• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-11-21
  • Ali Algül yoldaş, 1979'un 21 Kasım günü aramızdan ayrıldı

    Ali Algül yoldaş vurulduğunda 19 yaşındaydı; bir konfeksiyon işçisiydi, yoksul bir Kürt ailenin çocuğuydu, bir devrim neferiydi

     


    Çocuksu bir görünüme sahip olan geniş yüzünde berrak bir bilinç açıklığına sahip olanların o bildik duruluğu ve dinginliği vardı. Hareketleri telaşlı bir canlılık taşırdı; fakat iş yaparken bağırmayan bir sabır, çığlık çığlığa bir mücadele şarkısı gizliydi gözlerinde. O bir proleterdi; bir konfeksiyon işçisiydi, bir devrim neferiydi.

     

    Vurulduğunda 19 yaşındadır. Kayseri-Sarız'dan, Dersim sürgünü yoksul bir Kürt ailenin çocuğudur. THKO kurucularından ve Türkiye devriminin öncü savaşçılarından Hüseyin İNAN'la hemşeri ve uzaktan akrabadır. Yoksulluk belası yüzünden 17 yaşında İstanbul'a gelmiş ve akrabalarıyla birlikte konfeksiyon işinde çalışmaktadır. O genç yaşına rağmen hayatın içinde pişmiş, yoksulluk içinde geçen o kısacık yıllar ona yaşının çok üstünde bir olgunluk kazandırmıştır.

     

    ...Bir gün beni çok sevdiği bir ailenin çocuklarıyla tanıştırmak istediğini, çocukların annesinin çok akıllı bir kadın olduğunu ancak okuma yazmayı iyi bilmediğini anlattı. Ben de bu işi severek yapacağımı söyledim. Bu aile Ali Algül'ün yengesi ve çocuklarıydı. Ali'nin ağabeyi cezaevindeydi; Ali henüz 17-18 yaşındaydı, ben de o zaman 20 yaşındaydım -yıl 1978. O güne dek para kazanmak için herhangi bir işte çalışmamıştım. Ali'nin konfeksiyon işçisi olarak çalışıp ağabeyinin ailesine baktığını öğrenince hayret ettim. Daha sonra Ali'yle sohbetlerimizde, henüz çocuksu pırıl pırıl ifadeli bu yüzün gerisindeki olgunluk, yoksulluk ve acıyı gördüm. Ancak her konuda umutlu ve çözüm üreten yaklaşımıyla sosyalizmi kendi geleceği olarak benimsediği belli olan bir roman kahramanıydı sanki karşımdaki...
     

    Gözükara ve militandır, silaha düşkündür. Bu özellikleri nedeniyle Osman Yaşar YOLDAŞCAN'ın dikkatinden kaçmamış ve müfrezeye alınmıştır. TİKB'nin “Kuruluş kongresi” özelliğine sahip olan ve 1979 Şubat'ında yapılan “İleri Militanlar Toplantısı” (İMT) delegesidir. Emekçi karakteri ve yaşantısının yanı sıra gözükaralığı, militanlığı, olgunluğu, kendisinden yaşça büyük olanları bile etkileyen ağırbaşlılığı, özellikle emekçilerle ilişki kurmaktaki doğallaşmış becerisi gibi özellik ve erdemleri onu Siyavuşpaşa-Bahçelievler bölgesinin sembol devrimcilerinden biri haline getirmiştir:

     

    Ali çalışıyor olmasına rağmen çok iyi kitap okurdu. O dönemin bizim aramızda en çok tartışılan konularının başında Mao'nun 'Üç dünya teorisi' gelirdi; ancak Ali'nin ilgisi bu konuya hepimizden daha fazlaydı. Bunun nedenini daha sonra akrabalarını tanıdıkça anladım. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan'la birlikte 1972’de idam edilen Hüseyin İnan köylüleriydi, bu nedenle bütün köylüleri Halkın Kurtuluşçusuydu. Bu ayrışma sürecinde de çalıştığı işyeri dahil bütün çevresindeki hemşerileriyle ayrışma konularını tartışıyorlardı.
     

    Ailesi, arkadaşları, köylüleri, yoldaşları adeta hayrandı bu hayat doluluğa ve diriliğe; dur durak bilmeyen çalışkanlığına, ideallerine tutkuyla sarılışına, hayat karşısındaki duruşuna, neşesine, gelecek açıklığına:

     

    Heyecanlı, uyanık, zeki ve çok çalışkan bir çocuktu. Uyku nedir bilmezdi. Geceleri bir-iki saat uykuyla günlerce dayandığını bilirim. Hedefe kilitlenir, bir görevi yerine getirmek için yola koyulduğunda önüne çıkan engelleri görmezden gelirdi. Bir keresinde bildiri dağıtacaktık. Bir inşaattan geçerken Ali'nin ayağına çivi battı. İş yarım kalır diye ayakkabısını çıkartıp bakmadı bile. Topallaya topallaya bütün gece dolaştık. Dağıtım bittikten sonra eve gittik, çiviyi çıkardık. Fakat ne kadar dil döktüysek doktora gitmeye ikna edemedik. Doktor 'Yere basma, yürüme!' filan derse işler yarım kalır diye Ali direndi ve gitmedi...
     

    Ali'ye kurşun sıkanlar daha düne kadar “yoldaş” dedikleriydi; onların pususunda kaybettik Ali'yi!...

     

    Bütün görgü tanıkları daha ilk ateşin ardından Ali'nin şöyle bir sendelediğini anlatırlar. Belli ki daha ilk ateşte böğründen yemiştir kurşunu... Akabinde çeker 14'lüsünü ve yine sonradan anlatılanlara göre 'vurmaktan çok korkutmak amacıyla attığı belli' karşı ateş açar. Bu arada Mahmutbey yönüne doğru hemen arkasında kalan inşaata getirilmiş kumun arkasına atar kendisini. Siperlendiği yerden saldıranları tanır, parmakları tetiğe daha bir tutuk basmaya başlar. Kendisini korumak için arada bir sıktığı kurşunlardan daha çok, devrimcilerin devrimcilere kurşun sıkmasının yanlışlığını anlatmaya çaba harcar. Ama nafile! Karşısında sadece devrimci iradesini değil, düşünme yeteneğini de kaybetmiş bir körleşme vardır!
     

    Ali Algül yoldaş, sınıfının safında, komünizm idealini gerçekleştireceklerin kolunda, kendi ülkesinde tutsak bir halkın acılarını nasıl dindireceğini bilenlerin yolunda yürüdü...