• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2017-08-09
  • Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yapan tasarı: Kadın tamamen yok sayılmak isteniyor

    Evrim Kepenek

    Meclis gündemine sunulan Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yapan tasarıyı tüm maddeleriyle değerlendiren avukat Ceren Şimşek, bu tasarı ile medeni kanunun yerini ‘şer-i hukuk’ gibi dini referanslara dayalı düzenlemelerin alacağını belirtti. Tasarıyı sistemli bir şekilde yürütülen hayat tarzına müdahalenin yeni bir halkası olarak tanımlayan Ceren, kadının tamamen yok sayılmak istendiğini söyledi.

     

    Toplumsal muhalefetin tüm karşı koyuşlarına rağmen, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yapan kanun tasarısı Meclis’e sunuldu. Kanun tasarısı ile müftülere resmi nikâh kıyma yetkisi verilmesi ve sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların da doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılabilmesi gündeme geldi.

     

    Ayrıca, evlilik yoluyla Türkiye vatandaşlığına geçişi düzenleyen maddede, “Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama” koşuluna, “genel ahlak” kriteri ekleniyor. Maddenin gerekçesinde, “Evlilik öncesi genel ahlaka aykırı faaliyetlerde bulunmuş olanların vatandaşlığımızı kazanmasının önlenmesi amaçlanmaktadır” deniliyor.

     

    Tasarı ile Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu bireylere, ikamet izni şartı aranmaksızın İçişleri Bakanlığı’nın izniyle kimlik numarası verilmesi de planlandı. Buna göre, Suriye’den Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılmış kişilere kimlik numarası verilmesi hedefleniyor.

     

    Peki bu değişikliler, kamusal anlamda ne anlama geliyor? Toplumsal hayatı nasıl etkileyecek? Avukat Ceren Şimşek, bu değişiklilerin asıl amacının medeni kanunundan uzaklaşılarak, dini referanslı bir toplumsal sistem inşa edilmesi anlamına geldiğini belirtti. Ceren, tasarıyı tehlikeli olarak değerlendirdi.

     

    ‘Geçmiş dönemde de denendi’

     

    Yapılmak istenen değişikliğin yeni değil, geçmiş dönemlerde de denendiğini ancak toplumsal muhalefet nedeni ile geri adım atıldığını hatırlatan Ceren, değişikliklerin uzun zamandır AKP’nin gündeminde olduğunu söyledi.

     

    2015 yılında Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar ile resmi nikahtan önce kıyılan dini nikaha ceza iptal edildi ve daha sonrasında yavaş yavaş yaşam şeklimize müdahale ile istedikleri biçimde şekillendirme çalışmalarına başladılar” diyen Ceren, “Medeni Kanunun 134. Maddesi’nde evlendirmeye yetkili olan kişi ver kurumlar açıkca yazmaktadır. Bunun aksine, söz konusu tasarı ile müftülerin de bu nikahları kıymaya yetkilendirilmesi öncelikle çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarının oranında ciddi bir artış yapacaktır. Medeni Kanuna göre, evlenmek isteyen iki kişi belediyeye başvurur ve bunun üzerine belediye gerekli inceleme ve araştırmayı yapar herhangi bir engel yok ise evlenmelerine onay verir” dedi.

     

    ‘İstismarlar ortada, masum gibi göstermek kandırmaca’

     

    “Peki müftülük bu inceleme ve araştırmayı nasıl yapacak?” sorusuna da cevap veren Ceren, “Yapamayacak. Hatta bazı yerlerde araya hatır gönül ilişkisi girecek. Bunlar bizim bu toplumda daha önceden yaşadığımız, deneyimlediğimiz şeyler. Denetimden uzak dini kurumların içerisinde yaşanan çocuk istismarı vakaları ortadayken, bunun masum bir şeymiş gibi göstermek kandırmacadır. Dönüp dolaşıp çocuk istismarına neden olacak kanun tasarılarının AKP tarafından önümüze getirilmesini anlayamıyoruz. Yapılmak istenen uygulamalar ile Medeni Kanun’dan uzaklaşma söz konusudur” diye konuştu.

     

    ‘Boşanma da müftülerce mi yapılacak?’

     

    Dini referanslarla ilgili bir yaşam tarzının dikte edilmeye çalışıldığını ifade eden Ceren, hem çocuk istismarının önünün açıldığını hem de kadınların medeni kanunla edinmiş olduğu hakların gasp edildiğini belirtti. Ceren, “Bu aşamanın bir sonraki noktasının ‘boşanmanın müftülerce yapılması’ olmayacağı garantisi kim verebilir?” diye de sordu.

     

    ‘Çocuğun soyadına dair düzenlenme Anayasa’ya aykırı’

     

    Tasarıda düzenlenen bir başka değişiklik ise 2009 tarihli Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile Medeni Kanun’un “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşırşeklindeki 321. Maddesinde “…evli değilse ananın…” ibaresi iptal edildi.

     

    Tasarıda bunun için yapılan düzenleme, “Tanınan veya babalığa hüküm kararı ile soybağı kurulan çocuklar, babalarının hanesine baba soyadı ile tescil edilecektir” şeklinde düzenlendi. Ceren, bu şekildeki düzenlemenin de Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade etti ve Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni hatırlattı.

     

    ‘Kadın çocuğun yararını gözeyemeyebilir’

     

    “Türk Medeni Kanunu’nun 337’inci maddesine göre ana ve baba evli değilse velayet, anaya aittir. Buna göre, evlilik dışında doğmuş olup annesiyle birlikte yaşayan çocuğun kanuni temsilcisi annedir. Evlilik dışında doğan ve velayeti annede bulunan çocuğun, annesinin soyadını taşıyamamasının en önemli sakıncası ise bu durumun çocuğun yararını gözetemeyecek olmasıdır” diyen Ceren, çocuğun tüm ihtiyaçlarının anne tarafından giderilirken yahut annenin kanuni temsilcisi olduğu ortamdayken çocuğun babanın soyadını almasının aslında bu eril zihniyetin devamı olduğunu söyledi.

     

    ‘Kadın yok sayılmak isteniyor’

     

    Bu kadının yok sayılmasıdır” vurgusu yapan Ceren, “Anayasanın 41. Maddesi’ne göre, çocukların korunması devletin görevidir. Soyadı konusunda daha fazla korunması gereken menfaat, evlilik dışı çocuk sahibi olan babadan ziyade, çocuğun ve annenin menfaatidir. Her ne kadar çocuğun, babasının soyadını taşımakta bazı hallerde menfaati olabileceği düşünülebilirse de, bunu genel bir kural olarak yasa yolu ile çocuğa dayatmanın, birçok durumda çocuğun aleyhine olacağı açıktır. Bu nedenle bu tasarı maddesi Anayasa’nın 41. maddesine aykırıdır” diye konuştu.

     

    Şer-i hukuk kuralları: Yaşam şeklimize müdahale

     

    İlgili değişikliklerin Medeni Kanun’da düzenlenmiş olan bir kurumu dini referanslarla değiştirmeye çalışmanın sonucu şer-i hukuk kurallarının topluma dayatılması olarak değerlendiren Ceren, “AKP’nin yıllardır sistematik olarak toplumu değiştirmeye çalıştığı alan da budur; Şer-i hukuk kuralları. Müftünün kıyacağı nikahta kadına müdahale olacaktır, kadının ezilmesi ve aşağılanması söz konusu olacaktır” dedi.

     

    ‘Taciz, tecavüz soruşturulamaz olacak’

     

    Ceren, “Bu değişiklik sonrasında tecavüz ve taciz iyice araştırılmaz, soruşturulmaz olacaktır. Türkiyede kimse evlenememekten şikayetçi değil. AKP’nin masum bir değişiklikmiş gibi gösterdiği, ‘vatandaşların daha kolay evlenmesi için yapılacak bir değişiklik’ dediği tasarının niyeti, dini referansları esas alan kuralların hayatımıza empoze edilmesi ve yaşam şeklimize müdahaledir” dedi.

     

    ‘Hayat tarzına müdahalenin yeni bir halkası’

     

    Tasarıyı “tehlikeli” olarak değerlendiren Ceren, tasarının, AKP’nin projesinin bir parçası olduğunu ve hiç kimsenin ilerde müftülere medeni kanuna ilişkin daha fazla yetkinin verilip verilmeyeceğini bilmediğine dikkat çekti. Söz konusu tasarının din ve vicdan hürriyetine de aykırı olduğunu söyleyen Ceren, son olarak şunları belirtti:

     

    Bugün bile imam nikahı zorunlu değilken, insanlar fişlenmemek için imam nikahı kıydırmasa bile kıydırdık demek zorunda kalıyorlar ya da ailelerin baskıları ile hiç istemedikleri halde buna maruz kalıyorlar. Bu durumun yasallaşması ile insanlar arasındaki bu çizgi iyice belirgin bir hal alacak ve toplumu ayrıştıracaktır. Masum(!) gerekçelerle sunulan müftülük nikahının resmileşmesi, sistemli bir şekilde yürüyen hayat tarzına müdahalelere eklenmiş yeni bir halkadır.(Gazete Sûjin)