• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2017-10-12
  • Kobané IŞİD tarafından kuşatılınca ailesiyle birlikte bölgeden kaçan 13 yaşındaki işitme engelli Muhammed'in öyküsü

    Aze Hazan Hezdar

     

    2014’ün sonlarında başlayan dört bir yandan kuşatılmış Kobané’deki soylu direniş, çok kısa bir zamanda hem Türkiye’nin hem de tüm dünyanın gündemine oturmuştu. “Kobané’yi son mermimize kadar savunuruz, o da kalmazsa taşlarla savaşırız, gerekirse bedenlerimizi silaha dönüştürürüz ama asla terketmeyiz!” diyen ve teslimiyeti asla kabul etmeyen bir gelenekten geldiklerini söyleyen YPG savaşçılarının ve dünyanın dört bir tarafından Kürdistan’a akın eden özgürlük savaşçılarının destanlarına bir sayfa daha ekledikleri coğrafyaydı Kobané…

     

    IŞİD caniliğine, “Kobané düştü, düşecek” diye keyifle ellerini ovuşturanlara, silahsızlığa, binbir türlü zorluğa karşın, halkların özgürleştirdiği bu toprak parçasına olan bu görkemli bağlılık asla gerilemedi, geriletilemedi.

     

    Şimdi, bir yüzünde bu şanlı zaferin bulunduğu bir madalyon düşünün. Madalyonun diğer tarafında ise acımasız IŞİD caniliğine hedef olmuş ve doğup büyüdüğü topraklarda sayısız eziyete maruz kalmış, yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda bırakılmış bir halk var. Bu halkın kadınları, erkekleri, yaşlıları ve çocukları… En çok da çocukları. Savaşın ortasında kalmış, belki de ortasına doğmuş çocuklar…

     

    Bırak okyanusları, denizleri, nehirleri; suyu tanıma derdinde olan çocuklar… Çocuk olmanın saflığı ve özgürlüğünü, tam bir tezatlık içinde savaşın kirliliğinin ve acımasızlığının içinde yaşamaya çalışan/yaşayamayan çocuklar… Her çocuğa söylenen “Daha bunlar ne ki?” sözünü söyleyemeyeceğimiz çocuklar… Benliklerindeki travmatik yaralardan uzaklaşması için ellerine kağıt ve boyalar verildiğinde, tanklar, uçaklar, silahlar çizen çocuklar…
İnsanlığın, en büyük özrünü borçlu olduğu çocuklar.

     

    Ocak 2015’te Kobané’nin IŞİD tarafından kuşatılması sonucu bölgeden ailesiyle birlikte kaçan 13 yaşındaki Muhammed de bu çocuklardan biri. Muhammed işitme engelli; ne duyabiliyor ne de konuşabiliyor. Ama yaşanan her şeyi görmüş.

     

     

    “İyi bir komşu” başlıklı 15. İstanbul Bienali kapsamında Galata Özel Rum İlkokulu’nda, Muhammed’in bu acı dolu deneyimlerini sadece beden hareketleriyle tasvir ettiği dört dakikalık bir video gösterimi yer alıyor. Bu çalışma, dört dakika olmasına rağmen izleyiciyi oldukça zorlayan ve farkındalığa çağıran bir video. Bölgede yaşanan süreçleri Batıya tercüme etme kaygısı taşımadan evrensel bir anlaşılabilirlik yüklü olan bu dört dakika, perdenin karşısındaki koltuğa oturanlar için hiç de konforlu bir deneyim değil. Yapıtın sahibi Erkan Özgen, ismini “Harikalar Diyarı” olarak koyduğu yapıtını şu sözlerle anlatıyor:

    Muhammed’le bu şartlar altında tanışmamış olmayı dilerdim. Bölgede bir altüst oluş yaşanıyordu ve bu seferki, diğerlerinden çok daha uzun ve çok daha barbarca olacağa benziyordu. Irak-Şam İslâm Devleti ya da Arapça adıyla ‘Dawlah al-Islamiyah fil-’ Iraq wa ash-Sham’ adı altında ortaya çıkan katil sürülerinin özellikle Kürtlerin yaşadıkları bölgelere saldırmaları, Ortadoğu’da kimi ilişkilerin bozulacağı, kimilerinin ise yeniden biçimleneceği anlamına geliyordu. Kürtler, ‘Kanlı Cuma’ olarak da bilinen Halepçe Katliamı’ndan sonra sil baştan göçe zorlanmış, DAIŞ özellikle Êzîdî (Yezidi) Kürtleri hedef almış, müteakiben yaşadığımız bölgeye (aslında pek de iyi olmayan topraklara) büyük bir göç dalgası başlamıştı. Mardin ve Diyarbakır’a kadar gelebilmiş olanlar için kamplar oluşturulmuş, o sıra kayyum’dan önceki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nce kamplarda görevlendirilen ya da gönüllü olarak çalışmak isteyen gruplardan birine katılmış ve zaman ayırıp çalışmaya başlamıştım. Göç eden ailelerden biri, benim doğup büyüdüğüm ilçe olan Derik’e gelmiş ve çevreden yardımlarla orada yaşamaya başlamışlardı. On beş kişilik bir aileydi; giyecek alıp aileyi ziyarete gitmiş, Muhammed’le işte bu ziyaretimde tanışmıştım. Muhammed duyamıyor ve konuşamıyordu, ancak başından geçenleri yüreğiyle anlatmak, gözleri ve elleriyle duyurmak istiyordu. Ben, Muhammed’in dünyaya vermek istediği mesajı hissedilir kıldım.

     

     

    Bienalin gerek sosyal medyada gerek dünya basınında en çok ilgi uyandıran işlerinden biri olan “Harikalar Diyarı”, bizden uzakta yaşanan savaş sürecinde Muhammed ve onun gibi yüzlerce çocuğun en ağır şekilde deneyimlediği şiddeti; şehirde bir sergi mekânından, bir sinema perdesinin ardından yükünü hissettirmekle kalmıyor, aynı zamanda tarihe önemli bir belge olarak geçecek bu videonun, sanatın sınırlarını nasıl zorladığını da gözler önüne seriyor.

     

    (*) “Büyümek gurbete çıkmaktır...” [Murathan Mungan]