• Paylaş

    KATEGORİ : AGÎRE JÎYAN

    Eklenme tarihi : 2017-07-14
  • "Ben öleceğim, ama sen aya da gitsen PKK'nin üç kurşunundan kurtulamayacaksın!"

    12 Eylül faşizminin vahşet boyutlarında terör uyguladığı Diyarbakır Zindanı'nda önce PKK'nin önder savaşçılarından Mazlum Doğan, ardından da PKK savaşçıları Ferhat Kutay ve yoldaşları ölümleriyle teslimiyete ve vahşete karşı direniş bayrağını açtılar. Onların yiğit ve yürekli çıkışlarını 14 Temmuz Ölüm Orucu eylemi izledi.

     

    Eylem başladığında direnişçiler, hücrelere tek tek konulmuştu. 35-36. koğuşlardaki hücrelerde Temmuz ve Ağustos boyunca bedenleriyle ve faşist idareyle savaştılar. Günler günleri, aylar ayları kovalıyor direnişçiler tık demiyorlardı. İç Emniyet Amiri işkenceci Esat Oktay Yıldıran, bu görkemli direniş karşısında hiçbir şeyin işe yaramadığını görüp Kemal Pir'e “Kemal, sen Türksün senin bunların içinde ne işin var” diye aklısıra onu çelişkiye düşürmeye çalıştı. Kemal Pir'in buna yanıtı ise “Ben Türkiye'nin kurtuluşunu Kürdistan'ın kurtuluşunda görüyorum bu benim tarihsel görevimdir” oldu.

     

    Diyarbakır Zindanı'nda en ufak bir zaaf, silah olarak kullanılırdı. Ölüm Orucu sürecinde M. Hayri Durmuş tek battaniyeyle kalmış ve eylemi böyle sürdürmüştü. Kemal Pir ona, “Doktor, kendine bir döşek iste...” dediğinde Hayri, “Eğer ben döşek istersem, bu bir zaaf olarak algılanacak ve arkadaşların tüm döşekleri toplanacak onun için fazla sorun değildir” demişti.

     

    Kemal Pir 'in bulunduğu hücreye su çıkmıyordu, cezaevi idaresi, direnişin kırılması için suyu bile silah olarak kullandı. Ama bu yöntemleri de sonuç vermedi. Ölüm Orucu'nun 47. gününde Kemal Pir gözlerini kaybetmişti, ama kimseye de söylemiyordu. Bu şartlarda bile arkadaşlarına moral verir, günlük gelişmeleri aktarırdı.

     

    İşkenceyle sonuç alamayan Esat Oktay, Kemal Pire önce eylemden vazgeçmesi için yalvardı. Bundan sonuç alamayacağını görünce “Kemal, sen bu sefer ölmelisin! Eğer ölmezsen seni koğuş koğuş dolaştıracağım. Ama eğer ölürsen de, mezarının başında kadeh tokuşturacağım” demiştir. Bu alçakça sözlere Kemal Pir'in yanıtı; “Esat ben Kemal Pir'im! Ben öleceğim, ama sen aya da gitsen PKK'nin üç kurşunundan kurtulmayacaksın” olunca, Esat Oktay Yıldıran hücrelere bir daha gelemedi. Nitekim Esat Oktay Yıldıran köpeği, bundan sadece 6 yıl sonra cezalandırıldı. 22 Ekim 1988 tarihinde, İstanbul Kısıklı'da bir belediye otobüsünün içinde, kafasına sıkılan üç kurşunla öldürüldü. Tetiği çeken kişi tetiği çekmeden önce Yıldıran'a, 1982 Ölüm Orucu'nda yaşamını yitiren "Laz Kemal" olarak bilinen Kemal Pir'in selamları olduğunu söyledi!

     

    14 Temmuz Ölüm Orucu'nun son günlerinde direnişçilerin hareketleri bayağı yavaşlamıştı; fazla konuşmak, hareket etmek ölümü hızlandırıyordu. Bundan dolayı M. Hayri Durmuş'un, “Arkadaşlar, fazla hareket etmeyin ve enerjinizi fazla sarf etmeyin!” sözü Ölüm Oruççuları tarafından bir talimat olarak algılanmıştı. Bir deri ve bir kemik kalan eylemcilerin inançları ve iradeleri çok güçlüydü. Son nefesinde M. Hayri Durmuş'un, “Ben halkıma borçluyum; mezar taşıma, 'Bu insan halkına borçludur' diye yazın'' sözlerinde yıllardır baskı ve işkence altında inletilen Kürt halkının özgürlük davasının büyüklüğü ve onun için ne yapılırsa yine de az kalır gerçekliği saklıdır.

     

    14 Temmuz 'da başlayan bu soylu direniş Eylül boyunca birbirini ardısıra gelen ölümlerle sona erdi. Ölüm Orucu'nda PKK MK üyeleri ve savaşçıları Kemal Pir 9 Eylül'de, M. Hayri Durmuş 12 Eylül'de, Akif Yılmaz 15 Eylül'de ve Ali Çiçek 17 Eylül 1982'de toprağa düştüler.

     

    Bu ve daha sonraki direnişler Diyarbakır Zindanı'nı ayağı kaldırdı. Ve Diyarbakır Zindanı Kürdistan'ın direniş ve esin kaynağı haline geldi.