• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2014-04-04
  • Zora dayanan devrim olmaksızın, burjuva devlet yerine proleter devleti geçirmek olanaksızdır

    BÖLÜM I
    SINIFLI TOPLUM VE DEVLET

     

    4. Devletin “sönmesi” ve zora dayanan devrim


    Engels'in devletin "sönmesi" üzerindeki formülleri, oportünist salçalı uzlaşmacı Marksizmin alışılmış sahteciliğinin temelinde ne yattığını öylesine ortaya koyan, öylesine yaygın, öylesine yinelenen şeylerdir ki, onlar üzerinde uzun uzun durmak gerekir. Bu formüllerin çıkarıldığı parçayı tüm olarak aktaralım:

     

    Proletarya devlet iktidarını ele geçirir ve üretim araçlarını önce devlet mülkiyeti durumuna dönüştürür. Ama, bunu yapmakla, proletarya olarak kendi kendini ortadan kaldırır, bütün sınıf ayrımları ile sınıf karşıtlıklarını, ve aynı biçimde, devlet olarak devleti de ortadan kaldırır. Sınıf karşıtlıkları içinde evrimlenen daha önceki toplumun devlete, yani her durumda, sömürücü sınıfın kendi dış üretim koşullarını sürdürmek, özellikle sömürülen sınıfı varolan üretim biçimi (kölelik, toprak köleliği, ücretlilik) tarafından verilmiş baskı koşulları içinde tutmak için kurduğu bir örgüte gereksinimi vardı. Devlet, tüm toplumun resmi temsilcisi, onun gözle görülür bir kurul biçimindeki bileşimiydi, ama bu, tüm toplumu, zamanı için kendi başına temsil eden sınıfın devleti: ilk çağda köle sahibi yurttaşların, orta çağda feodal soyluluğun, çağımızda burjuvazinin devleti olduğu ölçüde böyleydi. Sonunda gerçekten tüm toplumun temsilcisi durumuna geldiği zaman kendi kendini gereksiz kılar. Baskı altında tutulacak hiçbir toplumsal sınıf kalmayınca, sınıf egemenliği ve üretimdeki güncel anarşi üzerine kurulu bireysel yaşama savaşımı ile birlikte bunlardan doğan çatışma ve aşırılıklar da ortadan kalkınca, artık bir baskı altında tutulacak hiçbir şey yok demektir ve özel bir baskı iktidarı, bir devlet, zorunlu olmaktan çıkar. Devletin gerçekten tüm toplumun temsilcisi olarak göründüğü ilk eylem —üretim araçlarına toplum adına elkonması—, aynı zamanda onun devlete özgü son eylemidir de. Devlet iktidarının toplumsal ilişkilere karışması, bir alandan sonra bir başkasında gereksiz duruma gelir ve sonra kendiliğinden uykuya dalar. Kişilerin hükümeti yerini şeylerin idaresi ve üretim işlemlerinin yönetimine bırakır. Devlet 'ilga' edilmez, söner. 'Özgür halk devleti' üzerine kof tümcenin, ajitasyon aracı olarak geçici doğruluğu bakımından olduğu kadar bilimsel düşünce olarak (da) kesin yetersizliği bakımından da değerlendirilmesini; bunun gibi, anarşist denilen kimselerin, devletin bugünden yarına ortadan kaldırılması yolundaki istemlerinin değerlendirilmesini de işte bu sağlar (Anti-Dühring).

     

    Yanılgıya düşmekten çekinmeksizin söylenebilir ki, Engels'in düşünce zenginliği bakımından çok dikkate değer bu yazısı, bugünkü sosyalist partilerde, Marx'a göre devletin ortadan “kaldırılması” yolundaki anarşist öğretinin tersine, "sönmesi"nin doğruluğu yolundaki bilgiden başka bir sosyalist düşünce izi bırakmamıştır. Marksizmi bu biçimde güdükleştirmek, onu oportünizme indirgemek demektir; çünkü böylesine bir "yorum"dan sonra, bulanık, yavaş, eşit, kerteli, sıçramasız-patlamasız, devrimsiz bir değişiklik düşüncesinden başka bir şey kalmaz. Devletin "sönmesi" kavramı, yığınlar arasında genellikle yaygın bulunan günlük anlayışı içinde, hiç kuşku yok ki, devrimin uyutulması, hatta yadsınmasıdır.


    Oysa, böylesine bir "yorum", Marksizmin, yalnızca burjuvazi için yararlı ve teorik olarak, örneğin Engels'in in extenso [tam olarak, etraflıca -nba] aktardığımız "vargı"larında belirtilmiş bulunan başlıca koşul ve düşüncelerin unutulması üzerine kurulu en kaba çarpıtılmalarından biri olmaktan başka bir şey değildir.


    Birinci olarak: Usavurmasının başında Engels, proletaryanın devlet iktidarını eline geçirerek "böylece devlet olarak devleti ortadan kaldırdığını" söyler. Bunun ne anlama geldiğini düşünmek "âdet olmamıştır". Çoğunlukla ya bunun anlamı hiç anlaşılmıyor ya da burada Engels bakımından "Hegelci bir gevşeklik" gibi görülüyor. Gerçeklikte bu sözler, proleter devrimlerin en büyüklerinden birinin deneyini, sırası gelince üzerinde uzun uzun duracağımız 1871 Paris Komünü deneyini kısaca dile getitirler.


    Engels burada, proletarya devrimiyle burjuvazinin devletinin "ortadan kaldırılma"sından sözeder. Oysa "sönme" üzerine söylediği şeyler, sosyalist devrimden sonra, proleter devletten ne kalmışsa onunla ilgilidir. Engels'e göre burjuva devlet "sönmez"; devrim sırasında proletarya tarafından "ortadan kaldırılır". Bu devrimden sonra sönen şey, proleter devlet, başka deyişle bir yarı-devlettir.


    İkinci olarak: Devlet, "özel bir baskı gücüdür". Engels'in bu hayranlık verici ve son derece derin tanımlaması burada en yetkin bir açıklıkla dile getirilmiştir. Bundan şu sonuç çıkar: Proletaryaya karşı burjuvazi tarafından, milyonlarca emekçiye karşı bir avuç zengin tarafından kullanılan bu "özel baskı gücü" yerine, burjuvaziye karşı proletarya tarafından uygulanan bir "özel baskı gücü"nün (proletarya diktatörlüğü) geçmesi gerekir. "Devletin devlet olarak ortadan kalkması"nın anlamı işte budur. Ve toplum adına üretim araçlarına elkoyma "eylem"inin de anlamı budur. Kendiliğinden anlaşılır ki, bir "özel gücün" (burjuvazinin devleti) bir başka "özel güçle" (proletaryanın devleti) böylesine bir yer değiştirmesi hiçbir zaman "sönme" biçiminde olamaz.


    Üçüncü olarak: Bu "sönme" ya da daha renkli bir deyimle bu "uykuya dalma"yı Engels, hiçbir anlam belirsizliğine yer vermeksizin, "devlet tarafından, toplumun tümü adına üretim araçlarına elkoyma"dan sonraki, yani sosyalist devrimden sonraki döneme erteliyor. Hepimiz biliriz ki, "devlet"in o andaki siyasal biçimi en tam demokrasidir. Ama, Marksizmi utanıp sıkılmadan çarpıtan oportünistlerden hiçbirinin aklına gelmez ki, bu durumda Engels'te sözkonusu olan şey demokrasinin "uykuya dalma"sı ve "sönme"sidir. Bu, ilk bakışta çok garip görünür. Bununla birlikte, bu ancak demokrasinin de bir devlet olduğu ve bunun sonucu, devlet yokolduğu zaman aynı biçimde demokrasinin de yokolacağı gerçeğini düşünmeyen biri için "anlaşılmaz" bir şeydir. Burjuva devleti ancak devrim "ortadan kaldırabilir". Genel olarak devlet, yani en tam demokrasi ise ancak "sönebilir".


    Dördüncü olarak: Engels, ünlü "devlet söner" tezini formüle ederken, bu tezin hem oportünistlere hem de anarşistlere karşı yöneltildiğini somut bir biçimde gösterir. Ve Engels'te asıl önemli olan şey, onun "devletin sönmesi" tezinden çıkarılmış bulunan ve oportünistleri hedef alan sonuçtur.


    Devletin "sönmesi" konusunda bir şey okumuş ya da bundan sözedildiğini duymuş 10 bin kişiden 9 bin 990'ının, Engels'in bu tezin sonuçlarını yalnızca anarşistlere karşı yöneltmediğini ya hiç bilmedikleri ya da artık unutmuş oldukları üzerine bahse girilebilir. Ve geri kalan on kişinin dokuzu da, "özgür halk devleti"nin nemenem bir şey olduğunu ve bu slogana saldırmakla neden oportünistlere de saldırılmış bulunulduğunu kuşkusuz bilmez. Tarihi böyle yazıyorlar! Büyük devrimci öğretiyi egemen hamkafalığa çaktırmadan, yavaş yavaş böyle uyduruyorlar. Anarşistlere karşı olan sonuç bin kez ele alınmış, bayağılaştırılmış, en dar düşünceli kafalara bir biçimde sokulmuştur; bir önyargı gücü kazanmıştır bu sonuç. Oportünistlere karşı olan sonuç ise karanlıkta kalmış ve "unutulmuş"tur!


    "Özgür halk devleti", 70 yıllarında Alman sosyal-demokratlarının programında yazılı bir istemdi ve onlar arasında günlük bir formül durumuna gelmişti. Herhangi bir siyasal içerikten yoksun olan bu slogan, demokrasi kavramının küçük burjuvaca ve tumturaklı bir çevirisinden başka bir şey içermez. Demokratik cumhuriyete yasal bir anıştırmada bulunulduğu ölçüde Engels, ajitasyon amacıyla, "bir zaman için" bu sloganı "onaylama"ya hazırdı. Ama bu bir oportünist slogandı; çünkü yalnızca burjuva demokrasisini allayıp pullamaya yönelmekle kalmıyor, ayrıca genel olarak her tür devlete karşı yöneltilmiş sosyalist eleştiri konusunda da bir anlama yetersizliğini gösteriyordu. Biz, proletarya için, kapitalist rejimde en iyi devlet biçimi olarak demokratik cumhuriyetten yanayız; ama unutmaya da hakkımız yoktur ki, en demokratik burjuva cumhuriyetinde bile halkın nasibi ücretli kölelikten başka bir şey değildir. Sonra her devlet, ezilen sınıfa karşı yöneltilmiş "özel bir baskı gücü"dür. O halde hiçbir devlet, ne özgürdür ne de halk devleti. Bunun böyle olduğunu Marx ve Engels, '70 yıllarında parti arkadaşlarına birçok kez açıklamışlardır.


    Beşinci olarak: Engels'in, devletin sönmesi konusunda bir akıl yürütmede bulunduğunu herkesin anımsadığı bu aynı yapıtı, zora dayanan devrimin önemi üzerine bir başka akıl yürütme de içerir. Zora dayanan devrimin oynadığı tarihsel role verdiği değer, Engels'te, zora dayanan devrimin gerçek bir övgüsü durumuna dönüşür. Ama bunu "kimse anımsamaz". Günümüzün sosyalist partilerinde bu düşünün öneminden sözetmek, hatta bunu düşünmek usulden değildir; yığınlar arasındaki günlük propaganda ve ajitasyonda bu düşünceler hiçbir rol oynamaz. Oysa bu düşünceler, devletin "sönmesi" düşünüyle birlikte, uyumlu bir bütün oluşturur ve ona çözülmezcesine bağlı bulunurlar.

     


    İşte Engels'in bu akıl yürütmesi:

     

    ...Ama zor, tarihte başka bir rol (kötülük kaynağı olmaktan başka bir rol), "devrimci bir rol" de oynarmış; Marx'ın sözlerine göre, bağrında yeni bir toplum taşıyan her eski toplumun ebesiymiş; toplumsal hareketin, sayesinde donmuş ve ölmüş siyasal biçimleri altettiği ve parçaladığı aletmiş — Bunlardan Bay Dühring'de tek söz bile yok. İktisadi sömürü rejimini devirmek için zorun belki de —ne yazık ki!— zorunlu olacağını iç çekmeler ve inlemeler içinde kabul eder. Çünkü her zor kullanımı, onu kullananın ahlâkını bozar. Ve bu, her muzaffer devrimin sonucu olmuş olan yüksek bir ahlaki ve entelektüel atılım karşısında ileri sürülür! Halka belki de zorla kabul ettirilebilecek zorlu bir çatışmanın, hiç değilse Otuz Yıl Savaşı utancından sonra ulusal bilince işlemiş bulunan kölelik ruhunun kökünü kazıma üstünlüğüne sahip bulunduğu Almanya'da ileri sürülür! Demek bu sönük, tatsız ve güçsüz vaiz anlayışı, kendini tarihin gördüğü en devrimci partiye zorla kabul ettirme sevdasında! (Anti-Dühring)

     

    Engels'in 1878'den 1894'e, yani ta ölümüne dek Alman sosyal-demokratlarına durmamacasına yaptığı bu zora dayanan devrim övgüsüyle devletin "sönmesi" teorisi aynı öğreti içinde nasıl bağdaştırılabilir?


    Çoğunlukla bu düşüncelerden bazan biri, bazan öteki keyfi olarak (ya da iktidar sahiplerinin hoşuna gidecek biçimde) ele alınarak, ampirik ya da sofistik bir yöntemle, eklektik bir biçimde bağdaştırılırlar ve yüzde 99 -eğer daha fazla değilse- ön plana konan şey "sönme"dir. Diyalektiğin yerine eklektizm geçer. Marksizm karşısında, günümüzün resmi sosyal-demokrat yazınında en alışılmış, en yaygın olan şeydir bu. Böyle bir yerine geçirme elbette bir yenilik değildir. Aynı şey klâsik Yunan felsefesi tarihinde de görülebilir. Marksizmin oportünist çarpıtmasında diyalektiğin eklektik çarpıtması, yığınları en büyük kolaylıkla aldatan çarpıtmadır. Eklektizm, yığınlara aldatıcı bir doygunluk verir; sürecin bütün yönlerini, bütün gelişme eğilimlerini, bütün çelişik etkileri vb. hesaba katıyormuş gibi görünür; ama aslında, toplumun gelişmesi üzerine hiçbir tutarlı ve devrimci fikir vermez.


    Marx ve Engels'in zora dayanan devrimin kaçınılmazlığı yolundaki öğretileri, yukarda söylediğimiz ve açıklamamızın devamında ayrıntılarıyla göstereceğimiz gibi burjuva devletle ilgilidir. Burjuva devlet, proleter devlete (proletarya diktatörlüğüne) yerini "sönme" yoluyla değil, genel kural olarak ancak ve ancak zora dayanan bir devrimle bırakabilir. Engels'in zora dayanan devrime yaptığı övgü, Marx'ın birçok bildirimi ile tam bir uygunluk halindedir. (Zora dayanan devrimin kaçınılmazlığını yürek pekliğiyle açıkça ilân eden Felsefenin Sefaleti ve Komünist Manifesto'nun vargısını anımsayalım; otuz yıl kadar daha sonra, 1875' te, Marx'ın Gotha Programı'nın oportünist içeriğini yerin dibine batırdığı Gotha Programının Eleştirisi'ni anımsayalım). Bu övgü, hiç de bir "tutkunluk", bir tumturaklılık, geçici bir polemik hevesi sonucu değildir. Tüm Marx ve Engels öğretisinin temelinde, bu zora dayanan devrim fikrini -ve bu fikrin ta kendisini- sistemli biçimde yığınlara aşılama zorunluluğu yatar. Bugün ağır basan sosyal-şoven ve Kautskist eğilimlerin bu öğretiye ihaneti, her iki eğilim yandaşlarında da kendini apaçık bir biçimde bu propagandanın, bu ajitasyonun unutuluşunda gösterir.


    Zora dayanan devrim olmaksızın, burjuva devlet yerine proleter devleti geçirmek olanaksızdır. Proleter devletin kaldırılması, yani tüm devletin kaldırılması ise ancak 'sönme' yoluyla olanaklıdır.

     

    [Lenin, Devlet ve Devrim]