taşımak

     

    Serdar Ben

     

    Yazmak zor bir mesele! Beynine zuhur eden anılara direnecek ve yazacaksın. Ölümünü de yaşamını da tekrar tekrar yaşayacaksın. Bazen gözlerin dolacak, bazen kin ve öfkeden yüreğin kabaracak. Tarifi oldukça zor duygu yumağı içinde debelenip duracaksın. Anlatırken öğrenecek, öğretecek ve geleceğe taşıyacaksın.

     

    Üç yıl önce karşılaştığımızda kolundaki saati çıkarıp koluma takmıştın, “başın sıkışırsa satarsın” demiştin. O hareketin özü, örgütlü olana duyduğun saygıydı. Örgütlü mücadelenin büyütülmesine verdiğin destekti. Neden bunu andım biliyor musun? O zaman her şey bencilce tüketilirken, “her koyun kendi bacağından asılırken”; bugün bütün bunlar bir halk isyanının kolektif gücü karşısında eriyor.

     

    Senin o paylaşımcı, sahiplenici doğana uygun bir iklimi yaşıyor halkımız. Bugüne kadar kendi çıkarları dışında bir şey düşünemez hale getirilen insanlar, polis saldırısında kendisinden önce yanındakiler için kaygılanıyor. Gaz bulutları altında bayılmak üzere olan insanlar, kendi hallerine bakmadan, başkalarına gazın etkisini hafifleten solüsyonlar dağıtıyor!

     

    Demem o ki Ethem yoldaş, sen benliğine yaraşır bir isyanın göbeğinde çarpıştın ve ayrıldın aramızdan.

     

    En son karşılaştığımızda ise 1 Mayıs için Taksim’i zorluyorduk. Ben ön taraftan size haber vermek için geldim “hazırlanın saldırı olacak”. Elimdeki taşı sana doğru uzattım, sen ellerini öne doğru uzattın, her iki elinde de taş vardı ve arka tarafı gösterdin: Epey bir taş vardı orada. İşte bu son karşılaşmamız oldu. O gün de ideallerimize uygun bir biçimde çarpıştık.

     

    Seni “şanslı” buluyorum, böyle erdemli bir kavgada ölümsüzleştiğin için. Yerinde olmak isterdim. Şimdi bize, senin sesin olmak ve uğruna çarpıştığın idealleri geleceğe taşımak kaldı.

     

    Kapitalist barbarlığı yıkacak amansız bir kavgada elbette bu bayrağı taşırken bazılarımızın düşeceğinin farkında ve bilincindeyim. Ama insan yine de… yine de…

     

    (…) Yoldaşlar mezar başında yapılacak anma için her şeyi eksiksiz halletmişlerdi. Megafondan birisi anons yaptı, “Ethem’i son yolculuğuna yoldaşları uğurlayacak”.

     

    Cenaze törenin sırasında yoldaşlar aşağıdan gözüktüğünde “Ethem’in yoldaşlarına yol açın” diye başka bir anons yapıldı. Bir yandan yol açılırken bir yandan da herkes alkışlıyordu. Son yolculuğunda seni yalnız bırakmayan, bağrına basan halkımız yoldaşlarını da bağrına basıyordu. Devrimci hareketin o dar grupçu zihniyetinden eser yoktu. Senin şahsında herkes senin örgütünü bağrına basıyordu. Kardeşlerin bayrakları elleriyle örttüler üzerine…

     

     

    Senden sonra 17 gün daha sürdü bu halk isyanı. Senin de bildiğin üzre, bu düzeyde bir kalkışmaya hazır değildik. Sen de biliyordun bu eksikleri, biz de biliyorduk. Bunların üzerine çıkmak şimdi daha büyük bir borcumuzdur.

     

    Klasik tabirlerimiz vardır düşen yoldaşlarımızı mezar başında anarken, bir tekerleme gibi sürekli söyleriz: “Onları anmak, onların ideallerine sahip çıkmaktır… onları sınıf kavgasında bayraklaştırmaktır…” diye. İşte sen Kızılay’ın göbeğinde bunu yaptın. Seninle aynı ayda yitirdiğimiz Fatih’i bayraklaştırdın. Şimdi seni Fatih’le beraber anacağız. Fatih’le beraber anılmanın onuru sana, ideallerinizi sınıf içinde bayraklaştırmak görevi de bize düşüyor.

     

    (…) Böyle bir mektupta sana duygularımı yazmak istedim ama beceremedim. O kadar kızgınım ki kendime; daha iyisini, daha da iyisini yapabilirdik. Yirmi gündür içim içimi yiyor. Bu kapsamda bir ayaklanma, insana daha çok gösteriyor zayıflıklarını, kütlüklerini, yetmezliklerini; her şey o kadar berraklaşıyor ki!..

     

    Cumhuriyet tarihinin gördüğü bu en kapsamlı halk isyanından halen öğrenmeye çalışmayan ve enerjisini bu süreçte iki katına çıkarmayan bir devrimcilik, doğrusu insanda büyük bir kin uyandırıyor. Görevlerine daha sıkı sarılmayan, sosyalizm mücadelesini büyütmeyen mezar başında olan ya da olmayan yoldaşları affedebilir misin?.. Sınıf mücadelesi affeder mi?..

     

    Biz Anka Kuşu gibi küllerimizden yeniden doğarız. Tarihimizde bunu daha önce yaşadık ve şimdi de küllerimizden yeniden doğduk! İşte sen bu doğuşun en berrak simgesisin, bu tarih bu rolünü misyonunu hiç unutmayacak!

     

    Adın şimdiden yüz binlerin dilinde, kimbilir kaç çocuk komünist “Ethem” adını alacak bugünden sonra… İçin rahat olsun, işte biz bu çocuklara sınıfsız sömürüsüz bir dünya kuracağız. Yeni Ethem’ler bu dünyaya doğacak, bu dünyanın mimarı olacak!..

     

    (*) Ethem yoldaşı kaybedişimizin ardından 10 Ekim 2016′da Ankara Garı önündeki bombalı saldırıda hayatını kaybeden Serdar Ben yoldaşın kaleme aldığı yazı [2013 Kasım’ında Şubat yayınlarından çıkan “Halkın Yoldaşı Ethem Sarısülük” adlı kitaptan, sf. 137-139]