19 Ocak 2010
Tekel işçisi anlatıyor
36 gündür direnişte olan Tekel işçileri direnişlerini, kararlılıklarını, umutlarını ve öfkelerini anlatıyor...
Bafra’dan geliyorsunuz, kaç gündür buradasınız?
Bafra Yaprak Tütün’den Sezai Ataman: Bugün 17. günüm oluyor. Arada bir gittim tabii. Sonuna kadar buradayız. Buradan sonuç çıkmadan gitmek gibi bir düşüncemiz hiç yok.
Böyle uzun sürecek bir direniş bekliyor muydunuz?
Hiç beklemiyorduk. Burada bize destek veren kitlelerin çok büyük önemi var. Ve bizim aklımızda böyle bir direniş, 2,3 gün belki de, 33 gün hiç düşünmedik. Herhalde bir 33 gün daha gider mi derseniz, gider herhalde.
Bu 18 günde neler gördünüz?
Bu zamana kadar çok farklı birtakım kitleleri çok farklı tanımışım. Evet sol kitleler, onları çok farklı gördüm. Kafam karıştı daha doğrusu.
İsa Demirağ: Hakikaten düşüncelerimiz değişti. Değişik bir düşüncem vardı şahsımın. Komünizm hakkında görüşüm çok değişikti. Bize öyle anlatılmış çünkü. Benim memleketim Giresun, orada hiç böyle şeyler yoktur. Görüşüm çok çok değişti.
Burada sınıfın gücünü hissetiniz mi?
Ataman: Evet, ben son iki gündür çok fark ettim. Emeğin gücü diye hitap ettiğim kişilerin bu direnişinin ne anlama geldiğini şu iki günde fark ettim. Bir eylem olarak görüyordum ama değilmiş. Hayatın kendisiymiş.
Demirağ: Hayatın kendisi, kardeşlik, yan yanalık.
Ataman: Desteklenmemizin gayesinin bu olduğunu tam olarak, daha farklı anladım. İlk zamanlar bizi Ankara’ya sokmayacaklar diye düşündüm. Bizim oralarda öyle tabii (!) Öyle olmasının sebebi, suçun yüzde 50’sinin sebebi sizsiniz. Kendinizi iyi izah edemiyorsunuz.
Demirağ: Kendinizi ifade edebileceğiniz bir kanal olsa daha değişik düşünülürdü.
Ataman: Biz buraya geldik, dayanışmayı gördük. İnsan olarak bize değer verildiğini hissediyoruz.
Demirağ: Bu kadar yakınlığı, kardeşliği, komünistliği görmemiz, bu kadar yakın olmasak görmezdik.
Burada Kürt arkadaşlar çok fazla. Onlar hakkında daha önce ne düşünüyordunuz?
Demirağ: Bizim bölgenin Kürtler hakkındaki görüşü farklıydı. Ta ki bu işe girdikten sonra, Muş’tan gelenler oldu. Onlarla çalıştıktan sonra görüşlerimiz değişti. Aynı yerlerde çalıştık. Muş’tan Adıyaman’dan, Antep’ten gelenler oldu. Onlarla çalıştıktan sonra görüş alanımız değişti.
Parça parça özelleşmeyi nasıl yaşadınız işyerlerinizde?
Demirağ: Özelleştirme ilk tuz ve alkolden başladı. Tabii bu kadar bilmiyorduk, ta ki sigara fabrikalarının özelleşmesine gelene kadar. Alkolle tuzun özelleşmesi bizi o kadar etkilememişti. Sigaraya geldikten sonra daha fazla öğrenmiş oldu. Sigaranın özelleştirilmesi sırasında Ankara’ya eyleme de geldik, Tokat’a da gittik. Özellikle ikisinde de vardım. O zamana kadar fazlasını bilmiyorduk. İlla dokununcaya kadar… Biraz da yönlendirme yoktu. Olması gerekiyordu.
Keşke Tekel satılırken direnişi yapsaydık diyor musunuz?
Ataman: Bunu diyorum zaten, bunun suçu da bizim değil diyorum. O zaman eylem yapsaydık belki daha etkili olacaktı. Olması gerekiyordu aslında.
Sizin işyerinizden herkes direnişe geldi mi?
Ataman: Sakatlar ve mazeretliler dışında herkes geldi. Gerçekten biz bir mücadele verdik, vermeye de devam edeceğiz sonuna kadar. Biz mücadelemizde yardım eden, destek olan sizlere çok teşekkür ediyoruz. Biz hiç böyle beklemiyorduk, samimiyetle söylüyorum, çok teşekkür ederim.
Hangi Tekel işletmesinden geliyorsunuz?
Arzu Durmuş: Adana Yaprak Tütün’den. Buraya 220 kişi geldik. 33 gündür buradayız. Eşime destek için buradayım. Direniş çok güzel gidiyor. Ben onlardan daha çok heyecanlıyım. Evde televizyon başında ağlayacağıma, üzüleceğime burada gözümle görünce daha iyi oluyorlar. Çocuklarımız da her dakika arıyorlar, ne oldu diyorlar. Okulda arkadaşları, öğretmenleri hepsi bizi destekliyorlar. Hepsi her gün bizi soruyorlar.
Buraya nasıl gelmeye karar verdiniz?
Ben hep gelmek istiyordum. Ama çocuklarımı bırakacak gücüm yoktu. Çocukların dersleri çok yoğundu. Aileler de gelecek deyince hiç düşünmeden geldim. 33 gündür eşimiz burada olduğu için çok üzgünüz. Aile ortamımız kalmadı, eşim burada. Ben bir yere gidince çocuğumun birini bir yere, birini bir yere bırakıyorum. 1 ay içinde hem erkek hem kadın oldum, yani çok zor geçiyor. Ama bunu çok güzel günler için yapıyoruz, hiçbir şey yıldırmayacak bizi. Ben burada betonda yatmaya bile razıyım. Ne kar, ne soğuk, ne kış, hiçbir şey… Ben burada karda yatmaya geldim.
Ben bunlardan daha yürekliyim. Bunlar artık yoruldular, bunların canı çıktı. Bunların bizim için yapmadıkları eylem kalmadı. Aç kaldılar, susuz kaldılar, konuşacak sesleri kalmadı, biz günlerce seslerini telefonda duyamıyorduk. Anlayamıyorduk çünkü.
Dediniz evde oturma zamanı geçti artık.
Çoktan geçti. İmkanımız olsaydı hep beraber gelecekti. Kiminin bebeği var, kiminin çocuğunu bırakacak yeri yok, kimisi hasta.
Buradaki dayanışmayı nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel. Dünyaya, Türkiye’ye, herkese örnek olsun. Burada hiçbir ayrım yok. Türkiye’de yapılan ayrım burada yok, gelsin herkes görsün! Biz okuyoruz da seyrediyoruz da, hiçbir şey buradakini yansıtmıyor. Hiçbir televizyon, gazete yansıtmıyor.
Neden sizce?
Korkuyorlar, buranın örnek olmasını istemiyorlar. Her hakkı alınan bu direnişi yapsın istemiyorlar.
Özelleştirmeyi bugüne kadar nasıl yaşadınız, ordan oraya sürüldünüz mü?
Biz henüz yeni sürülmeye başladık canım. Yani yaprak tütünler en son olduğu için yeni başladık. Ama bu süre içinde hayatımızda hiçbir şeyi düzene koyamadık özelleştirme çıktı çıkalı. Şunu alırsak acaba ödeyemez miyiz, şunu yaparsak ödeyemez miyiz, acaba borçlanırsak ödeyemeyiz, rezil mi oluruz, icralık mı oluruz, çocuğumuza şunu alsak bizi aşar mı diye.
Çocuklarımızın psikolojisi bile bozuldu, şimdi bunları görebilirsiniz yarın göremeyeceksiniz dediğimiz için. Ben çocuğuma söyledim, bu son dersaneye gidişin, bir daha gidemeyeceksin diye. Ben çocuklarıma miras bırakamayacağım. Benim tek mirasım 1.300 lira aylığım. Ben miras bırakmak da istemiyorum, sadece düzenli ücretim olsun, çocuğum okusun, kendi kendinin hayatını kazansın.
Biz ev kadınlarının gözünü bile açtılar, ev kadınları bile artık susmuyor, biliyor. Eşim işte olduğu için hiçbir şeyi görmüyordu. Ben pazarda, çarşıda, dolmuşta, arabada görüyorum. Ben onlardan daha çok duyuyorum.
Siz de Tekel işçisisiniz. Kaç yer değiştirdiniz?
Perihan Kütük: Adana’dan İskenderun’a gittik, oradan da yaprak işletmeye geldik. Sağolsun mükafatımızı çok güzel veriyor.
Son birkaç yılınız nasıl geçti?
Çok harika geçti! Nasıl geçecek ki. Berbat. Artık şu Ankara yoluna gelmekten midemiz bulandı, inan ki. Zaten biz bu direnişimizi kazanırsak Türkiye kazanacak. E bana değmeyen yılan bin yaşasın’dı. Ama bu yılan herkese değdi.
Durmuş: Hiç kimse 4C’nin ne olduğunu bilmiyor. Televizyonda bile açıklamıyor.
Nasıl geçiyor günler geceler?
Kütük: Yorucu tabii ki. Ama sonuçta kazanacaksak hepsi vız gelir. Ruh sağlığımız bozuldu hayatım. Eldivene parmağımı sokuyorum ya, ikisini bir yere sokuyorum, sonra diyorum ki benim parmağım nerede. Artık o duruma geldik yani.
Aslında bu eylem Tekel’in ilk satışı zamanında yapılsaydı çok etkili olmaz mıydı?
Evet. Aslında eylemler yapıldı, katıldık. Satıldık, başka söz söylemiyorum, satıldık. Yine aynısı olacak. Tamam bir şeyler kazanacağız iyi veya kötü, yarınki duruma bakalım, neler yaşayacağız?
Ama siz buradaysanız satamadıkları içindir bu.
Adama tamamen baş belası olduk! Acaba bunlar ne zaman gidecek de kurtulacağım diyordur şimdi! Yani bizden rahatsız.
Biz özlük haklarımızla insanca yaşamak istiyoruz.
4C değil de özlük haklarınızla başka yerlere gönderilmek istiyorsunuz. Ama her yer özelleşiyor, bu da çözüm değil farkında mısınız?
O da çözüm değil, doğrudur ama…
Burada direnişiniz sürecinde yanınızda kimi gördünüz?
Ummadığımız insanları çok gördük. Gençler… Gençler haklı gençler.
Durmuş: Ezilmiş insanları gördük.
Adana Yaprak Tütün’den Bülent Gülmez: Adana’dan geliyorum, 19 yıllık işçiyim.
Daha çokmuş. O yüzden “ölmek var dönmek yok” herhalde?
O açıdan değil, aslında niye öleyim, niye döneyim? Ben dönmemek için geldim buraya, ölmek için değil. Ölmek de yok dönmek de yok.
Açlık grevine tam katılacak mısınız?
Elimizden geldiği kadar. Sağlıklı arkadaşlarımızın hepsini tam kadro sağlayacağız.
Açlık grevi biraz pasif bir eylem değil mi?
Onun getireceği ses önemli.
Cumhuriyet tarihinde kapatılan farikayı tek açan Adana işçisidir. Ve bu sayede Malatya, Bitlis’i bu sayede kurtardık. Biz onun cezasını İskenderun’a sürülmekle ödedik. Buraya geleceğini biliyorduk, o imza atılmasaydı, o zamanki sendikacılar birlik beraberlik içinde olsaydı, ne Telekom giderdi, ne Tüpraş giderdi, ne Tekel giderdi. Başka bir şey yok. Yalnız şu da var, biz özelleştirme mağduru değiliz, bizim fabrikalarımız kapatılıyor. Bize kanuna göre iş vermek mecburiyetinde.
Başı kesti, arka ne işe yarasın? Sigara fabrikaları giderken bu destek verilmedi, rakı giderken verilmedi. Yani bu sadece yaprak’ın eyleminin böyle kitlesel olmasının sebebi, topraktan geliyor sesi. Çünkü yaprakçılar toprakla bütün. Burada sadece tütüncüler yok, ekiciler var. Akrabalar var, kardeşler var. Şark tütünü, dünyada bir numaradır. Ekmeğin mayası olmazsa kabarmaz. Şark tütünü olmazsa da sigara olmaz. Şark tütünü dünya sigarasının mayasıdır. Yunanistan’a geçirmeye çalışıyorlar, orayı destekliyor.
Yani sizinle beraber çok sayıda ekici de işsiz kalacak.
Felaket olacak. Türkiye’de her köyde jandarma yok, ama Türkiye’de Tekel’in olmadığı köy yoktu zamanında. O insanlar ne ekiyor ne biçiyor öğreniyordu orada.
Şükrü Seçkin: Batman’daki yaprak tütün işletme müdürlüğünden geliyorum. 490 kişi çalışıyor. Buraya bağlı 53 bin ekicisi vardır. Bunu 5’le çarpınca 250 bin civarında insana yerinde istihdam sağlıyordu. Yani ciddi bir yıkım… Bizim bölgemizin yüzde 75’i tarımla geçimini sağlıyordu, tarım denince de tütünle geçimini sağlıyordu. Tütün ekiminin yasaklanmasıyla birlikte insanların büyük çoğunluğu metropollere göç etmek zorunda kaldı. Ve tüm yatırımcıların kuruluşların iki katı kadar Batman’a ekonomik olarak girdisi olan bir kuruluştu yaprak tütün.
Bu cinayet neden işleniyor?
Hükümetin birçok alanda olduğu gibi, burada da iki yüzlülüğü ortaya çıkmıştır. Özellikle bu açılımı ekonomik boyutuya değerlendirince, yüzbinlerce doları GAP projesi adı altında kendi yandaşlarına peşkeş çekiyor. Ve ekonomik olarak öncelikli olarak kalkınması gereken bir bölgeyken burası, hiçbir sanayisi olmayan ve sadece geçimini tütünle sağlayan bölge insanımız tamamıyla sefalete sürükledi ve göç etmek mecburiyetinde bıraktı.
20 nüfuslu bir aile İstanbul gibi büyük kentlere göç ettiğinde, aileden 1- 2 kişi çalıştığında geri kalan ne yapar? Ne yapacağı belli değil mi? Bu sene tütün ekimi yapıldı. En son tütün ekim alımı yapıldı, ama bundan sonra göç kat ve kat artacaktır.
Peki bu ekiciler sizin eyleminize destek veriyor mu?
Ekiciler hakkından vaç geçti. Ekici işsiz kaldı. Kota sistemi getirilirken 53 bin ekici vardı, onların döneminde daha da küçülerek bugüne gelindi. Ekiciye vaatler verildi, kimisi 15 bin dolar verilecek bize dedi, kimisi 20 tane Hollanda ineği verilecek bize. Bir an önce bu ekim yasaklansın da bu parayı alalım dedi. Ekim izni yasaklandıktan sonra da 5 kuruş kimseye verilmedi! Ekicinin aklı bugüne geldi. Ne zamanki balyoz ekicinin kafasına indi, aklı başına geldi, ama iş işten geçmiştir. İşin bilincinde olan insanlar bölge sefalete sürükleniyor, bunun önüne geçmemiz gerekiyor dediği zaman milletvekilleri geldi işçiye haklarınıza hiçbir şey olmaz, özlük haklarınızla başka kurumlara göndereceğiz dediler. Yalan söylediler. Ekiciyi bitirdiler, ondan sonra sıra işçiye geldi.
Siz kaderinizi elinize almak için buraya geldiniz, bu 33 gün nasıl geçiyor?
AKP kim kafasını kaldırırsa kafasını koparmaya çalıştı, bunda da başarılı oldu. Biz de ilk geldiğimiz gün çok inanarak gelmiştik. Bizim tankımız, tüfeğimiz silahımız yok. Verebileceğimiz yalnız bir canımız var. Biz çocuklarımıza Allaha ısmarladık dediğimiz zaman gidişimiz var, dönüşümüz olmayabilir diye çıktık evden. Biz özlük haklarımızla başka kuruluşlara geçmezsek dönüş yok. Ölmek var dönmek yok sloganıyla buraya geldik.
İşçi arasındaki dayanışmayı nasıl buluyorsunuz?
Bu işte bizim en büyük kazanımımız. Biz ilk geldiğimiz zaman özellikle ülkeyi peşkeş çeken insanlar, ülke içindeki insanları birbirine boğazlatıp, onları birbiriyle uğraştırırken, onları düşmanlaştırıyor ve bu sayede saltanatlarını sürdürüyor. Biz geldik baktık ki Doğusuyla Batısıyla, Lazıyla Kürdüyle, kesinlikle kinmsenin birbiriyle problemi yok. Tıkanan sistemde problem vardır. Burada herkes birbiriyle konuşabildi. Herkes işçi dayanışmasını burada gördü. O işçi ki ölüm işçisine yatırılmış. Tekel işçisi onu uykusundan uyandıran bir kıvılcım oldu. Eğer bu direniş uluslararasılaştıysa biz amacımıza ulaşmışız demektir. Bundan sonra kaybeden olan Tayyip Erdoğan ve tıkanan sistemdir.
33 günde nasıl evrildi bu direniş?
Batman Yaprak Tütün’den İrfan: İlk geldiğimiz zaman bir hak talebi vardı. Arkadaşlarda pek bilinç yoktu. Arkadaşlar bir hak talebi için gelmişti ama olay çok boyut değiştirdi. Herkesin umudu oldu. Herkes bir kıvılcım bekliyordu, Tekel işçisi bu kıvılcımı yaktı. Kimse mutlu değildi çünkü. Bu da Tekel işçisine kısmet oldu.
Polisin işçiye saldırması da neyin ne olduğunu göstermede etkili oldu mu?
Bizim gibi düşünenler zaten bunu biliyorduk, ama polisin o şiddeti uygulamayacağını düşünen arkadaşlar vardı. Bazı arkadaşlar saldırı anında ellerine bayrak alıyordu, saldıramazlar diyorlardı. Bunlar sonra şok oldular. Biz yabancı olmadığımız için şok olmadık. Her zaman söylüyorum, çöken insana Allahın köpeği bile saldırmaz, ama bize aşırı saldırdılar.
Açılımdan falan bahsediyorlar, bize şunun açılımını yapmalarını istiyoruz, bize nasıl polisi saldırtırlar biz o kadar masumken, biz hiçbir karşılık vermemişken. Bizi dövmek için bahane arıyorlardı, ama bulamadılar ve her şey tersine döndü. Neymiş efendim içlerinde provokatörler varmış. Yesinler sizin provokatörlerinizi.
Direnişin bu kadar sürmesini bekliyor muydun?
Ben evden çıkarken eşime, 1 ay da sürebilir, 3 ay da sürebilir, 1 yıl da sürebilir. Ben bu sürecin uzun olduğunu biliyordum çünkü bu insanlarda ne din ne iman var. Her şeyleri para olmuş. Bunlar Amerikan uşağı olduğu için Amerikan zalimliği uyguluyorlar. Arkadaşlar 2 günde olsun da bitsin de gidelim diyorlar. Öyle değil arkadaşlar diyorum. Siz bir devle savaşıyorsunuz, siz küçük şeyler yapmıyorsunuz , çok büyük şeyler beceriyorsunuz, siz bugün bunların düzenini sallıyorsunuz.
Sendikacılar nasıl oldu da bu eylemi bitirmediler? Genelde bu kadar uzun eylemleri istemezler, sokak eylemlerini de riskli bulurlar.
Tek Gıda-İş maddi olarak çökmüş bir sendika. Çünkü Hak-İş tarafından mahkemeye verilmiş, yandaş bir sendika. Sendikacı dedi ki arkadaşlar biz bir eylem koymak istiyoruz, ama sizi barındırma imkanımız yok. Biz de her şeye varız dedik. Yani kimse bizden bu kadar emin değildi, biz de değildik belki. Biz Abdi İpekçi’de dağıldığımız zaman biz her şeyin sonunun geldiğini düşündük, bir umutsuzluğa kapıldık. Arkadaşlarımız dağılmıştı, kimisi memleketine dönmüştü. Nerede toplanacağımızı bile bilmiyoruz.
Sonra bana bir telefon geldi, arkadaşları topla dendi. Ben de ıslanmışım, telefonumun şarjı bitmiş. Arkadaşlarımı topladım Türk-İş’in önüne tekrar getirdim. Yani şu aşamaya kadar gelmesi kolay olmadı.
Arkadaşları her gün motive etmek, konuşmak lazım. Çünkü herkes aynı bilinçte değil. Bazıları kaçıyor, onları getiriyoruz, bazen tehditle, bazen iknayla. Biz kendimiz sokaklarda yatıyorduk, sonra arkadaşlar otel, yemek beğenmemeye başladılar. Yani böyle bir işçi vardı. Biz bilinçli işçilerle yola çıkmadık, mücadele içinde onları bilinçlendirmeye çalıştık, hazıra konmadık. Ama her şeye rağmen Tekel işçi insanlık dersi veriyor, demokrasi dersi veriyor, nasıl adam olunacağı dersi veriyor.
Kürt işçilere karşı yapay ayrımlar görüldü mü ilk zamanlar burada?
Biz hiç Türk arkadaşlarımızı yadırgamadık. Özellikle polisten dayak yedikten sonra daha yakınlaştık. Ama biz bu olayı hiç yadırgamadık, biz mücadelenin içinden geldiğimiz için. Bizim coğrafyada sürekli baskı var. Bu anlamda onlardan daha hazırlıklıydık mücadeleye. Ama bunu hiçbir zaman da üstünlük vesilesi yapmadık.
İzmirli bayanların alnından öpmek lazım. Çok sağlam duruyorlar. İlk günden beri buradalar. Dört dörtlükler.
Sence bundan sonra neler olacak?
Bugün yanlış kararlar alınabilir, her şeye rağmen Tek Gıda-İş sağlam duruyor. Ama Türk-İş’le sıkıntılarımız var. DİSK, KESK bu kadar destek vermişken, Türk-İş’in bizi buraya kadar getirmesi kabul edilemez. Biz bugün Türk-İş tarafından alınan eylem kararlarını sloganlarımızla, baskılarımızla aldırdık. Türk-İş konfederasyonunda daha eylem kararı alındığında biz bunu niye aldık diye tepki gösteren başkanlar var, biz bunu biliyoruz. Yani şeker var, un var, helva yapılacak, Mustafa Kumlu daha neyi bekliyorsun? Sonuçta biz bunları ona yaptıracağız. Tamam onlar yönetici olabilir ama biz tabandan baskı yaparak bir şeyleri yaptırıyoruz.
Diyarbakır Yaprak Tütün’den Şaban: Daha önce kandırıldık, adamlar getirip götürüyordu. Dese ki biz atılıyoruz, işimize son veriliyor deseydiler biz nasıl dururduk, ve biz şimdi niye ayaktayız? Biz şimdiye kadar kandırılmışız şimdiye kadar, tamam 5 senedir özelleşecek diye korkuyla yaşadık, ama sonuçta böyle kış ortasında, son günlerde bizi buraya getiren de bir sistemdir. Bunlar biliyordu, biz bilmiyorduk. Bize bildirmeleri lazımdı.
Eğer onlar bizi kandırmasaydı, eğer başka sendikalar bizi çağırsaydı biz gelmeyecek miydik, ayağa kalkmayacak mıydık? Onlar çağırdı da biz mi gelmedik? Hayır. Onlar suskun kaldı. Türk-İş de organize etmiştir, kendine göre bir rota çizmiştir, o şekilde devam edilmiştir. İnşallah bunu bozacağız. Biz bunu başarsak, durdursak emsal de oluruz. Engellesek onlara da bir korku olur.
Çiğli Yaprak Tütün’den Emine: 450 kişilik Çiğli Yaprak Tütün’den geliyorum. En büyük işletmelerden birinden. 17 yıllık işçiyim. Kızken çalışmaya başladım, kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Ekonomik bağımsızlığ4ımız var, bundan sonrası bize zor geliyor. Tabii ki bundan sonra da çalışacağız, ama devletteyiz diyorduk, kendimizi güvende hissediyorduk ama tabii ki bu güvenceyi elimizden almak istiyorlar ama vermeyeceğiz.
33 gündür buradayım, sadece 2 gündür buradayım. Çocuklarıma anne anneleri ve baba anneleri bakıyor. Misafirhanelerde kalıyoruz.
İlk günle bugün arasında kendinizde ne farklar görüyorsunuz?
Daha dirençli, eylemlere karşı daha iyi , bundan sonra diyorum herhalde bütün miting alanlarına gideceğim.
Burada işçi arkadaşlarınızla nasıl kaynaştınız?
Çok güzel kaynaştık. Diyorlar ya açılım açılım, asıl açılım burada. Kürdü, Çerkezi, Alevisi kalmadı. İç içe, omuz omuzayız. Ve bana su sıkıldığında Diyarbakırlı erkek arkadaşım sarıldı. Ben ona destek, o bana destek verdi. Gelsin burada açılımı görsünler.
Polis saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz, bekliyor muydunuz?
Böylesini beklemiyorduk. Gerçekten beklemiyorduk. Hani dağıtırlar, uyarırlar dedim ama biber gazında ben ölümden döndüm desem yeridir. Bir an nefes alamıyorum, öldüm dedim. Ve beni tekme tokatla tuvaletten çıkardılar. Tekmelerinden zor kurtuldum. Ki dünkü çocuk, tekmelerinden zorla kurtuldum. Tabii ben de salladım küfürü kaçtım!
Bundan sonra ne olacak, ne yapacaksın?
Ekmeğimi istiyorum, ben 4C için burada bekliyorsam boşuna beklemişim. Yatay geçiş istiyorum. Bu emekçinin bu kadar yaptığı boşa gitmeyecek. Bu 4C kalksın yani. Bunun için burada oturuyoruz, ne verdi , 11 ay verdi! Bana yatay geçiş verecek, işçinin özlük haklarıyla beraber. Ben anayasadaki hakkımı istiyorum, sadaka istemiyorum. Ölüm orucuna kadar gideceğiz. Dediğim gibi ölmek var dönmek yok. Ağızdan çıktı söz, bu kadar.
Burada çok sayıda eylem yaptınız, bu eylemler içinde en beğendiğiniz hangisi oldu?
En çok… biber gazı yedik, gayet iyiydi, tadı da güzeldi, tekmeler de harikaydı(!) AKP önündeki zincirleme olayında kolum kırılıyordu. Zincirlenen bir bayan da bendim. Çok kötü yaptılar. Yeni yetme, 6 aylık polisler var ya, bir tanesi beni resmen tehdit etti, karakolda gösterecekmiş bana günümü. Neyi göstereceksin dedim, gel. Arabada beni susturuyor, beni susturamazsın konuşacağım dedim.
İşçi emekçi hakkını alacak, belki de o da (Tayyip Erdoğan) kalp krizi geçirecek.
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER