22 Eylül 2009

Tutuklu kadınlarla dayanışma paneli

"Ya Basta Kadın Platformu“, Kürt kadınlarına yönelik tutuklamalarla ilgili panel yaptı

Tutuklu kadınlarla dayanışma paneli
Bağımsız "Ya Basta Kadın Platformu“, Stuttgart–Generationenhaus'ta Kürt kadınlarına yönelik tutuklamalarla ilgili panel yaptı. Platform sözcüsü, Britta Wente'nin moderatörlüğünü yaptığı etkinliğe, Avukat Eren Keskin ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nden (DÖKH) Sudan Güven konuşmacı olarak katıldı.

Panel, 14 Nisan'da DÖKH, DTP ve KESK'e yönelik tutuklamalar üzerine kitleyi bilgilendirme amaçlıydı. Aynı zamanda, Avrupa'dan bir heyetin mahkemelere katılarak, süreci olumlu etkileyeceği düşünülüyordu. ‘Ya Basta’ Kadın İnisiyatifi tarafından, Almanya’nın Reutlingen, Karlsruhe kentlerinde gerçekleştirilen panellerin son halkası Stuttgart'taydı.

Panelde DÖKH adına söz alan Sudan Güven şöyle konuştu:
DÖKH, 2003'te kuruldu. Savaşta asıl mağdur olan kadınlardı. Taciz, tecavüz ve savaş mağduru olan kadınlar travma yaşıyorlardı. Bunları dünyaya duyurmak gerekiyordu. Şu anda, DÖKH binlerce kadını ile Türkiye genelinde çalışıyor. Bu savaş içinde kadınlar kampanyalar yürütüyor. Burda da Avrupa Kürt kadın hareketi var.

Biz bu kampanyaları yürütürken, bir sürü tehdit ve gözaltı ile karşılaşıyoruz. 14 Nisan operasyonunda 24 kadın arkadaşımız tutuklandı. Urfa, Midyat, Siirt ve Diyarbakır'dan. Bu operasyon, DÖKH'le sınırlı değildi. KESK ve DTP'yi da kapsadı. Aslında kadın mücadelesi ve örgütlülüğünü baskı altına alma amaçlıydı. Kampanyaların önüne geçme amaçlıydı. Kürt kadın hareketinin, kendi içinde sınırlı kalmamasından kaynaklıydı. "Kadın Yaşamdır, Yaşamı Öldürme!" kampanyasını sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da yürütüyoruz. Yine, recme (taşlayarak öldürme) karşı bir kampanyamız var. Recme kurban giden sadece Kürt kadınları değil. "Namusumuz Özgürlüğümüzdür“ kampanyası ile Ortadoğu'da bir tabu olan namus olgusuna değindik. Namus uğruna kurban giden kadındı, ama kadın kendisine ait değildi. Biz bu tartışmaları açarken, hem erkek hem kadınlar tarafından engellerle karşılaştık. Ölüm tehditleri de aldık, ama artık namus olgusunu tartışıyoruz.

Bu kampanya sonucunda, 2009'da 500 bin kadın alanlara döküldü. Kazanılan mevziler de var. Örneğin Kürdistan'da 14 kadın belediye başkanı var. Türkiye genelinde ise bu sayı 19. Yine toplam 21 kadın milletvekilinin 8'i DTP'den. Yüzde 40 kadın kotasının uygulanması bizim için bir kazanım. Belediye meclisleri ve il yönetimlerinde bunu uygulamaya çalışıyoruz, çünkü eril zihniyet bunu kabul etmiyor.

DÖKH paneli

Biz bu mücadeleyi kendimizle sınırlı tutmak istemiyoruz. Bir dönem Kürtler kuyruklu Kürtlerdi, iradesiz, cahil ve ilkel olarak görülürlerdi. Şu an ise birlikte mücadele veriyoruz. Kadın mücadelesi, istediğinde bütün sınırları aşıyor. Biz Kürdistan ve Türkiye'deki kadın hareketinin etkileri, Avrupa'ya yayılsın istiyoruz.

Şimdi Türkiye'de bir tartışma var, Kürt açılımı diye. Biz kadın olarak, bu çözümün neresinde yer alacağız. Bir taraftan Kürt açılımı tartışılırken, bir taraftan da arkadaşlarımız halen tutuklanıyor. Hem açılım süreci hem dava sürecinin bir heyetle takip edilmesini istiyoruz.
Sudan Güven'den sonra söz alan Eren Keskin de konuşmasında şunları kaydetti:
Türkiye ve Kürdistan'da Kürt sorununun çözümü önünde engel nedir, buna değinmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti, Ermeni soykırımı suçlusu İttihat ve Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa tarafından, Türkleştirme temelinde kuruldu. Türk ve Sünni Müslüman, tek kimlik esas alındı. Diğerleri yok sayıldı ve imha edildi. Kürtler mücadele ettiği için Kürt kimliği üzerindeki baskılar biliniyor. Ama sadece Kürtler değil, baskı altında olan. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler, Çerkezler, yaşayan tüm etnik azınlıklara baskı uygulanıyor.

T.C. bir askeri cumhuriyet olarak kuruldu. Ordu, iç ve dış siyasetin her zaman gerçek belirleyeni oldu. 1960 askeri darbesi ile kurulan OYAK'la, ordu, sermaye sahibi oldu. Türk ordusu, 38 değişik alanda ticaret yapıyor. Bankalar, sigorta şirketleri, gıda, konserve fabrikaları, oteller, her şeyin sahibi ordu. Türk militarizmi toplumu korkularla yönetiyor. Biz bunlara kırmızı noktalar diyoruz. En başta geleni Kürt sorunu, Ermeni soykırımı, Kıbrıs, türban sorunu. Korku alanları üzerinden yeni korkular üreterek ayakta kalıyor.

Totaliter bir devlet yapısına sahip olan Türkiye Cumhuriyeti, resmi ideolojiyi o kadar içselleştirdi ki, toplumun çoğunluğu devlet gibi düşünüyor. Kadın sorununa gelirsek, milliyetçi erkek egemenliğin son aşaması. Bunun bilinciyle, 12 yıl önce devlet güçleri tarafından cinsel saldırıya uğrayan kadınlar için ücretsiz hukuk hizmeti sunduk. İlk başta yazılı hukuk kaynaklarında çok sorun vardı. TCK'da kadına yönelik yasaların başlığı, genel ahlak ve aileye karşı suçlar. Yine tecavüz suçu tanımı çok yetersizdi. Vajinal ve erkek cinsel organıyla gerçekleşen bir eylem olarak kabul ediliyordu. Oysa kadınlar anal ve oral yoldan çeşitli cisimlele de tecavüze uğruyor. Cinsel taciz tanımı bile yoktu. Oysa gözaltına alınan kadınlar çırılçıplak soyuluyor, elle dokunuluyordu, ama bunun yasada bir karşılığı yoktu.

DÖKH paneliBekaret kontrolü işkence olsun diye uygulanıyordu. Mardin'de 5 çocuklu bir müvekkilime bekaret konrtolu uygulandı. Yine TCK'da cinsel namus nedeniyle işlenen suçlarda, namus bir indirim sebebi sayılıyordu, yani destekleniyordu. Ancak 4 yıl önce kadın mücadelesi sonucu, belki Avrupa'nın da etkisiyle, kısmen düzeltildi. Ancak mantıkta bir değişme olmadı. Kadın haklarının düzenlenmesinde kadının siyasal katılımı olması gerekiyor.

Bugün DTP dışında kadın kotası uygulayan parti yok. Kürt sorunundan en çok etkilenen Kürdistan kadını açısından "demokratik açılımı“ nasıl okumak gerekiyor. KKTH çerçevesindedir çözüm. Devlet olur, bağımsızlık özerklik ya da birlikte yaşamak olur. Bugün hiç olmadığı kadar Kürt sorununun çözümü tartışılıyor.

Dünya emperyalist güçlerinin Ortadoğu politikası ile Türk ordusunun politikası çelişki yaşıyor. Türkiye'ye emperyalist güçler tarafından kısmi bir çözüm yaratılması konusunda bir basınç var. Türkiye'nin iç dinamikleri Kürtler ve bazı sosyalist ve demokrat güçler dışında, gerçek anlamda çok yetersiz. Bu savaşın en mağdur kesimi kadınlar olarak, bir takım çabalara girildi. 10 yıl önce bir grup gerilla göndermişti PKK, ama o zaman da yanıt alamamıştı. Bugün diliyoruz ki, çözüm konsunda olumlu adımlar atılır. Kürdistan dört ülke arasında parçalanmış bir ülke. En azından cezaevindekilerin bırakılması, af değil özgür bırakılmaları, çatışmaların son bulması, amacımız budur.

Savaş ve çatışma ortamı sadece Türk milliyetçiliğine yarıyor. Bu yüzden barış adımlarına çok ihtiyaç var. Eskiden Kürdistan'da hak ihlalleri ölümler olduğunda, çok heyetler gelirdi yurtdışından. Bu bizim için çok değer taşırdı.

Birçok aktif kadın arkadaş tutuklu. Bu saldırının nedeni Kürt siyasal hareketinin güçlenmiş, yerel seçimlerden daha fazla belediye kazanmış olması. Bugüne kadar hiçbir hükümet iktidar olmadı, AKP de böyle. Avrupa insan hakları ve kadın örgütlerinden dayanışmaya çok ihtiyaç var. Destek bekliyoruz.
"Türkler Kürtler birlikte yaşayamaz mi?“ sorusunu, Eren Keskin şöyle yanıtladı:
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun, antiemperyalist bir savaş sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bütün devletler emperyalistlerle uzlaşarak kurulur. Dünyanın gerçeği budur. Birlikte yaşamaktan yola çıkan tartışmaların temeli, antidemokratiktir. Buna halklar karar vermelidir. Halklar arasında çelişki yoktur, devletler ve iktidarlar yaratırlar. Kürdistan diye bir ülkenin varlığına inanan bir insanım. Kürtler ayrı parçalarda ayrı yaşayabilir ya da birleşmek isteyebilir. Yani Kürtler Saddam'ı mı destekleselerdi? Kürtler de acı çekiyorlar, kendi çözümlerini arıyorlar. Lozan Anlaşması da emperyalizmin bir ürünüydü. Kürdistan bölünüp parçalandı o anlaşmayla. Anti-emperyalizm deyip, tüm sorunların çözüldüğünü sanmamak gerek. AB'nin insan haklarında tek standard olduğuna inanmıyorum. Türkiye'nin Kürdistan'da kullandığı tüm silahları AB satıyor. Kürtler de varolan sistemi kendi çıkarlarına kullanma hakkına sahiptir.

Gerilla da olsa, asker de olsa insanlar ölüyor. Bu ayrımı yapan Türk devleti. Ölüm üzerine politika yapmaya karşıyım, bunu yapan Türk devleti. Her gelen asker cenezesi ile iktidarını pekiştiriyor. Türk askeri içinde Kürt askeri de var. Gerilla ailelerine cenazeleri bile teslim edilmiyor. Hiçbir politik örgütün üyesi değilim, ama anti-militaristim.

Dünya değişiyor ve Kürt sorununun çözümü için, çok bedeller ödendi. Kürdistan'da süren savaş, Türkiye işçi sınıfının gündemine tam giremiyor. Ne Amerika ne AB bu sorunu çözebilir, ama çok yavaş ilerliyor Türkiye'de bu süreç. Eskiden Kürt yoktur diyen devlet Kürtçe TV açtı. Çok bedel ödendi, başka bir ülkede bu bedelle çok daha ileri adımlar atılabilirdi.
"Selis neyle geçiniyor? Devlet sizi destekliyor mu? Cezaevindekilerle bağlantınız var mı?“ sorularına, Sudan Güven şu cevapları verdi:
Devletten destek almıyoruz, bizim kararımız. Kendi emeğimiz, kendi çabalarımız ve bağışlarla yürütüyoruz. Çünkü devletten destek alırsak, egemenliği altına gireriz. O da bize aykırı. Kampanyalar ve projelerle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Tutuklu arkadaşları ziyaret ediyoruz. Cezaevindekilerin ihtiyaçları DÖKH'ten karşılanıyor. Buna dönük bize baskılar oluyor. Tutuklanan Hacer Özdemir, bizim kurumumuz Selis'in temsilcisiydi.

RSS

Lenin, Boykot ve sendika.org'un uyanıklığı

Lenin, Boykot ve sendika.org'un uyanıklığı

Lenin'in “Boykota Karşı” makalesini kendilerine örtü yaparak, net bir bağımsız devrimci politik tutum almaktan kaçarak...

 

Haydut sözde çekiliyor!..

Haydut sözde çekiliyor!..

Irak hezimeti, siyasi yönden olduğu kadar askeri yönden de ABD’nin gücünün sınırlarını gösterdi

 

Barış mış mış…

Barış mış mış…

Yine timsah gözyaşları dökecekler kürsülerden; savaşın ne kadar acı, ne kadar yıkıcı olduğunu anlatırken.