• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-11-09
  • 1930’lu yılların başına gelindiğinde, 10 yıldan fazla zamanda atılan pekçok adımda geriye doğru ciddi kırılmalar yaşandı

    Hejar Baran

     

    Ekim Devrimi’yle kadınların önüne özneleşecekleri yeni bir dünya seriliyordu. Onları kölenin kölesi haline getiren esas zincirlerin kırılmasına dönük ardı ardına düzenlemeler yapılıyor, bunlar hızla pratikleştiriliyordu.

     

    Kadının, aile-kilise-feodal değer yargıları ve devlet baskısıyla kilitlendiği o dört duvar arasından çıkarılmasını ve üretimin-toplumsal hayatın yeniden örgütlendiği bu görkemli şölenin parçası haline getirilmesini hedefleyen pratik adımlardı bunlar. İdeolojik-siyasal tutarlılık ve bütünlüğü olan bir yaklaşımdan besleniyorlardı. Bu yüzden bir sürekliliğe sahiptiler. İç savaş koşulları, emperyalist gericiliğin saldırıları ya da ekonominin kimi yapısal sıkıntıları nedeniyle duraksamalar yaşansa bile bu esastan kopulmayan bir yaklaşımdı söz konusu olan.

     

    Kendi tarihi ve pratiğinde de gelişkin kadın militanlar yaratan, bu tarih içinde kadınların ağırlıklı olduğu fabrikalarda grev ve direnişler örgütleyen, kadrolar devşiren bir partinin önderliğinde gerçekleşen bu şölenin en can alıcı rengini kadınların oluşturması şaşırtıcı değildi.

     

    Rus Çarlığı gibi bir karanlıktan Krupskaya, Kollontay, Inessa Armand, Natalia Sedova, Anna Ilyiniçna Yelizarova, Maria Ilyiniçna Ulyanova, Yelena Dmitriyevna Stassova, Klavdia Nikolayeva, Konkordia Samoilova, Varvara Nikolayevna Yakovleva ve daha ismini sayamadığımız sayısız seçkin komünist militan çıkaran, kadın kitleleri içinden devrim sevgisini büyüten, onlardan Gorki’nin Ana romanındakine benzer sayısız nefer yaratan, Tanya’larla faşizme meydan okuyan bir tarih ve o tarihin yapıcısı bir parti vardı sahnenin orta yerinde.

     

    Kadın işçilerin aktif katılımıyla gerçekleşen grev dalgaları içinden şekillenen bu parti henüz çekirdek halindeyken bile (Marksist gruplar) kadınlar, erkeklerle eşit hak ve sorumluluklara sahipti. Daha o zamanlar, grevler örgütleyen parti öncesi bu örgütler, kadın işçilerin özgün durumu üzerinden atlamayan bir duyarlılıkla hareket ediyorlardı. Kadın işçilere dönük özel broşürler hazırlıyorlardı.

     

    Bu Marksist grupların daha sonra partiye evrilmesiyle kadın sorununa yaklaşım da programatik bir nitelik kazandı. Kadınlarla erkeklerin tam hak eşitliğinin yanı sıra kadın emeğinin sömürüye karşı korunmasına dair özel talepler formüle ediliyordu o programda.

     

    Bugünden geriye bakıldığında “ne var bunda?” denilebilir. Fakat Avrupa merkezli 2. Enternasyonal’i oluşturan pek çok partide kadınların gördüğü muamele ve kadın sorununa yaklaşımdaki sakatlıklar düşünüldüğünde, Rusya gibi feodal bir despotluğun bağrından fışkıran bu partinin ve yaklaşımının, çağının oldukça ilerisinde olduğu da anlaşılacaktır.

     

    Rusya tarihinde olduğu gibi kadın işçilerin tarihinde de önemli bir yerde duran 1905 Devrimi ve ardından yaşananlar, grev okullarında, barikatlarda çelikleşen öncü kadın işçi kuşakları yaratıyordu. Bu kuşağın yaratılmasında komünistlerin özel politikaları ve kadın işçilerle kurdukları samimi ilişkilerin büyük rolü vardı. Kadın işçiler, komünistlerce oluşturulan kadın işçi kulüplerinde, derneklerinde eğitimden geçiyorlardı.

     

    Özellikle 1905 Devrimi'nin yenilgisinden sonra hüküm süren ve Stolipin gericiliği denilen dönemde bu kurumlar kapatılsalar bile komünistlerin kadın işçiler arasındaki faaliyetleri başka biçimlerle ama sistematik olarak devam etti. Bu sistematik çaba ve emek, parti içinde kadın işçi üyelerin oranını da görünür düzeyde artırdı.

     

    Ağır illegalite koşullarında, kısıtlı legal olanakların da kullanıldığı bu sistematik faaliyetler içinde partinin kadın işçiler arasındaki örgütlenmeyi yürütecek özel birimleri de şekilleniyordu. Her fabrika biriminde kadın işçiler arasında faaliyet yürütecek özel görevlendirmeler şeklinde oluşan bu örgütlenme, aynı zamanda ulaşılan kadın işçileri partisiz kadınları örgütlemeye seferber ediyordu.

     

    Bu sistematik çaba ve yönelimin meyveleri, kadınların belirleyici olduğu grev ve direnişlerle boy veriyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde, büyük sanayi kentlerinde örgütlenen 8 Mart gösterileri bu çabanın en görünür ürünleri oldu.

     

    Olgunlaşan çalışma ve yönelim, 1914’te çıkarılan Robotnitsa (İşçi Kadın) gazetesiyle somut bir nitelik kazanıyordu. Gazete, emperyalist savaşının başlamasıyla yasaklansa da komünistlerin tüm zorluklara rağmen kadın kitleleri içinde yürüttükleri faaliyet, kesintisizce devam etti.

     

    Bu savaş da, komünistlerin, hem genel anlamda hem de kadın politikasında ilkelerinden taviz vermemekteki tutarlılıklarının sınandığı bir zemindi. Nitekim feminist kadın hareketiyle Menşevik kadınların “ana yurdu savunmak” adına kendi burjuvazileriyle uzlaşan politikaları karşısında komünistler kitlelerin kışkırtılan gerici duygularını karşılarına almak pahasına “silahlarınızı burjuvazinize çevirin, emperyalist savaşa karşı devrimle taçlanacak iç savaş” diyorlardı. Bu politikalarıyla işçi ve kadın kitleleri arasında daha da güçlenen bağlar kuruyorlardı.

     

    Şubat Devrimi’ne gelindiğinde komünistlerin kadın kitleleri üzerindeki politik etkisi daha da görünürleşiyor; kadınların barış özlemiyle buluşarak bir devrimin ebeliğine dönüşüyordu. Devrim yılları öncesinde yürütülen faaliyetlerle oluşan birikim, devrimin ön günlerinde ve özellikle Çarlığın devrilip yerine burjuva hükümeti ve Sovyetlerin ikili iktidarının oluştuğu Şubat Devrimi’yle sosyalist Ekim Devrimi’ne giden yolda sıçramalı bir nitelik kazanıyordu.

     

    Komünistler, iktidarın ele geçirilmesinden sonra bu birikimlerini, kadın kitlelerini yeni bir dünyanın kurulmasının özneleri olmaya teşvik yönünde kullandılar. Bunun için bilinçli politikalar üretip, onların en başta gündelik hayatlarını-düşünsel dünyalarını-beklenti ve hedeflerini sayısız yöntemle değiştirmeyi esas aldılar.

     

    Devrimin gerçekleşmesinden sonra Lenin’in de önerisiyle yapılan işlerden ilki, Birinci Kadın İşçiler Kongresi’nin örgütlenmesi (1918 Kasım’ı) oldu. Parti içindeki, kadın sorununu devrimle çözülecek bir sorun olarak ele alan, onu da sadece işçi kadının sorunları sınırlarına hapseden indirgemeci kaba yaklaşımlara da meydan okunarak alınan bu karar, partiye bağlı kadın örgütlenmesinin ilk adımını oluşturuyordu. Kongreden sonra yapılan çalışmaların devamında, 1919'da Jenotdel (Zhenotdel) adını alan Bolşevik Partisi'nin kadın seksiyonu oluşturuldu.

     

    Bu örgütlenme giderek gelişip büyüdü ve kadın sorunu konusunda partinin ideolojik politik çizgisi temelinde ve partinin tüm organlarıyla yakın işbirliği içinde çalışan bir örgüt niteliği kazandı. Parti merkezi ve örgütleriyle yakın çalışma içinde olan Jenotdel, partinin politikalarının üretilmesinde aktif rol oynadığı gibi, pratikte de belirli özerkliklere sahipti. Kısacası, partiden bağımsız olmayan fakat partinin kadın sorunu konusundaki hassasiyetini ve özel çabasını ifade eden bir örgütlenmeydi Jenotdel.

     

    Devrimin hemen ertesinde atılan ilk adımlar, kadını eve hapseden gerici aile kurumunun sarsılmasına dönük adımlardı. Devrimden sadece 4 gün sonra, kadın emeğinin ve annenin korunmasına ilişkin kararname, Aralık'ta evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili kararname çıkarıldı ve daha başkaları

     

     

    Atılan her adım, alınan her önlem, sorunun sadece kadın emeğinin üretim süreci içinde korunması sınırlarına takılıp kalınmadığını gösteriyordu. Elbette bu da önemliydi. Keza kadının bu sürecin parçası olması, onun emeğinin korunmasıyla teşvik edilmeliydi ve üretime katılmadığı sürece kadının toplumsal hayatın çeşitli alanlarında özneleşmesi neredeyse imkansızdı. Bu açıdan da ilk kararnamenin emeğin korunmasına dönük olması kaçınılmazdı.

     

    Fakat sorun tek başına bununla sınırlı ele alınamazdı. Üretime katılan kadının toplumsal hayatın her alanında özgürleşip-özneleşebilmesi için, mutfaktan ve çocuk bakımının ağır yüklerinden de kurtarılması gerekirdi. Kadının gündelik hayatı, başka anlamlarla buluşacak bir dönüşüme uğramalıydı. Sadece onun değil, tüm toplumsal ilişkilerin böyle bir dönüşüme yönelmesi, yeni bir dünya idealinin merkezinde duruyordu. Bu açıdan da ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştırılması için çeşitli biçim ve yöntemlerin geliştirilmesi kaçınılmazdı. İlk yapılan işler içinde öne çıkanların ülkenin ortak mutfaklar-çamaşırhaneler ve çocuk bakım yuvalarıyla bir ağ gibi sarılması olması bundandı.

     

    Ekim’in ilk adımlarına bu yaklaşımın ve pratiklerin damgasını vurması, sorunun ideolojik-politik- kültürel bir bütünlük içinde ve geleceğin komünist toplumundan bakılarak ele alındığını gösteriyordu.

     

    Partinin kadın kolu olan Jenotdel’in (Zhenotdel) doğrudan yönetimiyle yapılan tüm bu çalışmalar, sosyalizmin inşa sürecinin önemli köşe taşlarını oluşturdu. Fakat komünistler açısından kadın sorunu, ardı ardına yapılan bu hamlelerle hemen aşılamayacak kadar derin tarihsel köklere sahipti. Bu derinlik, sosyalist inşanın her aşamasında, kat edilen her yolun sonunda ortaya çıkan yeni sorunlarla kendisini gösterip konuşturuyordu zaten.  Lenin’in, “Eski efendi bakış açısını en son, en ince köküne kadar kurutmalıyız; partide ve kitleler içinde” sözleri de buna işaret ediyordu. Sadece bu söz bile, komünistlerin bu köklü sorunun kapsamı konusunda nasıl bir kafa açıklığına ve ilkesel bir hassasiyete sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

     

    Parti kadrolarının, partinin yakın halkasının ve geniş kitlelerin tüm yaşam-algı-düşünüş ve davranışlarıyla bütünlüklü bir dönüşüm yaşamaları meselesiydi kadın sorunun eşitlik temeline oturabilmesi. Kitlelerin, en başta da kadın kitlelerinin, gündelik hayatın ayrıntılarında bile soruna dair özel bir hassasiyet ve duyarlılıkla mücadele etmesini gerektiriyordu.

     

    Komünistlerin bu konudaki rolüyse belirleyiciydi. Gerek parti içinde gerek sosyalist devletin iktidar organları olan sovyetlerde gerek fabrikalarda-üretimin tüm diğer alanlarında ve buralardaki örgütlenmeler içinde, gerek toplumsal yaşamın içinde ve ayrıntılarında, eğitimden sağlığa kadar tüm kamusal alanlarda sorun konusunda güçlü bir duyarlılık ve bilinç geliştirmekte partinin üreteceği politikaların özel bir yerinin olduğu tartışılmazdır. Fakat kitleleri sorunun üzerinde düşünmeye ve bilinçli hareket etmeye sevk edecek politika ve araçlar üretmek yetmez, bunların nasıl üretildiği de önemlidir. Kitlelerin o politikaların üretim sürecine katılımının teşviki ve bu katılım içinde özneleşmesi, toplumsal duyarlılığın süreklileşmiş bir dinamizme kavuşmasının en önemli yönünü oluşturmaktadır.

     

    Sosyalist devrimden sonra komünistler, birçok konuda olduğu gibi kadın sorunu konusunda da bu yaklaşımla hareket ettiler. Kadınların iktidar organı olan sovyetlere ya da sendikalara, işletme komitelerine katılımını, sorunu buralarda gündeme getirip tartıştırmalarını, talep ve beklentilerini kolektifeştirmelerini sağlayacak özel bir çaba harcadılar. Bu çaba sonucu bugünün koşullarında hayal edilemeyecek büyüklükte adımlar atıldı.

     

    Fakat 1930’lu yılların başına gelindiğinde, 10 yıldan fazla zamanda atılan pek çok adımda geriye doğru ciddi kırılmalar yaşandı. Jenotyellerin 16. Parti Kongresi (Haziran 1930) öncesinde, “daha üst bir örgütlenmeye geçiş” gerekçesiyle dağıtılmış olması bu kırılmaların en önemlisiydi.

     


    Kadın sorunu gibi ciddi tarihsel köklere sahip toplumsal bir sorunun, 10 yıl gibi kısa bir sürede, hem de Rusya gibi bir ülkede özel bir yönelim anlamına gelen böylesi bir örgütlenmeden mahrum bırakılmasının, “...Şimdiye kadar kadınlar arasında çalışma, kadın kollarına deyim yerindeyse 'havale edilen', onların 'özel' meselesi idiyse, şimdi parti mekanizmasının yeniden örgütlenmesi sonucu, tüm parti örgütü kadınlarla ilgilenmek, kendini kadınlar arasındaki çalışmaya ve kadınları partiye kazanmaya vermekle yükümlüdür” şeklinde gerekçelendirilmesinin, aslında sorunun kendiliğindenliğe bırakılması dışında bir anlamı yoktu.

     

    Jenotyellerin dağıtılıp yerine kadın kitlelerine ulaşmaları özel hedef olarak belirlenmiş “Kadın örgütleyicileri” olarak isimlendirilen kadroların getirilmesinin de bu kırılmanın telafisi anlamına gelmediği, kısa süre sonra uygulamaya konulan politikalardan anlaşılıyordu.


    [Sürecek]