• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-03-09
  • Cezayir devrimin 55'inci yılını kutluyor

     

    'Ben devrimle evlendim, sıradan bir adamla değil!'

     

    Tuğçe Özbiçer

     

    Cezayir devrimin 55'inci yılını kutluyor. Beyaz, yeşil ve kırmızı ışıklar gökyüzünde. Ekranda beliren "10949 Kadın" yazısı ise sanki "özgürlüğün bedeli nedir?" sorusunun örtbas edilmiş bir yanıtı gibi: Cezayir devriminde Fransız işgaline, sömürüsüne, dayatmalarına karşı birlik olmuş, mücadelenin her alanında bulunmuş devrimci kadınların sayısı.

     

    2014 yılında İstanbul’da tanıştığım Nassima Guessom Cezayirli bir yönetmen. Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde izleme fırsatı buluyorum devrimi her boyutuyla inşa etmiş, tarihin acımasızca görünmez ettiği kadınları anlattığı “10949 Kadın” adlı filmini.

     

    Nassima, bu belgesel düşüncesinin aklında nasıl doğduğunu anlatırken “Cezayir açısından bir kahramanlık savaşı, Fransızlar ise Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin barbarlardan oluştuğuna inanıyor. Ben bu iki görüşten de bağımsız, gerçek kadınların ve onların politika yolculuklarının peşine düşmek istedim” diyor.

     

    DEVRİME ADANMIŞ 32 YIL

     

    Tanrım seni neden rahatsız ediyor?
    Biraz sevgi, biraz sevgi…

     

    Nassima Hablal, henüz 16 yaşındayken örgütlü mücadeleye dahil olmuş, Cezayir Özgürlük Savaşı’nda yer alan ve hayatının 32 yılını devrime adamış biri. Belgesel, 80 yaşındaki Nassima’nın renkli fayanslı mutfağında yemek yaparken söylediği “Chansons la Mauvaise Herbe” şarkısıyla başlıyor.

     

    Şarkının nakaratını bitirir bitirmez gülerek ekliyor Nassima “Bazen hayatında bir hata yaparsın; belki de devrimle uğraşacağıma şarkı söylemeliydim.”

     

     

    ‘AMA O FATMA BENİM ANNEM!’

     

    1928 doğumlu Nassima, oğlu Youssef’le yaşıyor. Gösterdiği fotoğrafında 33 yaşında. Yönetmen Nassima Guessom’u Ulusal Sanat Müzesi’ne götürürken başka bir şarkı tutturuyor “…Biz ölümden korkmuyoruz…” hemen arkasından kendine yine sadece siyasi şarkıları bildiği için kızıyor.

     

    1930’da başlayan Fransız işgali ve sonrasında ülkenin her köşesine zorla yerleştirilen ırkçılığı şöyle anlatıyor “Ben Fransızlar gibi giyiniyordum. Dikkat çekmememiz gerekiyordu. Bir gün tramvayda Fransız bir adam bana yerini verdi, bende teşekkür ettim ve oraya annemi oturttum. Fransız adam başı örtülü olan anneme çıkışarak ‘Fatma, bu yeri o genç kadına verdim, sana değil’ dedi. Bende ama o Fatma benim annem! dedim.”

     

     

    1945 yılında siyasi olarak örgütlenen Nassima bu dönemde henüz 16 yaşında ve valilikte sekreterlik yapıyor. Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne katılır katılmaz, direnişçiler için sahte kimlikler düzenliyor ve onların ulaşımları için gerekli belgeleri sağlıyordu.

     

    1956’da direnişin önemli isimlerinden Abane Ramdan onu Cezayir İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda sekreterlik görevine getiriyor ve burada özgürlük mücadelesinin en önemli organında yer alan ilk kadın oluyor Nassima.

     

    Birleşmiş Milletler’de ‘Cezayir meselesi’ konuşulmadan önce farkındalık yaratmak isteyen Nassima, Cezayir İşçi Sendikaları Konfederasyonu’ndaki tek kadın olarak 8 gün boyunca devam edecek greve katılıyor.

     

    21 Şubat 1957’de tutuklanan Nassima, artık orada olmayan tutuklandığı evin yerini gösterirken “O gece etrafımda kırmızı, yeşil ve beyaz renklerin uçuştuğunu hatırlıyorum. Hayal miydi, gerçek miydi hala bilmiyorum… Ev burada değil ama bu yer hala burada, bu ağaçlar yaşıyor ve önemli olan da bu” diyor.

     

    Yönetmenin, kendisinin gençlik fotoğrafına bakarak “Çok güzelmişsin” yorumuna sitemle “Şimdi güzel değil miyim?” diye soruyor ve ‘polislerin her şeyi götürdüklerini, tüm anıları ondan aldıklarını, bu fotoğrafların bir gazeteci arkadaşı tarafından çekildiğini’ anlatıyor.

     

    ‘KİMİNLE UĞRAŞTIKLARINI BİLMİYORLARDI’

     

    “Hapishanede beni Fransız kadınlarla aynı koğuşa koydular, içeri girdiğimde herkes ‘Nassima!’ diye bağırıyordu. Ben ne yaptım peki? Kuralları kendim koydum ve Cezayirli kadınlarla kaldım. Yoldaşlarımızı idam edeceklerini duyduğumuzda 1 hafta açlık grevi yaptık” diye bahsediyor 24 Temmuz 1957’de Fransa’da mahkemeye çıkarılana dek geçen zamanından.

     

    Burada üniversiteli profesörler, rahipler, Cezayir kurtuluş örgütünde yer alanlar yargılanıyor. Nassima 5 yıllık cezaya çarptırılıyor. Daha sonra çıkarıldığı bir mahkemede yargıç kadın onun ‘çalışmak amaçlı’ Paris’teki bir hapishaneye geçmesine göz yumuyor.

     

    Paris’e geçer geçmez direnişçilerle bağlantı kuran Nassima, bir fırsatını bulup direnişe destek vermek için daha fazla bekleyemiyor, önce Düsseldorf’a oradan da Tunus’a geçiyor. Sınırlarda silahlı mücadele veren 30.000 kişiyle beraber kalıyor ve burada hemşirelik dahi yapıyor.

     

    ‘BEN DEVRİMLE EVLENMEK İSTEDİM, SIRADAN BİR ADAMLA DEĞİL!’

     

    Tunus’ta tanıştığı ve omuz omuza direndiği Baya adlı kadın arkadaşının evine götürüyor yönetmeni Nassima. Arabada giderken camdan bakarak, “Ben hiçbir zaman tabuları olan bir kadın olmadım. Ne devletin, ne toplumun ne de başka bir gücün ‘diğerlerinden kork, seni izleyenleri umursa’ mesajlarına asla kulak asmam ben” diyor.

     

    Baya’nın evinde beraber yemek hazırlarken burada tarih boyunca bir ‘güç simgesi’, bir ‘susturma çabası’ olarak, kadın üzerinden yaratılan erilliğin şiddeti ile tekrar karşılaşıyoruz. Baya, erkeklerin yarattığı ve korkunç kayıplara neden oldukları bu savaşta, Fransız işgalciler tarafından maruz bırakıldığı toplu tecavüz saldırısından bahsediyor…

     

    80 yaşındaki Nassima, hala erkeklerin yarattığı şiddeti yaşayan veya bunun endişesi ile yaşamak zorunda bırakılan tüm kadınların kalbine dokunan bir bakıştan sonra en hassas sözlerle seviyor dostunun omuzunu “Benim canım Baya’m, canım kardeşim benim…”

     

    Bağımsızlıklarını kazandıktan sonraları dahi uzun yıllar kendine gelemeyen Baya, bu süreçte ailesinin her zaman yanında olduğunu gözleri dolarak anlatıyor.

     

     

    Baya: Abane sana aşıktı Nassima!
    Nassima: Evet, benimle evlenmek istiyordu.
    Baya: Nasıl? Peki sen neden istemedin?
    Nassima: Ben devrimle evlenmek istedim, bir adamla değil!

     

    Nassima konuşmasına “Evlilik benim kaygım değildi. Ben özgürlük istedim, tek derdim özgür olabilmekti. Ülkemi sömürgecilerden kurtarmak istedim” sözleriyle devam ediyor ve devrim sonrası, yıllarca mücadele ederek inşa ettikleri ülkelerinin yöneticilerini ‘devrimin içinde yer almamakla, bağımsızlık için savaşan kurtuluş örgütünde yer alanları tutuklamakla, onları yok etmekle’ eleştiriyor.

     

    ‘GÖZYAŞLARINDAN OLUŞAN BİR HAYAT’

     

    …Tüm iyi olanlar bittiğinde,
    Biliyorsun, sen de gitmelisin.
    Sadece kötülükler kalıyor,
    Gözyaşlarından oluşan bir hayatta…

     

    Yönetmen Nassima’nın 2009 ve 2013 yılları arasında düzenli seyahatlerle çektiği belgeselin bana göre 2’nci kısmına bu sözlerle başlıyor Nassima. Yaşadığı onca acıdan sonra, kız kardeşi, ailesi, dostları, kocası ve daha nice kaybettiklerinin ardından oğlu Youssef’i de ani bir şekilde yitiriyor. Bu son kayıpla tüm yitirdiklerinin anılarını sanki bırakmak istiyor Nassima. Anılardan kalan boşluklara ise; aslında hiçbir zaman kapanmayan yaraların, hiç dinmemiş acılarını dolduruyor.

     

    Sözlerini yarım yamalak hatırladığı şarkısını bitirince soruyor “Merak ediyorum, bizi neden yarattı?” yüksek tavanlı ve her sahnede rüzgarın renkli perdelerini uçuşturduğu bomboş evde kendisi buluyor cevabını yine “Acı çekmemiz için.”

     

    ‘ASKERLER ONA ‘LA PASIONARIA’ DİYORLARDI’

     

    Sağlık durumu iyice bozulan Nassima’nın şarkıları, kahkahaları,uzaklara dalıp dalıp gitmeleri ve isyanı hiç bitmiyor. Ama Youssef’in ölümü ile unutulmuş acıları birçok açıdan tekrar yaşayan Nassima sık sık artık ölmek istediğini dile getiriyor. Nassima ölümü ve artık geride bıraktığı hayatını bu kadar yoğun düşündüğü bu dönemde, geçmişinin en karanlık zamanları olan ‘Villa Sesini’ yani işkencenin evi olarak adlandırılan hapishanede geçirdiği 40 günü anlatmaya karar veriyor.

     

    1957’de Ulusal Kurtuluşta yer almış, birçok diğer Cezayirli gibi o da Villa Sesini’ye getiriliyor. ‘Sistematik olarak vücuduna elektrik verilirken, birkaç askerin de ona kovalarla sular attığını’ anlatıyor. Belki de fikrini değiştiriyor ve yönetmene “Orada 2 hafta Nelly Forget adlı bir Fransız kadınla kaldım, sana onun adresini vermeliyim, onu bul” diyor.

     

    Cezayir kurtuluş mücadelesinin yanında yer alan Fransız Nelly Forget, Paris’teki evinden şu sözlerle anlatıyor Nassima’yı:

    Askerler onu ‘tutku çiçeği’ anlamına gelen ‘La Pasionaria’ olarak çağırırlardı. Nassima’yla 2 hafta aynı hücrede kaldık. Nassima inanılmaz bir öykücüdür. O kapkaranlık hücrede bana anlattıklarıyla Fez şehrini gezdirdiğini hatırlıyorum (gülüyor). Bazen Arap isimlerinin etimolojisinden de bahsederdi. Nasıl sakladığını bilmiyorum ama çok güzel, renkli çizgili bir örtüsü vardı. Onu yere serer ve bir adada olduğumuzu hayal ederdik. Gerçeklikten beraber kaçıyorduk…

     

    ‘CENNETE GİTTİĞİMDE TANRI’YA SELAM VERMEYECEĞİM’

     

    Komşusu Nora’yla sohbet ederken Nassima yine Tanrı’yla sohbet ediyor, oğlunu neden ondan aldığını sorduğunu anlatıyor. Tanrı cevap vermemiş ve bu da Nassima’yı kızdırmış “Cennete gittiğimde ona selam vermeyeceğim” diyor…

     

    14 Mayıs 2013’te hayatını kaybeden Nassima, tarihin inatla görünmez kıldığı, gücünden çekindiği sayısız kadından biri. Onun her şeye rağmen mırıldanabildiği şarkılar, kulağının arkasında eksik olmayan çiçeği, sadece işgalcilere karşı değil; hayatı boyunca bir kadın olarak benimsediği direnişi hepimize umut olsun!

     

     

    Gazete Duvar