• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2018-02-09
  • Atilla Acartürk yoldaş 8 Şubat 1978'de faşistler tarafından katledilmişti

    8 Şubat 1978'de faşistler tarafından hain bir pusuda katledilen Atilla Acartürk'ü kızkardeşi Tülay Acartürk anlattı

     

    Ankara Demirbahçe’de başladı sol görüşle tanışması. Site Yurdu’nun sokaklarından korku salmaya faşistlere….



    AİTİA’ne girdiğinde öğrencilerin üzerindeki faşist baskıları, haksızlıkları görüp, okula gelip-gidemeyen sol görüşlü öğrencilere önderlik yaptı.



    Beşevler bölgesinde okulundaki 30-40 kişilik devrimci grup Atilla Acartürk’le 400-500’e kadar çıktı. Bu bölgede okula toplu olarak geliş gidişlerde yıllarca güvenliği sağladı. BAKDER’in başkanlığını, YDG’nin sorumluluğunu kısa sürede alması, kendisine olan güvenini etrafına yayması, gözü karalığı, yiğitliği, militanlığına saygı duyulması, devrimcilere önder oluşu faşistlerin kabullenemeyeceği bir hareketti. Korkudan yanına yaklaşamayan -ki yaklaştıklarında ne olduğunu iyi bilirler- faşistler davadan yıldırmak için ona çok kurşun sıktılar.



    Faşistler nerede ise: Hukuk Fakültesi'nde mi, Siyasal'da mı, Hacettepe Üniversitesi'nde mi, Eğitim Fakültesi'nde mi, Mamak'ta mı, Demirlibahçe’de mi, Abidinpaşa'da mı, Madenoğulları'nda mı, Tandoğan’da mı, Kızılay’da mı Atilla Acartürk oradaydı. Sadece Ankara’da değil.. Kısa sürede yiğitliği, militanlığı, önderliği, korkusuzluğu tüm devrimci yapılarda sevgi, saygı yarattı. Her zaman ezilenlerin yanında oldu. Düzene karşı savaştı. Tam bağımsız bir Türkiye için mücadele verdi. Ezilen dünya insanları için savaştı. Emekçilerin hakkını savundu. Vazgeçmeden, devrim ve sosyalizm için savaştı. 



    Düşüncelerini her an her yerde söylerdi. Halkın bilinçlendirilmesi ve ilk olarak da kendi ailerimizden başlamamız gerektiğini, dayanışma ruhumuzu hiçbir koşulda kaybetmememizi söylerdi.



    Sokaklara çıktı, meydanlarda oldu, hep ilk sırada, fabrikalarda oldu, sendika çalışmalarına katıldı işçilerle, eşitlik istedi, özgürlük istedi, halkların kardeşliğini savundu.



    Yıllarca evimiz devrimcilerle doldu. Ne yiğit yoldaşları ağırladı. Pırıl pırıl gençleri, umut dolu, sevgi dolu, mücadele ruhlu…
    Çok okurdu ve okuduklarını arkadaşlarıyla, gençlerle paylaşırdı. Sevgi doluydu yüreği, yaralanan devrimci arkadaşlarını gördüğünde, kucakladığında onları kanlar içinde, duygularına faşistlere intikamı ekledi. Yoldaşları öldürüldüğünde ise…



    8 Şubat 1978… çapraz ateş sonucu vurdular yiğit abimi…
    9 Şubat 1978’de binlerce devrimci; ilk defa toplanan tüm devrimci yapılar, Karşıyaka’dan Atilla Acartürk'ü uğurladılar yoldaşlarının yanına... “Yaşasın devrim ve sosyalizm!” sloganlarıyla.

    Atilla Acartürk’ü yaşatmanın en doğru yolu, onun taşıdığı mücadele bayrağının daha yükseklere çekilmesi olacağı bilincini devam ettirmektir.

    Ne yapmıştı da devlete, hain pusular kurulmuştu? Ne yapmışlardı ki öldürülen yoldaşların katillerini saklayarak, bağrına basarak çeşitli üst kademelerde ödüllendirdi devlet? Bakan, milletvekili, dekan, zengin iş sahipleri yaptı. Mafya olanları ödüllendirdi. Medikal şirketleri, temizlik şirketleri, fabrikalar, büyük kurumlardaki temizlik ihalelerine tek girip başkalarını sokmayanlara hep gözünü kapadı. Hep faşistlere göz kırptı. Hiçbirine dokunmadı. Dokunamadı… Halkın gözünü boyamak için, susturmak için faili meçhul cinayetlerini soruşturma komisyonları kurdu. Sonuç yok, sonuç sıfır! 



    “Türkiye seninle gurur duyuyor” dedirtecek kadar rahat, serbest davrandıracaksın katili, slogan attı diye işkence yapıp hapishanelerde çürüteceksin sol görüşlü gençleri. Yaptıkları belli olan Oral Çelik’i özel arabalarda kurulup çeşitli yerleri kontrollerde bulunduracak kadar geniş olacaksın. Doğan Öz’ün katilinin ticaretle uğraştığını bilip, zenginliğine zenginlik kattığını bileceksin, pek çok katliamda da adı geçecek. Pırıl pırıl gençlerimizi asarak, öldürterek göz yumacaksın olanlara ve güçlü güvenilir devlet olacaksın…


    ... 


    Devletin sahip çıktığı katiller, hangi mevkide olursa olsunlar, hangi saltanatı sürdürürse sürdürsünler cezasız kalmayacaklar… Bazen kurşunlara hedef olacaklar, bazen de kazalara... Ecelleriyle ölmeyeceklerini öğrenecekler ve unutmayacaklar…
    Arşivlerde gizlenen bilgilerle katilleri saklayanlar, açıklamaya korkanlar da, bir gün o arşivlerde kendilerini bulacaklarını, namlunun kendilerine de çevrileceğini unutmasınlar...