• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2018-01-05
  • Fakat kadınlar artık o eşiği çoktan geçti. Erdoğan’ın da bildiği gibi…

    Kadına ve çocuğa dönük şiddetin ayyuka çıktığı bu zamanlara ilişkin her konuda fikri olan, “polisine” alenen öldürün-işkence edin” talimatı veren ‘Soylu’ da soruna ilişkin bir değerlendirme yaptı. Ona göre çocuğa dönük şiddetin bu düzeyde gündemleşmesinde iletişim olanaklarının ulaştığı düzeyin büyük etkisi varmış. Aslında eskiden de çocuklar şiddete çok maruz kalırmış ama bu sıradan görünürmüş, şimdiki nesilse bunu doğru olmadığını bilerek büyüdüğü için bu kadar görünür olmuş.

     

    ‘Soylu’nun “geçmişte de çok olurdu ama bu kadar görünürleşmezdi” dediği Türkiye tablosuna dair birkaç hatırlatma yapalım:  Sadece 2017 yılında 10 çocuk, babaları tarafından öldürüldü. Bu çocukların hemen hepsi anneleri boşandığı ya da boşanmak istediği için babalarının hedefi olmuştu. Asıl hedef anneleri çocuklarıyla cezalandırmaktı.

     

    Çocuklardan 3 yaşındaki Hira ile 5 yaşındaki Elasu geçtiğimiz Kasım ayında daha önce de eşini yaralayan Göksel Akşeker adlı erkek (babaları) tarafından Antalya’da katledilmişti. Akşeker de olay sonrasında intihar etmişti.

     

    Yine Kasım ayında İstanbul-Fatih’te 9 yaşındaki Yiğitcan, babası Nezir Türkoğlu tarafından öldürülmüştü. Yiğitcan’ın annesi Neriman Türkoğlu, “Ben şiddet gördüğüm vakit yargı görevini iyi yapsaydı bu noktaya gelmezdi” diyerek isyan etmişti. Nezir Türkoğlu, daha önce de Yiğitcan’ı öldürmeye teşebbüs etmiş, bu nedenle gözaltına alınmış ancak hemen sonrasında serbest bırakılmıştı.


    Kayseri'deyse, yürüme engelli baba Hasan E, tartıştığı gerekçesiyle 12 yaşındaki zihinsel engelli oğlunu öldürmüştü. 2018’in ilk günlerindeyse perde yine bir boşanma iste

     

    2018’in perdesi de benzer bir cinayetle açıldı. İstanbul Maltepe’de Ali Yardım, eşiyle boşanma davaları sürerken iki küçük kızını pompalı tüfekle öldürdükten sonra intihar etti. Ali Yardım, anneleriyle yaşayan 2 kızıyla haftada bir gün vakit geçiriyordu. Yardım’ın kızları 4 yaşındaki Elif Mina ile 2 yaşındaki Miray Hira’yı son aldığındaysa onları katletti. Geride anne Dilek Yardım feryadı, isyanı kaldı. “Kimse yardım etmedi!” diyordu Dilek Yardım.

     

    Kadına dönük şiddetse artık o kadar keyfileşmişti ki Van’da yaşanan bir olayla bunun düzeyi açığa çıktı. Artık erkek yürüyüş ritminden rahatsızlık duyduğu kadını sokak ortasında tekme tokat dövmekte herhangi bir çekince duymuyordu! Ya da Amed’te eşini katlettiği bilinen (polisin de bildiği) adam ortalıkta elini kolunu sallayarak dolaşabiliyordu. Kadına dönük şiddetin biçimsel olarak bile IŞİD tarzı vahşileşmesine dönükse sayısız olaya tanıklık ettik sadece 2017 yılında.

     

    Burjuva medyanın 3. sayfalarında erkeği aklayan, mazur gösteren hatta gerçekleştirdiği katliamları ruhsal durumu-“sevgisiyle” mazur ve meşru gösteren bir dille yer buldu. Erkekler öldürüyorsa bir sebebi vardı onlara göre. Tıpkı kadını hedefe çakan, taciz-tecavüz ve cinayetlerin sorumluluğunu esasında “ailesine sahip çıkmayan” kadına yükleyen sistemin siyasi temsilcileri gibi…

     

    ‘Soylu’ gibiler “eskiden de vardı” diyerek durumun vahametini gizlemeye çalışsa da tablo çok netti: Devletin tüm bir hiyerarşik erkanı, toplumsal gericilik birikimi, cinnet halini tetikleyen ekonomik-kültürel kriz; giderek dipsizleşen bir toplumsal krize dönüşüyordu. Kurbanıysa kadınlar ve çocuklardı. Bu tablonun asıl failleriyse kadının gülüşüne, sokakta dolaşmasına, nasıl giyinmesi ve kaç çocuk doğurması gerektiğine dair ardı ardına saldırgan “fetvalar” veren burjuva devlet, onunla organikleşmiş sayısız tarikat-cemaat ve onların habire gıdıkladığı ya da yol verdiği tarihsel-toplumsal gericilik birikimi. Erkek egemen sistem kapitalizmle birlikte derin bir krize sürüklenirken, onu o krizden kadını hedefe çakarak çıkarmaya çalışan devlet aklıydı en başta da.

     

    Erdoğan bu tabloyu ‘Soylu’ gibi okumuyordu. Konuyla ilgili sorulan soruya tablonun daha fazla gizlenemeyeceğini farketmiş olmalı ki son derece “ustaca” bir yanıt vermeyi tercih etti. Ona göre de bu cinayetlerin bu kadar yaygınlaşmasının esas faili medyaydı. Çözümse Diyanet’in konuya el atmasıyla gerçekleşebilirdi. Tabi son derece gayri ciddi, “acabalı” ama bir o kadar da çıkışsız cümlelerle…

     

    Teşhisi ve çözümü şöyle formüle ediyordu Erdoğan:

     

    Kadına şiddet konusunda acaba diyoruz medyayı mı suçlasak? Acaba ibret vesilesi olur mu diye onu da düşünüyoruz. Olay sadece ruhsal bunalım değil ki. Ruhsal bunalımda olmayanlar da var. Bu konuda dini eğitimin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Diyanet'e de görevler düşüyor

     

    Düşünebiliyor musunuz?

     

    Erdoğan’dan aileyi merkeze koyan ve kendisinin istediği sınırlara gelmeyen tüm kadınları özünde “katli vaciptir” diye kodlayan politikalarının bu tablonun baş müsebbibi olduğunu kabul etmesini beklemek elbette ki abes olur. Onun hayat felsefesiyle hareket eden karakolların-mahkemelerin kadın katillerine-tacizci ve tecavüzcülerine dönük o kırılmaz esnekliklerinin bu tablodaki payını kabul etmesini sadece bir anlık bir düşünce olarak bile kafamızdan geçirmek abes olur.  

     

    Fakat bu ne kadar böyleyse, bu denli ciddi ve her an derinleşen-dipsizleşen bu sorun konusunda çözümün Diyanet’e havale edilmesine “dur” demenin de o kadar şart olduğunu biliyoruz.

     

    Sözkonusu olan 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilebileceğini, çocuk doğurabileceğini vazedecek kadar sapıkça bir zihniyeti propaganda etme cüreti gösterebilen bir kurum. Kadın cinayetlerinin esas kaynağı; kadını cinsel bir meta erkeği de o metaya her türlü sapıklığı yapabilecek bir mal sahibi olarak kodlayan bir yaklaşımken; bu yaklaşımı en perdesiz biçimiyle vaaz etme cesareti gösteren bir kurumun bu cinayetlerin önlenmesinde rol oynayabileceğini düşünmenin kediye ciğeri teslim etmek dışında bir anlamının olmadığı açık.

     

    Fakat Erdoğan için mesele bu değil.

     

    Mesele; kadının, merkezinde ailenin, dini kaide ve kuralların olduğu bir toplumsal yaşama rıza göstermesi ve toplumun bu yöndeki dönüşümünün öznesi olmayı kabul etmesidir. Yani insan olarak varlığını yok sayması, boynundaki ilmiği celladına gönüllü bir şekilde teslim etmesi, onun belirlediği sınırları açtığında o ilmiği sıkabileceği onayını gönüllülükle vermesidir.  

     

    Fakat kadınlar artık o eşiği çoktan geçti. Erdoğan’ın da bildiği gibi…