• Paylaş

    KATEGORİ : DÜNYA

    Eklenme tarihi : 2017-10-04
  • Çin sermayesinin bir lav akımı gibi sürmekte olan ilerleyişi engellenebilir mi?

    Aykan Sever

     

    Geçtiğimiz günlerde Berlin merkezli Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü (MERICS), Çin’in Avrupa’daki yatırımlarıyla ilgili bir rapor yayınladı. Bu rapora göre Çin, 2000-2016 döneminde Avrupa Birliği (AB) ülkelerine 100 milyar Euroluk doğrudan yatırım yapmış. Özellikle geçtiğimiz yıl Çin’in yatırımlarının tırmanışa geçtiği ve bu alandaki rekabette ABD’yi solladığı belirtiliyor. 

     

    Çin yatırımlarının yüzde 59’luk payı İngiltere, Almanya ve Fransa’ya yapılmış. İngiltere’de özellikle inşaat sektöründe yoğunlaşan Çin diğer Avrupa ülkelerinde de her alanda ünlü markaları ve stratejik önemi olan yüksek teknoloji (robot vb.) sektörlerinin yanı sıra, ulaşım şirketlerini satın alıyor. Bu biraz Almanya yönetimini telaşlandırmış. AB şimdilerde bu konuda bazı kısıtlamalar getirmeye hazırlanıyor. Aynı zamanda Çin’den kendi ülkesinde yapılacak yabancı yatırımları sınırlamaya dönük legal tedbirleri kaldırmasını istiyorlar. Bu Trump’a karşı edebiyatı yapılıp durulan “ticaret serbestisi”nin herkesin işine geldiği kadar olduğunu göstermesi açısından güzel bir örnek. 

     

    Çin "Tek Kuşak, Tek Yol" adını verdikleri stratejiyi desteklemek için halihazırda Çin’le Avrupa’yı bir birine bağlayan (Kazakistan üzerinden) hızlı yük taşımacılığını esasa alan bir demir yolu hattını önemli ölçüde işler hale getirdi. “Demir İpek yolu” adı verilen bu proje kapsamında 28 Çin kenti ile 11 ülke ve 27 şehri (aralarında Londra da var) bir birine bağlanmış durumda. Bu hattın genişletme çalışmaları sürüyor. Benzer bir hat ise Azerbaycan-Türkiye üzerinden TANAP projesiyle hayat bulabilir.

     

    Çin sermayesi son dönemdeki atılımlarından birini de Pakistan’da sergiliyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru(CPEC) adı verilen bu proje 2013’te başladı. Bu politika kapsamında Çin’in ilk hedeflerinden biri Pakistan’ı boydan boya kat eden enerji nakil hattı, kara yolu ve demir yolu ağı kurmak. Böylelikle ham madde, enerji ve mamul mal akışının sağlanabileceği Gwadar liman kenti başta olmak üzere Pakistan’ın güneyindeki liman kentlerine ulaşacak. Hali hazırda Çin’in yüzde 60 enerji ihtiyacı  Gwadar üzerinden yapılan deniz taşımacılığı ile sağlanıyor. Çin bu projeyle Ortadoğu’daki enerji kaynaklarına ulaşmak için yolu önemli ölçüde kısaltacak. Aynı zamanda bu liman kentleri Afrika’ya ulaşımda da elverişli. Çin ilk elden 84 milyar Dolar yatırım yapacağını telafuz ettiği projeyi doğal olarak Pakistan’nı kalkındıracak girişim diye sunuyor. Bunun kısmen gerçekleşmesi elbette mümkün. Ayrıca Pakistan’daki başta kömür olmak üzere yeraltı kaynakları ve tarımsal üretim Çin’in ilgi alanında.

     

    Bu projenin önünde ise bazı engeller var. İlki Hindistan yönetimi. Başka bir sürü nedenin yanı sıra Modi yönetimi bu projeyi Hindistan’ın bölgesel güç olmasının önünde bir engel olarak görüyor. ABD ise basitçe Çin’in bölgede insiyatifinin artmasını istemiyor. Bu doğrultuda Pakistan’ı “bölgede terörizmi desteklemek”le suçlamaya başladı. Halbuki 80’li yıllardan bu yana bu coğrafyada etkin olan ve Pakistan’la birlikte çalışan ABD için bu durum bir hayli gecikmiş bir “keşif” olsa gerek. Japonya da teknoloji alanında rakip gördüğü Çin’in kolay bir ihracat kanalına sahip olmasını istemiyor.

     

    Afganistan ve İran’ın da bazı çekinceleri olmakla birlikte onların zamanla eklenebileceği bir proje görümünde CPEC. Asıl tehditse bölgede etkin olan İslamcı gruplar Tehrik-i-Taliban Pakistan, DAİŞ, Lashkar-e-Jhangvi ve Doğu Türkistan İslami Hareketi. Zaman zaman bölgede Çinlilere dönük saldırılar şimdiden görülüyor.

     

    Çin sermayesinin bir lav akımı gibi sürmekte olan ilerleyişi engellenebilir mi? Amerikan yönetimi, özellikle Trump bu soruyla epeydir meşgul. Bu konuda “önce Amerika” politikasının etkisi sınırlı olacaktır. Çin menşeli ürünlere vergi artırımı gibi hamlelerin ise çare olacağını düşünmek fazla hayali. Geriye maalesef “savaş” kalıyor. Bunun bir örneği Libya’da sergilendi. Kaddafi’nin gidişi sonrası en çok kaybeden Çin oldu. Pekala Pakistan’da da bir yönetim değişikliği ya da daha da kötüsü postmodern paylaşım savaşının yeni bir cephesine dönüşmesi gündeme gelebilir.

     

    Bitirirken ülkemiz münevveranının mümbitliğine değinmek istiyorum. Öteden beri sırtını bir güçlüye dayamadan ayakta duramayan kalem erbaplarından bir kısmı bugünlerde Çin kapitalizminin erdemlerini keşfetti. Dereden tepeden gerekçeler derleyip Amerika’ya göre Çin ya da Rusya’nın daha yeğlenir olduğunu anlatıyorlar. Ne diyelim insan bir kere ruhunu satılığa çıkarmaya görsün alacak bir ”iblis” elbette bulunur.

     

    Özgür Politika