• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-11-03
  • Kadınlar devrimin hem önünde hem merkezindeydiler

    Hejar Baran

     

    100 yıl önce bugünlerde Rusya’da, insanlığın ezilen tarafının binlerce yıllık özleminin bir devrim şöleniyle hakikate dönüşmesinin penceresi açıldı. “Gülün gülle tartıldığı”, çıkar ve beklentinin yerini ortak özlem ve ideallerin aldığı, toplumsal ilişkilerin bu idealle ruh kazandığı bir dünya özleminin tarihteki sayısız denemesinin, yenilgilerinin, ama hiç bitmeyen arayışının ilk ete kemiğe bürünmüş sureti, tüm dünya işçi ve emekçilerine gülümsüyordu. Bir “ütopya” en zengin dağarcığıyla somut bir gerçeğe dönüşmenin arifesindeydi.

     

    Zamanın sömürücüleri, zulüm saltanatını elinde tutanları, nam-ı diğer emperyalist kapitalist güçleri, “vatan-millet” edebiyatıyla sarhoş ederek kendi çıkar dalaşlarının parçası haline getirdikleri işçi ve emekçileri, kelimenin gerçek anlamıyla cehennemi bir yangına sürüklemişlerdi. Dünya, piyonları işçi ve emekçilerden oluşan devasa bir savaş sahnesine dönüşmüştü. Bu savaşta milyonlarcası ölmüş, yaralanmış, sakat kalmış; geriye kalan milyonlarcası da açlıkla, sefaletle, işsizlik ve her türlü yoksunlukla boğuşarak hayata tutunmaya çalışıyordu. Çığlık çığlığa bir isyanı soluklarında biriktirerek…

     

    Güç dağılımı ve paylaşımın yeniden yapıldığı, haritaların yeniden çizildiği bu kanlı sahneyi ta orta yerinden, en zayıf halkasından kırarak yolunu açan ve durduğu yerden barbarlık düzenine meydan okuyan tarihsel bir şölendi Ekim Devrimi. Lenin’in deyimiyle, “Önemli olan buzun kırılmış, yolun açılmış ve gösterilmiş olması(ydı)”. Bu bir başlangıçtı, ne kadar zamanda, ne zaman, hangi ulusun proleterlerinin bu eseri sonuna kadar vardıracağının önemi yoktu.

     

    Tüm ezilenlerin-sömürülenlerin-baskı ve zulme uğrayanların kalbini kalbinde taşıyabilmekse komünist olmak, bu devrimin öncülerinin ve devrimin kendisinin ruhunda da böylesine devasa bir yürek atışı vardı. “Ezilenin ezileni” olan kadınların binlerce yıllık kölelik koşullarında biriktirdikleri tüm o acılar, özlemlerle birleşerek bu devrimin yürek atışının en güçlü ritmini oluşturuyordu. 

     

    Ekim Devrimi, “Bir devrimin başarısı, kadınların ona hangi ölçüde katıldığına bağlıdır” diskuruyla hareket eden bir devrimdir. Bunu sadece siyasal bir pragmatizmle değil, onların “acıları, ihtiyaçları ve arzularıyla birlikte” siyasetin, devrimin inşasının ustaları olarak kendilerini var etmelerini gönülden isteyen bir idealizmin ifadesidir. Kadınların binlerce yıllık kölelik zincirlerini kırarak özgürleştiği ve dillerini, ruhlarını, duyarlılık ve inceliklerini tahayyül edilen toplumsal ilişkilere dokuyarak özneleştikleri bir gelecek tahayyülünün ifadesidir.

     

    Onları “kurtuluşunuz sosyalizmde” retoriğiyle nesneleştirip davaya katacaklarını sanan yüzeysellikten ne kadar uzaksa; kurtuluşun gerçekten de özel mülkiyet ilişkileri üzerinde yükselen üretim ilişkilerinin ve bu üretim ilişkilerinin şekillendirdiği toplumsal ilişkilerin parçalanmasında olduğundan milim sapmayacak kadar devrimciydi. 

     

    Kökleri binlerce yıllık derinlikte olan kadının ezilmişliğini, “İşçi kadını, işçinin karısını, köylü kadını, küçük adamın karısını ve evet mülk sahibi sınıfların kadınlarını bile bazı açılardan ezen ve ıstırap çektiren her şeyden nefret ettiğimizi, evet nefret ettiğimizi ve ortadan kaldırmak istediğimizi ispatlıyoruz” yaklaşımıyla tek başına emekçi kadınların kurtuluşu sınırında ele almadığı gibi, emekçi kadınların kurtuluşunu da tek başına üretime çekilmeleri, yapılan kimi yasal düzenlemeler ve bahşedilen kimi haklar sığlığında yaklaşmadı. 

     

    Kadın, “hem kanun önünde ve hem de pratikte, aile içinde, devlette, toplumda erkekle tam hak eşitliğine” kavuşmalıydı. “Hak eşitliği”yse burjuva demokratların anladığı tarzda kimi üst yapısal düzenlemelerle sağlanamazdı. Lenin bu yaklaşımı, “Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin "eşitliği" olamaz, yoktur ve olmayacaktır” sözleriyle altını çizerek belirtiyordu. Komünistler kadınla erkek arasındaki eşitlikten, “Kadın için erkeğin yasal ayrıcalıkları karşısında hiçbir özgürlük olmadıkça gerçek özgürlük olmaz”ı anlıyorlardı. Tıpkı, sermayenin boyunduruğunda işçinin; kapitalistlerin, mülk sahiplerinin tüccarların boyunduruğunda çalışan köylünün hiçbir özgürlüğü olmadıkça, gerçek "özgürlük" olamayacağı gibi... 

     

    Kadının ezilmişliğiyle bu tutarlı eksen üzerinden ilişki kuran komünistlerin işçi ve emekçi kadınların güvenini kazanmaması mümkün müydü? Onların içinde adeta yüzen komünist kadrolar, onların özlemlerini, öfkelerini, acı ve beklentilerini yüreklerinde hissettikleri gibi; bunları, devrimin manivelası olacak doğru politikalara tercüme etmeyi de başarıyorlardı. 17 Ekim Devrimi'ne giden yolun, kadın kitleleri içinde birikmiş bu öfkenin sokaklara dökülmesiyle açılması bundandı. 

     

    Burjuva liberaller ve reformistler, kitlelerin hayatlarına değmeyen “yüksek politikalarıyla” ele geçirdikleri iktidarı adeta eskitirken; komünistler sadece proletarya içinde yüzmüyor, aynı zamanda zincirin, barbarlık düzeninin en ezilmiş kesimi olan kadınlar içinden kopacağını bilerek, onların nabız atışlarını nabızlarında hissediyorlardı. Ve çarlığın yıkıldığı Şubat Devrimi'yle ortaya çıkan ikili iktidarın Ekim’le sosyalist bir iktidara dönüşmesinin köprüsünü kadın kitlelerinin barış ve ekmek isteklerini açığa çıkararak kuruyorlardı.

     

    Ekim Devrimi'nin ebeliğini de bu kadın öfkesi yapıyordu. Bu açıdan da o aslında ezilmişlerin en ezilmişi olan kadının o ateş soluğuyla dövülen bir çelik gibi sağlam ve ışıltılıydı.


    [Sürecek]