14 Aralık 2008

Adalet yoksa barış da yok!

Sivil ve Toplumsal Haklar Ağı olarak, hükümete ve zenginlere karşı bu isyanı koşulsuz destekliyoruz.

Atina, 9 Aralık 2008
Network for Political and Social Rights/ Siyasal ve Toplumsal Haklar Ağı


Polis Dokunulmazlığı


Alexis Grigoropoulos’un vahşice katli, ne yazık ki durup dururken, ansızın ve kazara olmuş bir cinayet değildir... Hiçbir ayrım gözetmeyen katil polis devleti ve onun ‘koruyucu’ avukatı ne söylerlerse söylesin, bu cinayet soğukkanlılıkla, çılgınca ve herhangi bir tahrik olmaksızın ve öldürme amacıyla işlenmiş bir cinayettir. Katilin eline silahı veren esas olarak yaygın, dokunulmaz ve yasal polis şiddetidir. Politik yamyamlığı, dövdüğü göçmen, aşağıladığı “keş” sayısıyla böbürlenen rambo-polis tipiyle takviye eden bu şiddet, polis devleti tarafından aralarında herhangi bir ayrım yapılmaksızın göçmenleri, uyuşturucu bağımlılarını, çingeneleri ve “huzursuzluk” çıkartan gençliği hedefler.

Ne yazık ki Alexis; şehirleri üniformalı katillerle dolduran; göçmenleri Ege Denizi'nde boğan; işçileri ve işsizleri, iş bulma ihtimali olanları ve işten yeni kovulanları, kendilerini zenginlerin sermayenin, devletin ve çok uluslu tekellerin değil de yoksulların, aldatılanların, serserilerin, evsizlerin vb.nin tehdit ettiğine ikna eden “güvenliğin” kurbanı olmuştur.

Ne kadar ütopik ya da çelişik görünse de biz yine de ısrar ediyoruz:

Çevik Kuvveti ve Özel Muhafızları kaldırın!
Polisi silahsızlandırın!


Hayatımızı yağmalayanlar


Neoliberalizm sadece kontrol edilmeyen pazar demek değildir. Sadece yoksulun daha fazla sömürülüp baskı altında tutulması da değildir. Neoliberalizm her şeyden önce, zenginin yoksulu sınırsızca baskı altında tutması, birey ve topluluk haklarını küçük görmek hatta daha beteri, bunları dünyadaki yoksulluk ve sefaletin ana kaynakları olarak göstererek şeytanlaştırmak demektir.

Neyse ki “tarihin sonu” miti çöktü. “Serbest pazarın refahı” söylemi gülünç hale geldi. Küresel ekonomik kriz bu tarz sahte yalanlara hiç yer bırakmadı.

Karamanlis hükümeti kamu sektörünü parçaladı, fiyatları yükseltti, devlet mallarını yağmaladı, sosyal sigorta bütçelerini soydu, yüz binlerce insanın bugününü ve geleceklerini riske attı, yoksulluğu ve niteliksizliği artırdı. Bunu başarabilmek için de Kilisenin açgözlülüğüne, adaletin ve polisin yamyamlığına tapındılar. Bu hükümet her şeyi yağmaladı, o artık “yağma” ya da “mülkiyetin korunması” gibi konular hakkında konuşamaz.

Çevreye zarar veren, kamu sektörünü satan, insan emeğini aşağılayan, mültecileri öldüren, çocukları katleden bu hükümet düşecek! Terörizme karşı olan yasayı destekleyip, Kaltetzas’ı öldüren PASOK’la yer değiştirmek için düşmeyecek ama. Onlara daha fazla dayanamadığımız için, daha iyi bir hayatı hakettiğimiz için düşecek.

İsyan


1974’te değişen siyasal iklimden sonraki en büyük isyanı tetiklemiştir Alexis’in vahşi katli. Daha geniş, daha kitlesel, coğrafi olarak daha yaygın ve 25 Mayıs 1976'daki Yasa 330'dan, '80'lerin Politeknik hareketinden, 1985’te katledilen Michakis Kaltetzas olayından, Ocak 1991'deki patlama ve hemen ardından Nikos Temponeras’ın ölümünden sonraki isyanlardan çok daha sert. Önümüzde duran olay polise karşı olan isyanların en büyüğü.

Bu cinayet sadece Alexis Grigoropoulos’un vahşi infazı demek değildir. Bu tıkanıklığın, öfkenin, bütün dünyaya duyulan nefretin (“precariato” derler), zenginin sanal dünyasının günlük hayatı esir almasının: iş dolaşımı güvensizliğinin, meydanlardaki, stadyumlardaki, sokaklardaki polis vahşetinin, daha iyi bir hayat için içimizde olan bütün umutların yok edilişinin bir sonucu.

Taş atan (bankalardan, yakılıp yıkılması yanlış olan küçük dükkanlara kadar) binlerce kişi içinde gençlik, kısmen işsizler, işsizler, üniversite öğrencileri, üniversite altı öğrenciler, yerli ve yabancılar, halkçı olanlar ya da olmayanlar vardı. Bunlar polislere, zenginlere, güç sembollerine, zenginlik ve tüketimciliğe nefretlerini gösterme imkanı buldular; ama dahası, hayalini kurdukları fakat bu sistemde elde edemedikleri sahte lüks ve “ikiyüzlü refah” anlayışına karşı duydukları tiksintiyi de göstermiş oldular.

direnen yunanistan gençliği

Kendi adına, Radikal Sol’un büyük bir kısmı -ilkesiz anarşist otorite karşıtlarından farklı olarak- zarar ve yağmalara katılmasa da, düzenle işbirliği yapmadı, yağmaları lanetlemedi, sokaklara döküldü, maskelilerle birlikte “hala kar zarardan konuşuyorlar, biz bir çocuğun hayatından bahsediyoruz” diyenlerle beraber yürüdü; “pratik teoriden önce gelir” diyen ve yumruğunu polis vahşetine karşı kaldıranlarla beraber yürüdü. Devam etmeyi umuyoruz…

Bir genç vuruluyorsa Sol özür dilemeyecektir!

İtaatsizlik ve yüzleşme


Brixton’dan Los Angeles’a ve Genova’ya, Paris varoşlarındaki yağmalara… belli olan tek bir şey var; toplumsal isyan ve direnişlerin şekli ve yolu toplum ve hareketin genel koşullarına bağlıdır. Ne yapabiliriz? Toplum, hareket ve Sol (ve onu oluşturan tüm öğeler) 15 yaşındaki bir çocuğun katline öfke duyan binlerce insanı sokaklara sürüklüyor ama bu, ruhu derin ve tutarlı bir siyasal plana sahip bir hareketle ilerlememize yetmiyor. Yıllık protestoları mı tercih edersiniz? Sizce de bu toplumsal yağmacılığı ve bunalımı daha iyi ifade etmenin yollarını düşünmek daha iyi olmaz mı?

Biz, Sivil ve Toplumsal Haklar Ağı olarak, hükümete, zenginlere ve polise karşı olan bu isyanı koşulsuz, kayıtsız destekliyoruz.

Hükümet yağmacılığı ve terörünü, Alexis Grigoropoulos’in katline karşı milyonların duyduğu öfkeyi, on binlerce gencin karakol saldırılarına katılımını selamlıyoruz.

Başbakanın iktidar söylemine karşı, muhalefetin yasallığa tapınmasına karşı, polislerin “erdem operasyonlarına” karşı, “iğrenç vatandaşlar” söylemine ve faşistlere karşı, meşruiyet ve düzene boyun eğen işçi sendikalarına karşı, “acımasızca sınıfçı” Komünist Parti’ye karşı, başta televizyon olmak üzere medyanın gerçeği saptırmasına ve iftiralarına karşı, biz tek bir cevap olabileceğini söylüyoruz:
Toplumsal mücadeleler ne masumdur ne suçlu, toplumsal mücadeleler adildir. Ne zaman ki binler yüzlerini örterler, hepsinin yüzü olur!

RSS

Haydut sözde çekiliyor!..

Haydut sözde çekiliyor!..

Irak hezimeti, siyasi yönden olduğu kadar askeri yönden de ABD’nin gücünün sınırlarını gösterdi

 

Barış mış mış…

Barış mış mış…

Yine timsah gözyaşları dökecekler kürsülerden; savaşın ne kadar acı, ne kadar yıkıcı olduğunu anlatırken.

 

Virüs Venezüella’yı tehdit ediyor

Virüs Venezüella’yı tehdit ediyor

Chavez: “ABD’nin dümen suyunda hareket eden Kolombiya devleti savaşa davetiye çıkartıyor!”