• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2018-02-06
  • Barışa sahip çıkan, iktidarın savaş politikalarına ses çıkaranlar hedefte

    Mehveş Evin

     

    İçişleri Bakanlığı’nın dünkü açıklamasına göre, Afrin harekatıyla ilgili sosyal medyada ‘terör propagandası’ yaptığı iddiasıyla gözaltına alınanların sayısı 449 kişi. En az 34’ü tutuklanmış. Sokakta protesto ettiği içinse 124 kişi gözaltına alınmış.

     

    İki haftalık ‘Afrin’ gözaltılarının toplamı, etti mi size 573!

     

    Peki yüzlerce insanın ‘terör propagandası’yla suçlanmasına gerekçe gösterilen şey ne? Çoğu serbest bırakıldığına göre, yetkililer nasıl oluyor da ‘terörden’ gözaltı yaptığını iddia edebiliyor? Acaba, birkaç gün, hafta süründürüp susturmak, adli kontrol ve yurtdışı yasağıyla kalan tüm muhalifleri sindirmek mi asıl mevzu?

     

    İçişleri açıklaması, gözaltıların ne kadar keyfi olduğunu doğrular nitelikte:

     

    ‘Örgüt propagandası ve övgüsü, terör örgütleri ile iltisaklı olduğunun alenen beyanı, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk, devlet büyüklerine hakaret, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast, nefret söylemi...’

     

    Hakaret ve terör suçlamalarının gık diyene atfedildiğini zaten biliyoruz. Peki böyle bir ortamda hangi insan, kalkıp terör örgütüyle bağlantısını beyan eder? Operasyona karşı çıkmak, eleştirmek, nasıl toplumun can güvenliğine kast eder?

     

    En tuhafı, nefret söylemi suçlaması. Malum, TCK’da nefret söylemini bırakın, nefret suçları dahi tanımlanmış değil. Pek çok barış yanlısı, demokrat isim yıllarca nefret söylemiyle ilgili bir yaptırım olmamasını eleştirdi.

     

    Nefret söylemi ne? Bir insana veya insan topluluğuna, ait olduğu etnik grup, cinsiyet, cinsel yönelim, inanç, sınıfı nedeniyle ayrımcılık yapmak. 

     

    Eğer gerçekten emniyet güçleri nefret söylemi tanımına göre gözaltı yaptıysa -ki tekrar ediyoruz, hukuken tanımlanmış değil- o zaman savaşa karşı çıkanları hedef alanlar nezarette olmalı!

     

    Lakin durum, tam tersine işaret ediyor:

     

    Barışa sahip çıkan, iktidarın savaş politikalarına ses çıkaranlar hedefte.

     

    Neyle suçlanacağını bilmeyen ‘faili meçhul’de

     

    Gözaltına alınanların çoğunun, hangi sosyal medya paylaşımının ‘örgüt propagandası’na girdiği, neyle suçlandıkları muamma. Aslında bu arayış ve anlamlandırma çabası da saçma, çünkü gözaltıların hukuki ve mantıki açıklaması artık yok...

     

    Misal, artıTV Ankara temsilcisi Sibel Hürtaş, yeni gözaltına alınıp bırakılanlar arasında. Birikim dergisine yazdığı yazıda, Ankara’da, KHK ile kapatılan bir üniversiteden devşirilen ‘Terörle Mücadele’ birimine neden getirildiğini bilmeden, ‘faili meçhul’ masasına getirildiğini anlatıyor:

     

    “Bu, benim ve benim gibi herhangi bir örgüte dahil edemedikleri her olağanüstü dönemin sakıncalıları için oluşturulmuş yeni bir masa. Önceden düşman hukuku sistematiğine göre getirdikleri bir zanlının hangi örgütten olduğunu anlamaya çalışan bazı birimler belli ki işin üstesinden gelemeyince, gazeteciler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar ve insan hakları savunucuları için bir birim oluşturmayı daha mantıklı görmüşler.”

     

    Hürtaş, ‘aslında olmayan adı üzerinde meçhul bir örgütün, bir türlü önüne konamayan mesajlar üzerinden, nasıl bir amaca hizmet ettiği tanımlanamayan propagandası yapmak suçundan’ hücreye konan yüzlerce insandan biri.

     

    O hücrede bebekleriyle tutulan annelerin nasıl gayrı insani koşullarda tutulduklarını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

     

    Meslektaşıma geçmiş olsun diyeceğim, ama gördüğü insanlık dışı manzaranın ruhunu nasıl kemirdiğini bildiğim için bu sözler de manasını yitiriyor.

     

    Son dönemde neden gözaltına alındığı bilmediğimiz, bugün altıncı gününü dolduran bir başka arkadaşımızdan örnek vereyim: Video aktivist, belgeselci Sibel Tekin’in dosyası da muhtemelen ‘faili meçhul’ masasında.

     

    Tekin’in 10 Ekim davalarını hiç kaçırmadan izlemesi mi suç?

     

    ‘Beğenmeyen varsa defolsun’

     

    Kimi hangi tereör örgütüne eklemleyeceğini bilememenin sonucu kurulan masaya ‘faili meçhul’ denmesi, hem aczin ve hukuksuzluğun kanıtı, hem de kara mizah örneği...

     

    Malum, kimin öldürdüğü belli olmayan binlerce cinayet, ‘faili meçhul’ olarak anılır bu topraklarda. Cezasızlığın hükmünde, hiçbirinin failleri ortaya çıkarılmadığı gibi sorumluların taltif edildiğini de iyi biliyoruz. İşte Cumartesi Anneleri, kaç haftadır, aydır, yıldır oturuyor meydanda. Hiçbiri evlatlarının kemiklerine kavuşamadı, adalet talebine cevap veren olmadı.

     

    Faili meçhullerin karanlığında, yeni faili meçhuller yaratılıyor şimdi. Bu defa çoğu ‘canlı’ faili meçhul. Fark bu. İroni bu. Lanet bu.

     

    Devlet öldürmeyip süründürmeyi, işsiz bırakmayı, çoluk çocuk hapse atmayı, hedef göstermeyi, gözaltına alsa bile bir tasmanın ucuna takıp muhalif vatandaşı tüm haklarından mahrum bırakmayı iyi öğrendi. 21. yüzyılda, öldürmek yerine sivil ölümle ‘terbiye’ etme başarısına nail oldu.

     

    Beğenmeyen varsa defolsun. Dayanamayan varsa intihar etsin. Açım diyen varsa kendini yaksın. İşine gelir, daha iyi...

     

    Anlamadıkları, bu yöntemlerle kutuplaştırılan, çölleştirilen, öfkeyle kavrulan toprak parçasının, vatan olmaktan çıktığı.

     

    artı gerçek