• Paylaş

    KATEGORİ : DÜNYA

    Eklenme tarihi : 2017-10-21
  • 'Burkina Faso'ya 'Başı dik insanların ülkesi' anlamına gelen adını verdi...

    Kavel Alpaslan

     

    Dünya neoliberal fikirlerin dolaylı ya da doğrudan oluşturduğu bir ideolojik çöplük haline gelmekte. Hal böyle olunca Afrika’ya dair ‘böyle gelmiş böyle gider’ yorumlarıyla sıkça karşılaşmak şaşırılacak şey değil. Peki ama gerçekten böyle mi ‘geldi’? Ya da daha önemlisi: Böyle mi ‘gider’? Üçüncü dünyanın kalbi Afrika, kendiyle benzer durumda olan Asya ve Latin Amerika ülkeleri gibi, tarihin pek çok anında ‘böyle gitmeyeceğini’ göstermiştir. Yüzbaşı Thomas Sankara da, sömürgeciler tarafından ülkesine çizilen yolu, tam tersi yöne çevirebilenlerden biri…

     

    Sankara henüz 33 yaşındayken, Batı Afrika’da bulunan Yukarı Volta’da askeri darbe sonrası başkanlık koltuğuna oturdu. En yakın arkadaşı tarafından yapılan karşı darbe sırasında katledilmeden önce, sadece üç yıl gibi kısa bir sürede ülke tarihinin en büyük atılımının yaşanmasını sağladı. Hatta sömürgeciler tarafından verilen ‘Yukarı Volta’ ismini dahi değiştirdi. Sankara’nın ülkede en yaygın konuşulan iki dildeki (Mossi ve Bambara) sözcükleri birleştirerek verdiği ‘Burkina Faso’ ismi, ‘Başı dik insanların ülkesi’ anlamına geliyor. Sankara’dan ve bölgenin yaşadığı sosyal, iktisadi değişikliklerden bahsetmeden önce kısaca ülkenin geçmişine değinelim.

     

    ŞEKİL DEĞİŞTİREN SÖMÜRÜ

     

    Burkina Faso uzun yıllar boyunca, bir dönem Batı ve Orta Afrika’nın neredeyse tamamını kontrol eden Fransa’nın sömürgesi olarak kaldı. Bu süre boyunca Fransa, bölgede kendi kasası nasıl daha çabuk ve verimli dolacaksa, buranın insanlarını da ona göre çalıştırdı, yaşadıkları yerleri değiştirdi, onları köle yaptı.

     

    Avrupa’nın sömürgeci devletleri, yıllarca hükmettikleri topraklardan özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında gönülsüzce çekildi ve bağımsız devletlerin oluşmasına göz yummak zorunda kaldı. Peki bu emperyal güçlerin üçüncü dünyada işlediği suçlar, ülkelerin resmi bir ‘bağımsızlık’ kazanmasıyla tarihe mi karıştı, yoksa şekil mi değiştirdi? Yukarı Volta, 1960 yılında kağıt üzerinde Fransa’dan bağımsızlığını kazansa da, diğer pek çok sömürge gibi ülkenin kaderinde değişen hiçbir şey olmadı. Başa geçen işbirlikçi liderler uluslararası sermayeden kredi almak için bankaların ya da eski sömürgelerinin kapılarından ayrılmadı.

     

    SANKARA’NIN ‘SANKARA’ OLUŞU

     

    ‘Yeryüzünün lanetlileri’ açısından tarihin en umut verici yanı, her şeyin karşıtıyla birlikte var olması. İşbirlikçi yönetimler zaten yüzyıllardır başkaları için çalışan halklara yolsuzluk, yoksulluk ve eşitsizliği, yani geçmişte var olan her şeyin devamını saçarken, bundan memnun olmayan birilerini doğurmuş olması pek de şaşırtıcı değil…

     

    Ülkesinin ve kıtasının ‘sıradanlaşmış’ sorunlarının farkına varmış gençlerden biri olan Thomas Sankara, askeri eğitimini tamamlamak üzere, hükümet karşıtı sol gösterilerin yoğun olduğu bir dönemde Madagaskar’a gider. Haliyle Madagaskar’ın ruhu Sankara’yı da etkiler ve askeri eğitimin yanı sıra Marx ve Lenin’in eserlerini okumaya başlayarak sosyalizmle tanışır. Sankara ülkesinin somut sorunları için somut çözümleri de bu yolda bulur.

     

     

    FARKLI BİR ASKER

     

    Eğitimini tamamladıktan sonra ülkesine dönünce, kuzeydeki Mali ile sınır anlaşmazlığından doğan savaşın içinde bulur kendini. Bu savaşta üstleri tarafından ‘başarılı’ görülen ve ünlenen Sankara, yıllar sonra savaşın ‘gereksiz ve haksız’ olduğu yorumunu yapar. Sankara, bir asker olsa da, bunun ne demek olduğunu belki kendi gibi asker geleneğinden gelen pek çok sosyalistten çok daha iyi analiz eder. Bir söyleşide şunları söyler:

     

    Eğer silahınız varsa bu, ateş ve ölüm tükürebilirsiniz demek. Bir bayrağın önünde durarak dikkatlice verilecek emirleri beklersiniz. Bu emirlerin ve silahın kime hizmet edeceğini bilmeden. E o zaman, etrafına terör saçmak için emir bekleyen potansiyel bir katil haline gelirsiniz. Nice asker var pek çok ülkede oradan oraya giden, ne olduğunu anlamadan suç ve zulüm götüren. Savaştıkları erkek ve kadınlar kendileriyle belki de aynı şey için savaşıyorlar, eğer farkındalarsa. Örneğin işçilerin çocukları, ebeveynlerinin baskıcı rejimlere karşı greve gittiğini görünce, aynı rejime karşı savaşmayı kabul eder. O zaman hiçbir siyasi ve ideolojik birikimi olmayan bir asker potansiyel bir suçludur.

     

    ‘PARİS KOMÜNÜ’NÜN HAYALİ’

    Sankara, kendisi gibi bir asker olan Blaise Compaoré’yle tanıştığında, bu kişinin kendi sonunu getireceğini elbette tahmin etmiyordu. Sankara ve Compaoré, kendilerine yakın görüşteki subaylarla birlikte ‘Komünist Subaylar Grubu’ adında gizli bir örgüt kurar. 1983 yılında Jean-Baptiste Ouédraogo’yi iktidara getiren darbeyle Sankara başbakan olarak atanır. Ancak dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın aynı zamanda Afrika konusunda danışmanı olan oğlunun ülkeye gelişinden sonra görevden alınır ve ev hapsi cezası verilir.

     

    Compaoré’nin de katılımıyla 1984’te organize edilen askeri darbe sonucundaysa Sankara ülkenin devlet başkanlığı görevini alır. Böylece kendisinin ‘Paris Komünü’nün adalet hayallerini mümkün kılacak devrimimiz’ olarak tanımladığı dönem başlar. Genç lider işe devletin lüks harcamalarına kısıtlama getirerek başlar. İlk olarak kendi maaşını 450 dolara düşürür ve mülkiyetini de bir araba, dört bisiklet, üç gitar, buzdolabı ve dondurucuyla kısıtlar (bisiklet ve gitarlarından daha detaylı bahsedeceğiz). Bakanlar dahil pekçok devlet yetkilisinin maaşlarını azaltır. Kendinden öncekilerin kullandığı Mercedes marka araçları satar, yerine makam aracı olarak Renault 5’leri -o dönem Burkina Faso’da satılan en ucuz arabadır- kullanıma sokar. Hatta odasında klima kullanmayı dahi reddeder.

     

     

    ‘EMPERYALİZM TABAKLARINIZDA’

     

    Sankara, ülkesinin sorunlarının nereden kaynaklandığını çok iyi bilen bir liderdi. Bu nedenle çözümün nerede olacağını bulması da uzun sürmedi: Toprak ve üretim.

     

    Bizim ülkemiz bizi besleyecek seviyede üretim yapıyor. Hatta şimdi ürettiğimizin daha fazlasını bile üretebiliriz. Maalesef, organizasyon eksikliğinden dolayı hâlâ gıda yardımı için yalvarmak durumundayız. Bu tip yardımlar bizim önümüzü kesmekte. Ve bu alışkanlık, bu refleks bizim sadece yardım için yalvaranlar olarak görülmemize neden oluyor. Bu yardımları bi kenara bırakmalıyız ve daha fazla üretmede başarılı olmalıyız. Daha fazla üretmeliyiz çünkü, size yemek veren doğal olarak sizin üzerinizde isteklerini dayatabiliyor. Kontrol edebildiğimiz kadarını üretelim. Bazıları soruyor ‘nerede bu emperyalizm’ diye. Sadece tabaklarınızın içine bakın. Yemek yediğinizde ithal mısır, pirinç yiyorsunuz, işte emperyalizm bu, öyle çok uzaklarda aramayın!

     

    Üretim konusunda Sankara gerçekten de büyük adımlar attı. Bölgede ortalama olarak bir hektarda 1700 kilo buğday alınırken 1986 yılında Burkina Faso’da 3800-3900 bin kilo buğday hasat ediliyordu. Yani Sankara ‘Burkina Faso’nun kendi kendine yetebilmesi’ hayalini çok kısa bir sürede büyük ölçüde gerçekleştirdi. Tüm bunları herhangi bir ‘sihir’ yardımıyla değil, toprak ağalarına savaş açıp, arazilerini dağıtarak, organize bir üretimi sağlayarak yaptı.

     

    ERKEKLER PAZARA

     

    Ülkede iktisadi alandaki reformlar, sosyal alanlardaki değişimleri de beraberinde getirdi. Burkina Faso’da kadınlara devlet nezdinde verilen haklar Sankara’ya kadar son derece kısıtlıydı. Kadın sünnetini, zorla evlendirmeyi ve çok eşliliği yasaklayan Sankara, kadınların daha önce görülmemiş bir biçimde devlet kademelerinde ve orduda yer alabilmesini sağladı. Sankara, kadınların toplumsal sorunlarını çözmeye dair attığı adımların halk tarafından özümsenmesi de istiyordu. Bu nedenle ilginç bir kampanya başlattı. Herhangi bir yerde pazar kurulduğu zaman haftada bir kez alışverişe erkekler gidecekti. Burkina Fasolu erkek ve kadınların cinsiyet rollerini bir nebze de olsa değiştirmek için, bunun gibi pekçok ses getiren kampanya yapıldı.

     

    ÇÖLLEŞMEYE KARŞI ADIM ATAN İLK AFRİKALI LİDER

     

    Sankara Burkina Faso’nun başında bulunduğu süre boyunca 2 buçuk milyon çocuğa aşı yapılmasını sağladı. Ülke çapına başlattığı eğitim kampanyasıyla okuma yazma oranını yüzde 13’ten yüzde 73’e çıkardı. Afrika’da çölleşmekte olan arazilerin önüne geçmek için harekete geçen ilk liderdi. Her kasabaya bir orman kampanyasıyla milyonlarca ağaç dikti. Hiçbir yabancı yardım almadan ülkeye demiryolları döşedi. Askeriyenin kullandığı marketi, devletin herkese açık marketine dönüştürdü, ki burası ülkenin ilk ‘süpermarketi’ oldu. Ulusal üretimi teşvik eden hamleler yaptı. Tüm kamu çalışanlarına yerli pamuktan üretilen geleneksel kıyafeti giyme zorunluluğu getirdi.

     

    ULUSAL MARŞIN SÖZ VE BESTESİ SANKARA’DAN

     

    Sankara’nın kendine has, özgün bir üslubu vardı. Mükemmel bir iletişim yeteneği vardı. Güleryüzlüydü ve kendi halkını çok iyi tanıyan, onu temsil ettiğine inanan bir liderdi. Sık sık gittiği köylerde insanlar etrafında çember oluşturur ve teker teker konuşurdu. Konuşurken bambaşka bir dil kullanırdı. Anlatılması güç pekçok şeyi, şakalarla basit bir dille anlatırdı. Tüm bunlar onun halk tarafından çok çabuk sevilmesine vesile oldu.

     

    Ne kadar sağlıklı bir benzetme olur tartışılır ancak Sankara, son dönemde pek çok yönden Venezüella’nın sosyalist lideri Hugo Chavez’e benzetiliyor. Asker geçmişinin yanı sıra halkıyla kurduğu ilişki, halkının onla kurduğu ilişki, farklı zamanlarda yaşamış olsalar da benziyor.

     

    Müzik ve spora da özel bir ilgisi vardı Sankara’nın. Başkan olmadan işine sürekli bisikletle gidiyordu. Başkan olduktan sonra da bu alanlardaki ilgisini halkla paylaştı. Toplu spor faaliyetleri düzenliyor, bisiklet turlarına çıkıyordu. İyi bir gitarist olan Sankara, ulusal marşın sözlerini yazıp bestesini de yaptı. ‘Tek Bir Gece’ adlı marş, bugün hâlâ Burkina Faso’nun ulusal marşıdır. Sankara’nın politik ruhunu sonuna kadar yansıtan marşın son dizelerindeyse, ünlü ‘Enternasyonal’ bestesine bir gönderme mevcuttur. Enternasyonal’in Fransızca orijinalindeki ‘Bir araya gelelim, ve yarın’ sözleri, Sankara’nın marşındaki ‘Bugünün tüm insanlarıyla ve yarın, buradaki tüm insanlarıyla ve sonsuza dek’ dizelerinde bize göz kırpar.

     

     

    ‘BORÇLARIN KÖKLERİ, SÖMÜRGECİLİĞİN KÖKLERİDİR’

     

    Sankara iktidara gelmeden önce dahi Fransa için bir tehditti. Fransa, onu Libya lideri Kaddafi’yle ittifak yapmakla suçluyordu. Oysa gerginlik sadece bundan ibaret değildi. Sankara uluslararası sermayenin boyunduruğundan çıkmak istiyordu. Bu ancak ülkedeki Fransız sömürgesinin ekonomik gölgesine savaş açarak mümkün olabilirdi. Öyle de yaptı. Sankara’nın Burkina Faso’nun borçlarını ödemeyeceğini açıklaması, Fransa’nın tepkisini çekiyordu.

     

    Borçlar kökleriyle birlikte ele alınmalıdır. Borçların kökleri, sömürgeciliğin köklerinden gelir. Bize borç verenler, bizi daha önce köleleştirmiş olanlardır. Güncel duruma baktığımızda bu borçlar, Afrika’yı akıllıca bir yöntemle tekrar köleleştirme hamlesidir. Herbirimiz ekonomik birer köleyiz, yani gerçek bir köle gibi, ülkemize para verecek kadar aldatıcı olanlara geri ödeme yapma zorunluluğumuz var. Ama geri ödersek, öleceğiz.

     

    YAKIN ARKADAŞININ ELİNDEN ÖLÜM

     

    Sankara, (borçlarını ödediği sürece) kendi kaderine terk edilmiş bir halkın umudu oldu. Bunu elindeki kısıtlı imkânlarla toprak ağalarına, eski sömürgecilerine ve uluslararası sermayeye savaş açarak yaptı. Ancak tüm bunlar kendine içeride ve dışarıda sayısı oldukça fazla düşman da kazandırdı. Sankara’nın sonundaki trajik noktaysa, kendine en yakın isim tarafından ihanete uğraması oldu. 1987 yılında yol arkadaşı Compaoré, Fransa’yla bozulan ilişkileri öne sürerek bir darbe organize etti ve Sankara 12 subay tarafından katledildi.

     

    Sankara’nın ölüm haberinden sonra kısa çatışmalar yaşansa da Compaoré iktidarını korumayı başardı. Hızla kamulaştırma hareketlerini durdurdu ve özelleştirmeye başladı. Uluslararası bankalara tekrar başvurdu ve 27 yıl boyunca ülkenin başında kaldı. 2014 yılındaki halk ayaklanmasıyla birlikte görevi bıraktı ve Fildişi Sahilleri’ne kaçtı.

     

    ÜÇÜNCÜ DÜNYANIN ORTAK DİLİ

     

    Üçüncü dünyanın sesi, diğer ülkelerde pek fazla duyulmuyor. Ancak bu, üçüncü dünyadaki bu ülkelerin birbirlerinin sesini duymadığı anlamına gelmiyor. Üçüncü dünyadan çıkan, sömürge-sömürgeci arasındaki ilişkiyi iyi özümsemiş liderlerin, insanların diline baktığınızda büyük bir benzerlik göze çarpıyor: Tüm üçüncü dünya adına konuşma ve onları harekete geçirme isteği.

     

    Bu liderler kendileri açısından, sadece sömürgeciler tarafından çizilen sınırların temsilcisi değil. Kendileriyle hemhal olan herkes içindir her söyledikleri… Grenada’da kısa bir süreye sıkışan sosyalizme geçiş sürecindeki Maurice Bishop ile Sankara’nın benzerliği de buradan gelmektedir.

     

    Sankara’nın kısa süredeki başarıları, ‘hayalperestlik’ olarak hor görülen fikirlerin, aslında ne kadar olası olduğunun kanıtı. Katledilmesiyse, bu başarıların kimler tarafından ve neden hazmedilemediğinin kanıtı… Burkina Faso’da halk onu unutmadı. 2014 yılında sokakta Sankara’nın ruhu yaşadıysa, tarihin çarkı tersine döndüğü vakit, bütün üçüncü dünya Sankara gibi liderlere tekrar, bambaşka bir gözle bakacak…

     

    Kaynaklar:

    1- Thomas Sankara – The Upright Man (Robin Shuffield, 2006)
    2- https://afrolegends.com/2015/10/02/discours-de-thomas-sankara-aux-nations-unies-thomas-sankaras-speech-at-the-united-nations/
    3- https://johnriddell.wordpress.com/2017/08/18/exhuming-thomas-sankara-anti-imperialism-in-burkina-faso-1983-87/
    4- https://africa-facts.org/facts-about-thomas-sankara-in-burkina-faso/
    5- https://www.africanexponent.com/post/7492-the-revolution-and-womens-liberation-go-together

    6- Burkina Faso, Thomas Sankara – Ümit Kıvanç.

     

    Duvar