• Paylaş

    KATEGORİ : İŞÇİ SINIFI

    Eklenme tarihi : 2017-05-19
  • Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli kıdemin patronların ayağındaki pranga olduğu itirafıyla niyetlerini ortaya koydu

    İşçi sınıfının tarihsel-kolektif kazanımlarından olup, nispi bir iş güvencesi sağlayan kıdem tazminatının bireysel fonlara devredilerek fiilen gasbedilmesine dönük son adımlar atılmak üzere. Şimdiye kadar sömürüyü derinleştirmek, patronları en önemli “maliyet hesaplarından” kurtarmak ve güvencesizliği-esnekliği-keyfiliği temel çalışma biçimi haline getirmekte önemli bir eşiği ifade eden bu düzenlemeyi, işçiler lehine bir düzenlemeymiş gibi pazarlamakta özel bir itina gösteriyorlardı. Ona dair ettikleri ilk cümle “işçilerin büyük bir kısmı yararlanamıyor biz bu eşitsizliği gidermek istiyoruz” du.

     

    ‘Firmalar üzerinde pranga(ymış)’

     

    Fakat Capital ve Ekonomist dergilerinin öncülüğünde düzenlenen CEO Club toplantılarına katılan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli işin esasını en çıplak biçimiyle ifade etti. Kıdem tazminatının bireysel fonlarda iç edilmeye açılması dahası patronları işçi kıyımında gözlerini korkutan toplu para ödeme külfetinden kurtarmayı ifade eden düzenlemeyi Canikli, “Kıdem tazminatı fonuyla ilgili çalışmalarımız sona geldi. Reel sektör üzerinde, firmalar üzerinde çok ciddi yük var, bir prangadır adeta” cümleleriyle net bir şekilde özetledi.

     

    Spekülasyonun dibine vurmayı ifade eden pekçok düzenleme ve kurumsallaşmaya gideceklerini müjdeleyen Canikli, o konuşmasında, bugüne kadar hayata geçirmekte zorlandıkları tüm ‘reformları’ hızla hayata geçirmeye başladıklarını, bu duruma kıdem tazminatının da dahil olduğunu belirtti. Bu sözler, burjuvazi için “reform” işçi sınıfı için saldırı anlamına gelen pekçok düzenlemenin bundan sonra zincirinden boşalmışçasına gerçekleştirileceğinin ilanıydı. Rantın-talanın-spekülasyonun-özelleştirme ve yağmanın, sınıfın elinde kalan son kırıntıların bile dibine kadar kazınmasının ilanı olan bu sözler, kıdem tazminatı açısından patronlara “işçi atma ve bunun tüm külfetlerinden azade olma anlamına geldiği açık.

     

    Nasıl olmasın ki?

     

    Bu düzenleme yapıldığında işçi sınıfının karşı karşıya kalacağı tablo şu olacaktır ve bu patronların on yıllardır özlemini duydukları çalışma rejiminin son tuğlalarının da konulması anlamına gelmektedir:

     

    -Kıdem tazminatının bireysel fonlar şeklinde düzenlenmesi onu, işçiyle patron arasındaki iş sözleşmesine dayanan bir ilişki olmaktan çıkaracaktır. Bu, patronun işçiyi işten attığında ona tazminat ödememesi anlamına gelecek, dolayısıyla işçi atmakta daha özgür ve pervasız davranmasını sağlayacaktır.

     

    -İşten atılan ya da tazminatı hakkedecek biçimde işten ayrılan işçi artık kıdem tazminatı alamayacak. İşçi için zor günlerde kullanacağı bir toplu para sözkonusu olmayacaktır. Çünkü bugün 1 yıl olan hak kazanma koşulu, 15 yıla kadar çıkabilecek. İşçinin bireyse kıdem tazminatı fonunda (hesabında) biriken parayı alabilmesi için yıllarca beklemesi gerekecek. 

     

    Hatta bu süreyi doldurduğunda da hesabında biriken tutarın ancak bir kısmını alabilecek, tümünü alabilmesi için emekliliği beklemesi ya da ölmesi gerekecektir. İşçi kıdem hesabından belli bir tutarı aldığında, yeniden kıdem hesabına dokunabilmesi için 5 yıl daha beklemesi gerekecek. 

     

    -Kıdem tazminatının 30 gün üzerinden hesaplanacağı söylenmesine rağmen bu 30 günün aldığı son ücret üzerinden hesaplanıp hesaplanmayacağı belli değildir. Şimdiye kadar yansıyan bilgiler hesabın son ücret üzerinden yapılmayacağını, dolayısıyla işçinin eline geçen paranın oldukça düşük bir para olacağını gösteriyor.

     

    -Bu hesaplardaki paranın işletilmesinden bahsediliyor, bu işletmenin nasıl olacağı-kimin karar vereceği belli değil ama. Bu açıdan da ister işçi karar versin isterse fonları yönetenler eğer doğru bir şekilde işletilmezse işçinin eline geçen miktar her halükarda düşecektir.

     

    -Bunlarla birlikte bu fonların güvencesi de yoktur. Daha önce işçilerden kesilerek oluşturulan fonların nerelere harcandığı ya da nasıl batık muamelesi gördüğü akıllardadır. Devlet garantisinin olduğu koşullarda bile batan batmıştır, işçinin o batıktan parasını kurtarması mümkün olmamıştır.